E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

A. HAMİD ÖZYAYLA

HÜRFİKİR;


HANNAN ALLAH, MENNAN ALLAH

İslam dininde insanların birlik ve beraberlik içinde yaşamaları için savaş yerine barışı tercih etmeleri istenmiş ve “Anlaşmak/sulh daha hayırlıdır.” denilmiştir. Ancak antlaşmaların tek taraflı bozulmaması, casuslara karşı uyanık olup bozgunculara itaat edilmemesi istenmiştir.

Ebu Beşer Adem (a.s.) döneminde başlayan Habil-Kabil kavgasına ve hak-batıl mücadelesine tarih arşivinde nice örnekler vardır. Kur’an’da ismi zikredilen ve zikredilmeyen her peygamberin bir baş belası olmuştur. Bu, kıyamet sabahına kadar da devam edecektir. Kur’an’da Bedir ve Huneyn savaşlarından ismen zikredilmekte ve 73 ayetten oluşan 33. suresi Ahzab, Hendek Savaşı’nı konu edinmektedir.

Cenab-ı Hak, müminlere düşmandan korkmamaları gerektiğini, cihat emrine rağmen savaşmaktan kaçınanların uğrayacağı akıbetin çetin olacağını haber vermektedir. Müşrik, münafık, yahudi ve hristiyan unsurlardan oluşan düşman milletlere karşı en iyi tutumun; onlara karşı kuvvet hazırlamak olduğu ehl-i kitaba karşı, birlik çağrısı yapılarak kafirlerin kadim dost edinilemeyeceği defalarca hatırlatılmıştır.

Fitneyi cinayetten daha beter olarak tarif eden yüce Rabbimiz; gerçek mücahid ve kahraman olmanın yolunun savaşa hazırlıklı olmaktan ve barış ortamında ter dökmekten geçtiğini belirterek müminlerin fi-sebilillah ve hakkı üstün tutmak uğruna verilen savaş emrine uyarak, savaş disiplini içinde meşru müdafaa yollarını kullanarak ve milletlerarası ortak antlaşmalara dikkat ederek, İslam, Kur’an ve Allah düşmanlarının cezalandırmasını istemiştir. Eğer, Cenab-ı Hak, haddinin bildirilmesi gerekenlere verilen cezayı müminlerin iradelerini ve ellerini kullanarak veriyorsa/verecekse, buna kimse engel olamaz ve olmamalıdır. Haddi zatında Allahu Teala’nın taş ile dövdüğü bir kavmi, onun peygamberi değnek ile kovalamıştır.

 

Hayye alel cihad!

Savaş konusunda gevşeklik gösterenler savaşın meşruiyetine dair hükümler ile savaşa izin veren ayetleri okumalı, savaşa karşı savaşın nasıl olacağını öğrenmeli, nefsini ve neslini savaşa teşvik edip savaşın hikmet ve sebeplerini anlamalıdır.

İslam’da savaşın gayesi barışı sağlamaktır. Savaşta azimle birlikte Allah’a güvenmek kadar münafıkların tutumuna da dikkat etmek gerekir. Münafıkların asla dost olmadıkları bilinmelidir. Zira münafıklar kafirlerin dostlarıdırlar. Uhud da Resulü Ekrem’e ihanet eden zihniyet, Irak’ta da cibilliyetinin gereğini yapacaktır, Kıbrıs’ta da.

Din, vatan, namus müdafaası için seferberlik görev emri verilenler savaşta aşırı gitmemeli, tarafsızlara dokunmamalı, yaşlı ve hastaları katledip çocukları öldürmemelidir. Savaşın zor anlarında sabır ve sebat göstererek şehadeti göze almalıdırlar.

İslam hukukuna göre savaştan geri kalmalarına izin verilenler dışında özürsüz olarak savaşı terk edenler/savaş kaçkınları, “Hayye alel cihad” denildiğinde asker ana ve babalarının gölgesine sığınıp “Evlerimizin kapıları açık!” mazeretiyle savaşmaktan korkanlar, fey ve ganimet taksiminden mahrum bırakılmaktadır.

 

Zafer İslam’ındır

Neticede hak, insanların arzularına tabi olmayacağına ve müminler Allah’ın halifesi ve Zillullah olduklarına göre zafer müminlerindir. Allah, zayıfların yardımcısıdır. Yeryüzünün ve göklerin velayeti, mülkü-tasarrufu, sevk ü idaresi Allah’a ait olduğuna ve Allah nurunu bir şekilde tamamlayacağına göre zafer İslam’ındır. Kim Allah’ın Rasûlüne ve müminlere dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanıyorsa göğe bir ip uzatsın. Zebur’dan sonra yeryüzünün veraseti ve hakimiyeti müminlere ait olması gerektiğine göre, zafer, Allah’ın yardım ettiği kimselerindir. Zafer Allah’ındır.

Madem ki, sefihlere velayet ve mal verilmeyecek, madem ki ölümü her canlı tadacaktır, o halde mazide Amalika’ya mezar olan eski Mısır, Amerika’ya neden mezar olmasın. Evladı Resul Hz. Seyyid Hüseyin’in (r.a.) şehid edildiği Kerbela, Kesikbaş Saddam Hüseyin’e niçin mezar olmasın? Bırakın can pazarı kurulsun. Ah yerde kalmasın. Dileyen şehit olsun, dileyen kel niyazi! Allah’tan korkan gözü, kan ve barut kokusu ile korkutanlara bakın pijamaları üzerinde mi acaba? Anadan üryan vücutlarıyla sahrada kadın erkek karışık “no war” diyenlerden mi korkuluyor? Allah’ın dinine harp ilan edenleri Cenab-ı Hak nerede ise kendi gölgeleriyle korkutacak!.. Biz tarihin hiç bir döneminde bu kadar alçaktan uçmamıştık… Gerçek şu ki bazen sakındırmak vurmaktan etkili oluyor. Ah! Nerdesin ya Hz. Ömer!.. Verilen selamı bile eğilerek almayı yasaklayarak dik duran can…

 

Deniz otobüsü

Ey!... Musa (as)’ya hanımı Safure doğum yaparken ihtiyaç duyduğu ateşi sincan ağacından parıldatan Yüce Rabbimiz!.. K. Irak’ta çıkacak ateşe odun taşıyan fincancı katırlarının kervanı önüne hangi bir yiğit aslanı çıkaracaksın?

İslam’ın belki son kal’ası olan bir cihan devleti Osmanlı’ya ihanet edenleri şehitler belki affetmiştir. Fakat Gayretullah’a dokunan bu ihanette Hukukullah ve hukuk-u amme’nin bir alacağı varsa varsın tahsil etsin. Bu coğrafyada bir zaman Beni İsrail’in Firavun ve hanedanına yüzyıllarca kölelik yapıp savaşmayı bir türlü göze alamadığı için Amalika’nın madarası olduğu gibi bizler de Amerika’nın oyuncağı olmayalım. Hele hele omuzu demirli, kolu gedikli olanların “Ey Musa sen ve Rabbiniz ikiniz gidiniz Firavun ve askerleri ile savaşınız. Biz şuracıkta oturanlardan olacağız.” demeleri yok mu ya? Bu tavır kendilerine vaad edilen topraklara girmelerini kırk yıl geciktirmiştir.

Ufukta, altı yok’lu Saylav-Önder’in gazına gelip deniz otobüsüne binenleri büyük bir fırtına beklemektedir. İzinsiz kavmini terk eden Yunus İbni Metta bindiği gemide çekilen kura ile uğursuz adam olarak görülmüş ve tayfalar tarafından fidye olarak denize atılmış ve Yunus balığının karnında aylarca kaldıktan sonra güneş ışığına dayanamayacak kadar ağarıp beyazlaşınca kabak tefeğine sığınmıştır.

 

Mükedder mekan: Irak

Eğer Zen Nun (a.s.) balığın karnında Allah’ı hatırlayıp onu tesbih edip, tevbe ve istiğfar etmeseydi yaşadığı sürece balığın karnında kalmaya devam edecekti denilmektedir. Sahib-i Hut bu ilahi ikaz ve cezayı, 33 yıl aralarında peygamber olarak yaşadığı halde nübüvvet ve tebliğine 2-3 kişinin iman ettiği söylenen 400.000 nüfuslu o dönemdeki adıyla Ninova şehri halkının cahil ve inatçı tavrının yüzünden çekmiştir. İlginçtir ki, Yunus (a.s.) ortadan bir an kaybolunca kendilerine dokunacak azabı hisseden ve aralarında peygamberi olmadığı halde kendi kendilerine yaptıkları duaları kabul edilip üzerinden azap bulutlarının dağılıp gittiği tek kavim şimdiki Musul ve Kerkük civarında yaşayan o eski topluluktur. Cins ise çekecek, kavga ise tütecektir. Eğer huylu huydan vazgeçmeyecekse tarih tekerrür edecektir. Zira, Ortadoğu’da irade kul elinden çıkmış gözükmektedir. Bazı mekanlar eğer mukaddes ise bazı mekanlar da mükedder olamaz mı? Eğer mekanlarda bir uğrusuzluk olmasaydı Tebük Seferinden dönen Peygamberimiz geçmişte bir kavmin helak olduğu bir bölgeye kurulan çadırları söktürür, hamur teknelerini develere bile yedirtmeden döktürür müydü? Su kaplarını boşaltır hemen oradan uzaklaşır mıydı? Eğer bazı topraklar manen kirlenmiş olup meymenetsiz kabul edilmemiş ise Osmanlı padişahlarından Yavuz Sultan Selim Alanya’ya niçin çadır kurdurtmamıştır? Kilis’te asker niçin kışlamamıştır? Bir araştırın hele… Üzülmeyin… Allah’ın kötü işi olmaz.

 

Harp hiledir

Hayber fatihi Hz. Ali (k.v.), insanları; rabbani alimler, ilim talebeleri ve her sese kulak veren sürüler olarak tasnif etmiştir. Hz. Hasan (r.a.) “Ar, nardan hayırlıdır.” demiştir. Kutlu doğumunun 1432. miladi yılını idrak ettiğimiz Peygamber Efendimiz hicri 63 yıllık ömründe 29 defa seriye, gaza/savaş ve sefere katılmıştır. Uhud savaşı öncesi giydiği savaş zırhını gençler bile çıkaramamıştır. Yalnız ne hikmettir ki, her yıl düzenlenen Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinde Peygamberimizin müşriklerle, yahudi ve hristiyanlarla yaptığı savaşların sebepleri ve sonuçları üzerinde durulmaz. Peygamberimizin haklı davasında yılmaz bir savaşçı, takip ettiği askeri ve siyasi stratejilerle tarihe damgasını vuran bir komutan, ordusuyla birlikte hendek kazıp nöbet bekleyen ve er meydanına çıkıp vuruşan bir mücahid olduğu gözardı edilmektedir.

“Harp hiledir ve kuvvet atmaktır.” buyuran bir Peygamberin ahir zaman ümmeti barışta ter dökmezse savaşta kan dökecektir.

ABD, Ortadoğu’da Türkiye gibi anahtar bir ülkede tek başına bir iktidar istemiyor. Bütün hesaplar, 59. Hükümet’in siyasi otoritesini kırmaktır. Sayın Bahçeli, Çin Seddi’nde bu gerçeği gördü ve 3 Kasım seçimlerinin startını orada verdi. Sayın Ecevit “Biz intihar ettik.” dese de Sayın Yılmaz’ın şu günlerde kendisini gizlediği gibi Ecevit de bu gerçeği gizlemektedir. Marifet iflas edene kadar… İstiklal şairimiz Mehmet Akif merhum der ki:

“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem,

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Biri ecdadıma saldırdı mı? Hatta, boğarım,

Boğamazsın ki; hiç olmazsa yanımdan kovarım.”

Ey BBG evlerinin saçı tokalı ve kulağı küpeli erkekleri! Delikanlı erkekler molped değil, silah kullanırlar...


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.