E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AHMET TAHA (ahmettaha@ilkadimdergisi.com)

HABER YORUM;


YENİ SOYKIRIMA DOĞRU MU?

Resul İzmirli/Türkiye

 

Şimdi Irak savaşının, egemen güçlerin (her kimlerse) Ortadoğu petrollerini ele geçirme, Çin’e karşı şimdiden cephe oluşturma, İsrail’in güvenliğini sağlama, dünya hakimiyeti vesaire emellerini gerçekleştirmek üzere çıkarıldığını bir tarafa bırakalım. Kendimizi Başkan Bush’un yerine koyalım. Başkan çok iyi niyetlerle(!) Irak halkını zalim bir diktatörün elinden kurtarmaya niyet etmiş olsun. Irak’a demokratik bir yönetim hediye ederek, ülkenin muazzam petrol servetinin Irak halkının refahı için kullanılmasını sağlamaya çalışıyor olsun...

O zaman ne yapacak; ya çok uzun vadeli istihrabarat çalışmalarıyla Saddam rejimini ortadan kaldırmaya çalışacak -bu pek mümkün değil- çünkü Saddam’ı bu konuda kendisi yetiştirmiş ve Saddam, dünyanın en acımasız ve güçlü istihbarat sistemlerinden birini kurmuş. Üstelik çok zekice bir manevrayla Milliyetçi Sosyalist Baas söylemlerinden, İslamî söylemlere geçerek, hatta Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra Irak bayrağına İslami motifler ekleyerek çoğunluğu teşkil eden Müslümanları biraz da olsa kendisine bağlamıştır. Ya da Vietnam’da, Afganistan’da, Güney Amerika muz cumhuriyetlerinde yaptığı gibi klasik savaş yöntemleriyle saldırıp Saddam’ı devirecek...

İki ateş arasında...

Şimdi korkum şu: Saddam, tahtını korumak için her yolu deneyip direnişini halkının topyekun katledilmesi pahasına sürdürmeye devam ederse, adına koalisyon denilen ordu daha bir acımasızca sivil asker hedef gözetmeksizin yüklenecek. O zaman gelecek nesillere izahı mümkün olmayan bir soykırım olayı daha tarih sayfalarında yer alacak.

Allah, iki ateş arasında kalan Irak milletine acısın.

 

 

MÜTHİŞ BİR BENZERLİK

Cuma Dergisi

 

İttihat Terakki zihniyeti 1908 yılında “İrtica ve savaş başlattık” naraları atarak Osmanlı’nın yıkılış sürecini hızlandırmış ve bundan altı yıl sonra 1914’de Osmanlı Devleti, Almanya’nın yanında 1. Dünya savaşına sokularak sonunda parçalattırılmıştır. Bugün zikredilen coğrafyada bu parçalanışın acı feryatları duyulmaktadır.

Yukarıdaki hadisenin ilginç benzerini bugünlerde yine yaşıyor gibiyiz. Zira 1997 yılında “İttihat Terakki” zihniyetinin devamı olan “28 Şubatçılar” da “İrtica ile topyekün bir savaş başlattık” diyerek güya ülkeyi kurtarmaya(!) yeltenmiş, ancak ne kadar hazindir ki; ülkemiz yine bundan altı yıl sonra 2003 yılında bu sefer ABD’nin yanında direk ya da endirek yeni bir savaşa destek vermeye mecbur hale gelmiştir. Temennimiz,, bu seferki sonucun asla öncekine benzememesidir.

 

GENÇLİGE HİTABE’DEN

Ey Türk Gençliği!..

... Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bil fiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevlid edebilirler. Millet fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir. (M. Kemal Atatürk)

 

 

“GENELKURMAY İSTEDİ”

Murat Yetkin / Radikal

 

Başbakan Abdullah Gül’ün bekleme odası arı kovanı gibiydi.(..) Birkaç dakika sonra Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış geldi. Yorgun ve düşünceli görünüyordu. “Beni sıraya alabilir misiniz? Başbakan’a bilgi vermem lazım” dedi ve kırmızı kapaklı dosyasıyla içeri girdi. Lahey ve Brüksel’den gelen haberler iç açıcı değildi. Yakış’ın (..) eleştiri aldığı ‘Çözüm olmazsa, işgalci durumuna düşeriz’ endişesi gerçek olmuştu.

Yakış’tan sonra sıra bendeydi. Başbakan henüz yemek yememişti, “Birlikte yiyelim” dedi. Köşk’e çıkıp istifasını sunmaya 1.5 saat kala, domates çorbası, barbunya pilaki ve kadınbudu köfteden oluşan Başbakanlık tabldotunu yerken Gül’ün kendi deyişiyle ‘3.5 yıl gibi geçen 3.5 ay’ üzerinde konuştuk:(..)

- İkinci Irak tezkeresini Meclis’e yeniden getiren başbakan olmayacağınızdan dolayı vicdani bir rahatlama duyuyor musunuz?

- “Yok. Hisler ayrı, devlet işinde yapılması gerekenler ayrı. O zaman ilk defa da getirmezdik Meclis’e. Hükümette karşı olan çok arkadaşımız vardı.”

- “Peki sizin hisleriniz ayrı, hükümetinizden, Meclis grubunuzdan emin değilsiniz, bu tezkereyi neden Meclis’e sundunuz? Amerikalılar mı baskı yaptı?”

- “Baskı değil, ama Genelkurmay’ın da, Dışişleri’nin de, diğer devlet kurumlarımızın da bir an önce tezkerenin sunulması gerektiği yolunda tavsiyesi oldu. Savaş çıkarsa, çıkarlarımızı daha iyi korumak bakımından. Devlet kurumlarının ortak kanaatiydi.”

 

 

VAHŞET, KAN VE GÖZYAŞI

SERVET KABAKLI / DB TERCÜMAN

 

Türkiye’de kış kışlığına, bütün dünyada Bush da  “Bush”luğuna devam ediyor. Neymiş efendim?... Irak’ın kuzeyine asker sokmaması istenen Türkiye’den açık ve net olarak istenmişmiş. Şu utanmaza, “Biz sınırlarımızı korumak ve muhtemel bir göç dalgasına karşı insanî ve vicdanî yardım için tedbir alıyoruz. Siz buralarda ne arıyorsunuz?  diye sormak var ama, dünyada bu vicdansızlardan hesap soracak makam nerede?

Eşi, menendi bulunmaz(!) ABD ve İngiltere kaynaklı yamyamlar, kendileri gibi bir ucube yarattığı, tıpkı Usame Bin Ladin gibi, destekleriyle büyüttükleri canavar Saddam’ı bahane ederek, masum Irak halkı üzerine her türlü canavarlığı tatbik ediyorlar.

Gerçekten de televizyon ekranlarının evlerimizin içine taşıdığı şu vahşet görüntüleri, gönüllerimizi dağlayıp, gözlerimizi ağlatıyor.

Uzmanlar, sivil-asker ayırmadan her hedefi acımasızca vuran vahşetin, çocuklarımız üzerinde menfi tesir yapacağını hatırlatıyorlar. Acaba bizzat bu vahşete maruz kalan, yüzleri-gözleri misket bombalarıyla yakılan çocuklar üzerinde ne gibi etki yapıyor. Hayatlarına kasdettikleri insanların, olmayan mezar taşına mı “biz bunlara demokrasi getirdik” diye yazacaklar?.. Aslında sadece Irak’a değil, bütün bölgemize getirmeye çalıştıkları, vahşi sömürge düzenini yerleştirmek adına, vahşet, kan ve gözyaşıdır.

ABD emperyalizmi, hem kendi, hem dünya ve hemde Türkiyemiz’de kapıkulu yaptığı medya tetikçileri vasıtasıyla aylardır propaganda yapıyor.

“Sivil halka zarar vermeyeceğiz. Akıllı füzeler imal ettik... Adrese teslim bombalarla kan dökmeden Saddam’ı çok çabuk devireceğiz.”

Ama gelin görün ki daha bu vahşi saldırının başlayışının ilk 3 gününde şu akıllı adrese teslim diye tarif edilen füzeler, sivillerin ikametlerini vurmak bir yana, bu füzelerden 4 tanesi tamamen farklı adreslere yönelmiştir.

Bu şaşkın füzeler hakkında 2 ihtimal sıralanabilir:

Birincisi, bu akıllı füzelerin gözdağı vermek için, komşu ülkeler İran, Türkiye ve Suriye’ye kasten atılmış olmasıdır. (...)

İkinci ihtimale gelince, bunların akıllı veya adrese teslim diye tarif ettikleri şu füze ve bombaların, tıpkı kendileri gibi modern görünüşlü birer “serseri mayın” olmasıdır.

Her iki ihtimalde bu durum son derece vahimdir. Bu zalimlerin akılları da, akıllı füzeleri de vahşetlerinin gölgesindedir. İşbirlikçi savaş uçaklarını dahi “yanlışlıkla” vuranlar, geçmişte Muavenet Muhribimiz’i de vurmuş ve lakayd ifadelerle özür dilemişler, ödeyecekleri tazminat için, şehit yakınlarımızı ve gazilerimizi, adaletten nasiplenmemiş mahkemelerinde süründürmüşlerdi.

Hiçbir meşru temele dayanmadan Irak’a saldıran ABD’nin “Başkan Bush”u ve diğer yetkili “bush”ları, Irak’ın esirleri televizyonda göstermesine çok öfkelenmişler. Doğrudur, savaş esirleri teşhir edilmemelidir.

ABD yetkililerine işte bu safhada, Afganistan’da “El Kaide Üyesi” oldukları iddiasıyla topladıkları bazı masum insanlara da, hangi muameleyi yaptığı sorulmalıdır.

Bizler inancımız gereği Allah c.c.’ın yarattığı en şerefli mahluk olan insana, işkence, zulüm ve baskı yapılmaması taraftarıyız.

Ancak, “beyaz bayraklar”a bile kurşun sıkan zalimler, yaptıkları muamelenin sonucuna katlanmak zorundadırlar.

 

 

GENÇLİKTEN BEKLENEN BU MUYDU?

Abdülkadir Özkan / Milli Gazete

 

Geçtiğimiz günlerde iki üniversitede düzenlenen birisi Kıbrıs, diğeri Irak Savaşı ile ilgili iki toplantıya katıldım. Daha doğrusu birisine katıldım, diğerine ise toplantı salonuna kadar gitmeme rağmen katılmamız mümkün olmadı.

Gerek Kıbrıs, gerek Irak Savaşı toplumumuzu yakından ilgilendiren, sadece bugün için değil gelecek yıllara da tesir edecek önemde konulardı. Salonların dolup taşacağını, insanların toplantıların ardından konuşmacılara yöneltecekleri soruları hayal ederek gidiyordum. Ne yazık ki, her iki toplantıda hayal kırıklığına uğradım. Her iki üniversite de öğrencilerin toplantılara karşı ilgisizliğini üzülerek gördüm. Hele birisinde dinleyici gelmediği için toplantı yapılamadı.

Toplantılarla ilgili izlenimlerimi sırası ile aktarmak istiyorum. İlki Kıbrıs konusunda bir paneldi. Toplantının başlama saati geldiğinde salonun üçte biri bile dolmamıştı. Bu şartlarda panel başladı. Daha sonra öğrenciler salona gelmeye başladı. Salonun dolmakta oluşu bana öğrencilik yıllarımı hatırlatmıştı. Ne var ki, öğrencilerin panele ilgisi ancak yarım saat kadar sürdü ve ardından ağır ağır salonu terketmeye başladılar. Böylece panel yine ancak salonun üçte birini dolduran, çoğunluğunu bizim gibi üniversite dışından gelmiş olan izleyiciler ile üniversiteye mensup öğretim üyeleri oluşturuyordu.

Panel sona erdiğinde bir kaç soru dışında soru soran da olmadı.

İkinci toplantı ise Irak Savaşı ve Türkiye üzerine etkilerini konu alıyordu. Yanımda bir muhabir arkadaş ile üniversitenin yolunu tuttuk. Davette belirtilen amfiye vardığımızda izleyici azlığından dolayı toplantının iptal edildiğini öğrendik. Gazeteye döndüğümüzde toplantının konuşmacısını arayarak durumu sorduk. O da, çok az sayıda izleyici geldiği için üniversite yetkililerinin toplantıyı iptal ettiklerini doğruladı.

Düşünebiliyor musunuz, kapımızı çalmış bir savaş sözkonusu. Toplumun hemen her kesimini yakından ilgilendiren bir durumla karşı karşıyayız. Ayrıca olayın siyasi ve ideolojik boyutu gelecek yıllara yönelik tesirler oluşturabilecek bir olay ve bu olay bir üniversitede konferans konusu yapılıyor ama, üniversite öğrencileri bile ilgi duymuyor. Bunun yorumlanmasına bile gönlüm razı olmuyor.

İster istemezkendi öğrencilik yıllarımı düşünüyorum. Bizim zamanımızda benzer toplantılarda yer bulabilmek için toplantıdan saatler önce salona giderdik. bununla da kalmaz, toplantı sonunda soracağımız soruları tesbite çalışırdık. Belki bizim zamanımızda bu tür toplantılarda karşılıklı sataşmalar olur, zaman zaman kavgalar bile çıkardı. Ama, bütün bunlar gençliğin duyarlılığını yansıtırdı. Şimdi, bırakın çatışmayı, salona gelmek zahmetinde bile bulunmayan bir gençlikle karşı karşıyayız. Ülke meselelerine böylesine duyarsız kalınırsa, bu gençlik yarın ülke yönetiminde görev aldığında ne yapar diye düşünmeden edemiyorum.

Acaba diyorum; belli sürelerle demokraside yapılan balans ayarları ile böyle bir gençlik mi isteniyordu? ülke sorunlarını sadece büyüklerine bırakmış, kendisi ise gelecekte ne kadar para kazanabileceğinin hesabını yapan bir gençlik.

Yukarıda sözünü ettiğim iki üniversite özeldi. Ancak, bizim öğrencilik yıllarımızda da özel okullar vardı. Ama, o okulların öğrencileri kesinlikle böylesine duyarsız değildi. Bırakın kendi okullarındaki benzer bir toplantıya katılmamayı, diğer üniversitelerdeki toplantıları bile takip etmeye çalışırlardı.

Hemen belirteyim ki, bizim gençlik yıllarımızda her fırsatta öğrencilerin birbirleri ile çatışmaları tasvip edilemezdi ama yukarıdan beri aktarmaya çalıştığım duyarsızlığın da tasvibi mümkün olmaz sanıyorum.

Galiba biz millet olarak ifrat ile tefrit arasında bocalıyoruz. Ya hep, ya hiççi bir milletiz. Ya bir toplantıyı izlemeyey gittiğimizde birbirimizle dalaşıyoruz ya da hiç gitmiyor, ilgi göstermiyoruz.

 

NOT: Evet Sayın Özkan, gençlikten beklenen elbette bunlar değil. Gençlik gruplarından biri olan Milli Gençlik Vakfı’nda toplanan gençlerin vakıf şubeleri birer birer kapatılırken de onların omuzlarına basarak yükselenlerin hiçbirini bulamamışlardı yanlarında. Okulları kapatılırken, körpecik elleri kelepçelenen İHL’li kızlar da yalnızdı, yapayalnızdı.

Ne vekilleri vardı yanlarında, ne yakınları.

Nutukları çok dinleyen gençler, nutukların hayata geçirilmesini mi bekliyor dersiniz?

Ne yapsın bu gençlik? Daha dün AMERİKA’ya karşı çıkanlar bugün onsuz olamayacağını seslendiriyorsa en üst makamlarda...

Artık damardaki asil kanın mevcudiyeti yok mu dersiniz?.. (A.T.)

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.