E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

YUNUS HÜDAYİ

İLİMDEN İRFANA;


İNSANIN İLİM VE TEKNİKTE TEKAMÜL SERÜVENİ

Her türlü ilim ve tekniği kavrayacak akıl ve zeka potansiyeline sahip olarak yaratılan insanın serüveni başladığında, bunun fiile dökülmesi için çoğalıp, topluluklar oluşturması gerekiyordu. Habil’i öldüren kardeşi Kabil, kardeşinin cesedini ne yapacağını kara kara düşünürken kara bir karganın gömme tekniğini görünce kafasında bir şimşek çakıyor, olayı kavrayıp fiile döküyordu. Nesiller ve cemiyetleşmenin, çoğalıp gelişmesiyle insanın yeryüzünü imar ve bayındırlık faaliyetleri de gittikçe artan ihtiyaçlara nispetle gelişiyor ve fiiliyata dökülüyordu.

İnsana kalemle yazmayı ve ona bilmediğini öğreten Cenab-ı Hak, muradınca insan vasıtasıyla, peyder pey tekamül programını takdir buyurmuştur. Tabii ki bu materyalistlerin uydurduğu ibtidaî, ilkel, hayvanî bir başlangıç anlayışını gerektirmez. İnsan hilkaten medenî olma potansiyeline sahiptir. İlk insan aynı zamanda bir peygamberdi. Ona 10 sahife indirilmiştir. Eşyanın isim ve vasıflarını bilen biridir. Örtünme, utanma, adalet, sevgi, şefkat, çalışma, ibadet kavramlarını hayatında bilerek uygulayan bir mahlûk olarak hayata başlamıştır. Dolayısı ile tekamül, sıfırdan değil, medeni bir seviyeden evvela başlayarak devam edecektir. Dünyevî anlamda da olsa bir cemiyet olma, şehirleşme kültüründen uzak olan kavimlerdir ki onlar ibtidaî, mağara ve orman hayatına alışmışlar, medeniyetten uzak ve ilkel hayat tarzları nesilden nesile aktarıla gelmiştir.

Dünyanın dört bir tarafında, ismini, şanını duymadığımız bir çok peygamber gelip geçmiştir. Ancak Kur’an’da ismi zikredilen, hadislerde belirtilen peygamberlere baktığımızda, bayındırlık, fikir ve sanatta dünyanın merkezi ve beşiği olan bölgelerde yoğunlaştığını görüyoruz.

İbn-i Haldun der ki:

“Sanat, hüner (teknik) gibi işlerde tecrübe ve meleke edinmekle akıl ve ictimai hayatın tekamülü dahi aklın inkişafına yardım eder. Yazı bu meyanda en önemli alettir. Yazı delillerden anlaşılan mana ve sonuçlara intikal etmeye çalıştırır. Ve meleke husule getirir. Bu intikal meselesi sayesinde zihin taalluk ettiği her nesneyi iyi anlamaya istidat kazandığı için bu melekeyle kişiler akıl ve zekaları ile iyi ve güzel bir surette işlerini idare ederler. Matematik dahi yazı derecesinde akla intikal melekesi kazandırır, inkişaf ettirir.” (Mukaddime, c. II, s. 440-42, M.E.B.)

Şu halde ilim ve teknik tekamülünün mayası okumak ve yazmaktır ki, bunları insana ikram eden Cenab-ı Hak, peygamberleri vasıtasıyla yeryüzünü imar edip, zenginleştiren, bayındırlaştıran, teknik imkanlar ihdas eden kavimlere hep bu nimetlerini hatırlatmış, nankörlük etmemelerini ihtar etmiştir. Zira aslolan her şeyi aslına irca’ etmektir. Medeniyet namına ortaya konan ilim ve teknik gelişmeler, Cenab-ı Hakk’ı hatırlayıp, O’na şükretmeyi icap ettirmesi gerekirken, bunu unutup, sefahate dalmak hem insanın hemcinsine, hem de eşyaya zulmetmeye saik olmaktadır. Bunun en canlı, dinamik ve ayan beyan örneğini çağımızda yaşıyoruz. Her çağ kendi içindeki şartlara göre değerlendirileceğinden aynı zulme karşı mücadele de peygamber varislerinin çağı yorumlasında ilim ve tekniğe bakıştaki sakîm anlayışları tashih etmelerinin önemi daha iyi anlaşılmaktadır.

 

BİR AMEL

Bayezid-i Bestami’ye müracaat eden bir derviş:

- “Beni Allah’a yaklaştıracak bir amel tavsiye et.” deyince Bayezid (kuddise sirruh), ona şu nasihatte bulunmuş:

- “Allah’ın veli kullarını sev. Sev ki, onlar da seni sevsinler. Onların gönlüne girmeye çalış! Çünkü Allah Teala, o ariflerin kalplerine her gün 360 defa nazar eder. Bu nazarlar esnasında seni de orada bulsun!..”

 

ONLAR BÖYLEYDİ

Ubeyd b. Umeyr

Derdi ki:

“Şu iki şey, dürüst imana alamettir?

1- Nefis hoşlanmasa dahi, gece kalkıp, güzelce abdest almak.

2- Yabancı ve güzel bir kadınla yalnız kalınca, ona kötü nazarla bakmamak.”

“O kimseye ne mutlu... Şehvet şeylerini gözleriyle görür de, kalben öyle bir hataya düşmeyi hiç düşünmez.”

“Hevâdan geçmeyen öğrenci  olamaz. İnsanlar, beklediği kurtuluş çarelerini kendinde bulamadıkları kimse de alim olamaz.”

 

Mücahid b. Hanîn

Şöyle diyor:

“Peygamber (s.a.v.) Efendimizden başka herkes, bu alemde söylediği cümle sözlerinden dolayı kıyamet günü sigaya çekilecek. Ya tutulur, ya bırakılır.”

Yine diyor ki:

“Bir kimse; ayakta iken, yatarken yerine göre kalbinde veya dilinde Allah zikri olmazsa Allah’ı çok anan zümreden sayılmaz.”

 

Vehb b. Münebbih

Şöyle diyor:

“Tevratta gördüm; iyi kimse şöyle tarif ediliyordu:

- “İçinde yaşadığı topluluk ona hasım kesilir. Bu hasımlığı ona, dıştan yakınlık sırasına göre herkes yapar.”

Derdi ki:

İyi huy sahibi şerif kimse; Kur’an okurken, tevazu haline bürünür. Bayağı düşük kimse de, Kur’an okurken kibre kapılır.”

“İman sahibinin, büyük bir zata el verip bağlanmasını; kötülüğe kaymaması için gerekli olduğuna misal olarak, azılı hayvanın ayağına vurulan demir bağa benzetirdi.

Adamın biri geldi. Birinden söz ederek:

- Sana laf atıyor, deyince kızdı, onu bırakıp gitti. Giderken şöyle diyordu:

- “Şeytan bana; senden başka gönderecek elçi bulamadı mı?”

Bir aralık o laf atan adam geldi. Onu çok iyi karşıladı ve kolundan tutup, yanına oturttu.

Onun sözlerinden bazıları şöyledir:

“Doksan küsür mukaddes eser okudum; hepsinin de cümle üzerinde birleştiğini gördüm:

- Arzu babında ne miktar şey olursa olsun; bir şeyi nefsine mal eden kâfir olur.”

“Şirkten sonra en büyük günah; insanlarla eğlenip alay etmektir.”

 

Meymun b. Mihran

Şöyle anlatırdı:

“Bir kimsenin sadece aziz ve celil olan Allah’a asi olmayı sevmemesi; kendisi için, çok taat ettiği halde, kalbinde hatalı işlere karşı bir meyil bulunmasından hayırlıdır.”

Derdi ki: “Ey Kur’an okuyanlar! Onu dünyalık kazancınıza alet etmeyin. Dünyayı dünya ile, ahireti ahiret ile kazanmaya bakın.”

Arkadaşlarına derdi ki:

“Hoşunuza gitmeyen sevimsiz bir halimi görürseniz; yüzüme karşı söyleyin. Bir kimse din kardeşinde sevmediği bir hareketi görür de, yüzüne karşı söylemezse, ona faydalı ve nasihat eden bir kardeş olamaz.”

 

BİR SÖZ

Annesinden yeni doğan yavrunun haline bakmaz mısınız ki, avuçlarını yumar ve sıkar. Sanki; “Tuttum dünyayı elimden kaçmasını istemiyorum.” diyor. Ölünce avuçlarını açar, sanki; “Heyhat! İşte görün elimde, avucumda hiçbir şey kalmadı, her şeyimi dünyada bırakıp gidiyorum.”diyor. (AHMED RUFAİ)


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.