E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)

ÖLÇÜLER DENGELER;


KENDİMİZİ TANIMAK-2

Mevlâna’nın hocası Seyyid Burhaneddin kuddise sırruhu:

“Denizi ve denizdeki canavarı görüp de şaşma, kendi içindeki denizi ve ondaki nefis canavarını gör de ona şaş.” der. İçimizdeki canavarı göremediğimiz, onun vahşetine muttali olamadığımız zaman, fert ve toplumların nasıl felaketler yaşadığını, nasıl cinayetler işlendiğini hep görüp durmaktayız.

Nefis canavarını ehlileştirmek öğretimle değil, eğitimle mümkündür. Eğitimsiz öğretimler, nefis canavarını daha da vahşileştirmekten öteye bir şey yapamaz.

Güzel eğitilmiş, terbiye edilmiş kişilerin halleri her zaman sözlerinin önündedir. Yani bu kâmil, olgun kişiler, çok konuşmazlar, konuştukları zaman hakkı, doğruyu konuşurlar. Fakat konuşmaktan ziyade amel-i salihle, hayırlı hizmetlerle, kalp ağartmakla meşgul olurlar.

“İlim ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir.

Sen kendini bilmezsen,

Bu nice okumaktır?”

Diyen Yunus’umuz, gerçek ilmin kişinin kendisini ve yaratıcısını tanıtan ilim olduğuna işaret etmektedir.

Biz fâniyiz, aciziz, muhtacız. Rabbimiz Bâkidir. Her şeye gücü yetendir. Hiç bir şeye muhtaç değildir.

Bu gerçeğin sözden hâle dönüşmesi, yaşantımıza yansıması öğretimle değil, eğitimle, nefis terbiyesi ile mümkündür.

Hocası sultanül ulemanın manevi bir işaretiyle, Mevlâna’nın manevi terbiyesi için Tirmiz’den Konya’ya gelen Seyyid Burhaneddin hazretleri, Konya’ya gelir gelmez hocasının kendi tahtı terbiyesine havale ettiği Mevlâna’yı huzuruna alıp çok sıkı bir imtihandan geçirdi. Çok zor sorular sordu. Aldığı cevaplar Mevlâna’nın ilimde çok büyük mesafeler katettiğini gösteriyordu. Seyyid Burhaneddin hazretleri durumdan çok memnun olmakla beraber, Mevlâna’nın manevi eğitiminin eksik olduğunu gördü. Asıl vazifesinin de Mevlâna’nın bu eksik yönünü tamamlamak olduğunu biliyordu.

Ona şu nasihatlerde bulundu:

“Dini ilimlerde babanı bile geçmişsin. Ancak babanın bu ilimlerin yanında bir de ledünnî ilmi, hal ilmi vardı. Bu ilim peygamberlerin ve Allah dostlarının ilmidir. O ilim babandan bana ulaştı. Bu ilmi sen de benden almalısın ki, zahirde ve batında babana vâris olasın.

Sen zahirde babanın mirasçısısın. Ancak ondan özü alan benim. Bana uy ki, babanla aynîleşesin. Cihana ışık saçmada güneş gibi olasın.”

Bu nasihatleri can kulağı ile dinleyen Mevlâna, Seyyid Burhaneddin hazretlerine teslim oldu. O küçük bir deniz iken, uçsuz bucaksız bir okyanus oldu.

Mevlâna hazretleri kendi ifadesi ile: “Hamdım, piştim, yandım.” merhalelerini yaşadı. Aşk-ı ilâhi ile yanıp tutuşmaya, gönül pınarından  marifet, hakikat suları çağlatmaya başladı. Daha sonra Şems-i Tebrizi’nin Konya’ya gelmesi Mevlâna’nın ufkunda yeni şimşekler çakmasını, manevi hayatında zirvelere ulaşmasını sağladı.

Şayet Mevlâna, önce babasından, sonra da Seyyid Burhaneddin ve Şems-i Tebrizi’den manevi bir eğitim almamış olsa, sadece öğretim yapmakla kalmış olsaydı, Mevlâna, Mevlâna olmayacaktı.

Seyyid Burhaneddin hazretleri:

“Yılan balığına benziyorsun. Ne yılansın, ne balık. Ya yılan ol, ya balık.” buyurarak, kişinin tabında olan menfiliklerin, olumsuzlukların ancak eğitimle mümkün olabileceğine işaret ediyordu. Nefsi, yılan sıfatlı olmaktan, öldürücü zehirlerden temizlemek, arındırmak, zehri bal yapmak gerekir.

Ecdadımız: “Ateşle pamuk birarada durmaz.” derler. Elbette doğrudur. Ancak gönül ağartanlar, nefsinin azgın arzu ve isteklerini gemleyenler, bunu başarabilmektedirler.

Gönlü cehenneme çeviren, dünya sevgisi, dünyevi arzu ve isteklerdir. Başta peygamberler olmak üzere, nice hikmet ehli, gönül erleri, Allah dostları kendilerine arz edilen dünya ve dünya nimetlerine asla iltifat etmemişlerdir. İçinde bulundukları nimetlere, zenginliklere, bulundukları mevki ve makamlara asla gönüllerinde bir yer ayırmamışlar, kalplerini bu gibi şeylerle asla meşgul etmemişlerdir.

Anlatıldığına göre Kayseri eşrafından bir zat, ders almak, ilim öğrenmek için kızını Seyyid Burhaneddin hazretlerine gönderir. Bir kısım kişiler, “Nasıl oluyor da bir kız çocuğunu erkek bir hocaya ders almaya gönderiyorsun?” diye kınarlar ve “Ateş ile pamuk bir arada durur mu?” derler.

Adamcağız, kızının ders almaya gidip gitmemesi hususunda tereddüt etmeye başlar.

Kızcağız hiç bir şeyden habersiz Seyyid Burhaneddin hazretlerinin derslerine devam eder.

Yapılan dedikodudan manen haberdar olan Seyyid Burhaneddin hazretleri, kızcağıza babasına verilmek üzere bir paket verir. Kızın babası paketi alıp açar, bir de ne görsün. Paketin içinde bir parça pamuk ve pamuğun ortasında kor halinde bir ateş...

Adamcağız hayretler içinde kalır ve dedikodu yapan kişileri çağırır. Paketi gösterir ve; “Ateşle pamuğun bir arada durmaması bizim gibi ham, nefsini terbiye edememiş kişiler içindir. Bu Allah dostları, gönül erleri için değildir.” der.

Bütün mesele nefsimizi hayvani vasıflardan, şehevani arzulardan pak etmek, kalbimizi masivâdan temizleyip aşkullah, muhabbetullah ile saflaştırmak, berraklaştırmak, ötelerin ötesini temaşa edebilecek bir manâ gözü yapmaktır.

Kişinin muhabbetindeki samimiyeti, sevdiğinin haliyle hallenmek, ona muvafakat etmek, onunla aynileşmek, asla itiraz etmemektir.

Bir müslümanın imandaki kemali, Allah Teâla’ya ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme muhabbeti ve bu muhabbetin gereği olan muvafakat ile ve Allah Teâla’nın ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin düşmanlarına düşmanlık derecesiyle ölçülür. Bir kişi hem Allah Teâla’yı, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi sevdiğini iddia ediyor, hem de Allah Teâla’ya isyan ediyor, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin sünneti seniyyesinden yüz çeviriyor, Allah Teâla’nın, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin düşmanlarına buğzetmiyor, onlarla dotluklar, arkadaşlıklar kuruyorsa böyle birisinin Allah Teâla’ya, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme muhabbet iddiası geçersizdir. Bu iddiasında yalancıdır. İnsanlar arasındaki dostluklar ve ilişkileri, sevgi ve nefretleri de buna göre kıyas ediniz.

Bugün toplumumuzun muhtaç olduğu en önemli hususlardan birisi de sevgi ve nefret eğitimidir.

Kimi seveceğiz?

Niçin seveceğiz?

Kimden nefret edeceğiz?

Niçin nefret edeceğiz?

Nasıl seveceğiz?

Nasıl nefret edeceğiz?

Bu sorulara sağlıklı cevap verebilmek ancak çok ciddi bir şekilde sevgi ve nefret eğitimi yapmakla mümkündür.

Bugün toplum olarak bir çoğumuz, sevmemiz gerekenden nefret ediyor, nefret etmemiz gerekenleri seviyoruz.

Sıkıntılarımız, çıkmazlarımız, geçirdiğimiz toplumsal sarsıntılarımızın kaynaklarını buralarda aramamız gerekir. Çünkü sevgi ve nefret bazen doğrudan doğruya, bazen dolaylı olarak iman ile ilgilidir.

İman zaafiyeti olan toplumların, nasıl dünyevileştiğini, kalplerini dünya sevgisinin nasıl istila ettiğini görmekteyiz.

İmanı kemale ermiş, kalbi imanın nuruyla aydınlanmış toplumlarda ise, Allah sevgisi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sevgisi hayatın bütün safhalarını kucaklamakta, bütün kötülükler terk edilip, bütün iyilikler toplumu muhabbet ve aşkla kucaklamakta, kötülüklerden iyiliklere, batıllardan hakka doğru bir hicret başlamakta, bir huzur toplumu, bir saadet toplumu, medeni bir toplum vücut bulmaktadır.

Sevgi ve nefret de, niyet gibi kalbin bir amelidir. O bakımdan kalbî yaşantımızı olması gereken noktaya getirmek için, çok ciddi bir manevi eğitim gerekmektedir. Kalbimiz masivadan temizlenip, saflaştırılmadıkça sevgi ve nefret duygularımızın netleşmesi, yerli yerinde kullanılması mümkün değildir.

 

Düzeltme: Geçen ay yayınlanan Ölçüler Dengeler sayfasındaki yazının başlığı “Kendimizi tanımak-1” olacaktır. Düzeltir, okuyucularımızdan özür dileriz.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.