E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)

BAŞYAZI;


HEYTE LEK - MAAZALLAH 

Yusuf aleyhisselamın kıssası malum. Babası Yakub aleyhisselamın yanındaki mertebesini kıskanan kardeşleri, babasından müsaade alarak güya kırlara eğlendirmeye, oynamaya götürdüler. Onu babalarının yanında omuzlarına aldılar. Çeşit çeşit iltifatlar yaptılar. Evlerinden uzaklaşıp, babalarının gözünden ırağ olunca hemen omuzlarından yere atıp başladılar dövüp, sövmeye. Çeşit çeşit hakaretler yapmaya. Böylece içlerindeki kin, haset ve adâveti bütün şiddetiyle dışa vurdular. Hz. Yusuf, çaresiz şöyle feryat ediyordu:

“Ey babam! Sana verdikleri sözü ne çabuk unuttular. Bunların, senin oğluna yaptıklarını bir kölenin evladına yapmazlar.”

Yusuf aleyhisselam, bu olanlar karşısında şaşkın ve çaresizdi. Hangi kardeşine sığınsa bir öncekinden daha fazla hakaret ve şiddetle muamele görüyordu. Onu öldürmeye kastettiler. İçlerinden biri şiddetle yere çarptı. Diğeri boğazını kesmeye yeltendi. İçlerinden biri, “Sakın onu öldürmeyin, onu bir kuyuya atalım. Ya orada helak olur ya da bir kervan gelip onu alır götürür, biz de ondan kurtulmuş oluruz.” dedi.

Bu görüşü kabul ettiler. Yakınlarında bulunan bir kuyunun başına götürdüler. Gömleğini soyup kuyuya attılar. Yusuf aleyhisselam üç gün kuyuda kaldı. Sonra bir kafile gelip kuyunun yakınlarında mola verdi. İçlerinden birisi su almak için kuyuya gitti. Kovasını sarkıttı. Bir de ne görsün, ay gibi parlayan, melek sima bir çocuk. “Ey müjde! İşte bir çocuk!” diye sevinç çığlığı attı. Vaziyeti uzaktan kolaçan eden Yusuf aleyhisselamın kardeşleri, koşarak geldiler. Yusuf’u kuyudan çıkaranlara, “Bu bizim kölemiz! Bizden kaçmıştı, isterseniz size satalım.” dediler. Onlar da kabul etti. Yirmi dirheme anlaştılar. Kardeşleri Yusuf’u yirmi dirheme köle olarak sattılar.

Kervan, onu alıp Mısır’a götürdü. Köle pazarında satışa arzettiler. Mısır Azizi Kıtfir, onu ağırlığınca altın, gümüş ve mücevherat karşılığında satın aldı.

Hemen evine götürdü. Hanımına: “Ona çok değer ver. Güzel bak. Umulur ki bize faydası olur. Ya da onu evlat edininiz.” dedi.

Böylece Yusuf aleyhisselam, Mısır Azizi Kıtfir’in sarayında büyük bir itina ile büyütülüyordu. Kıtfir, onu çok seviyor, ona ayrı bir muhabbet besliyordu.

Nihayet günler haftaları, haftalar ayları, aylar seneleri kovalayarak Yusuf aleyhisselam büluğ çağına ulaştı. Suret ve siret güzelliği ile zaten dikkatleri üzerine çeken Yusuf aleyhisselam, büluğ çağına ulaşmakla daha bir güzelleşmiş, daha bir cazibe kazanmıştı.

 

Maâzallah diyebilmek

Aziz’in karısı Züleyha, ona kastetmiş, niyetini bozmuştu. nihayet bir gün göz kamaştıracak bir şekilde hazırladığı yatak odasına davet etmiş, o çirkin arzusunu gerçekleştirmeye azmetmişti.

Yusuf aleyhisselam, olacaklardan habersiz bir şekilde davet edilen yere vardı. Züleyha ona:

“Heyte lek-beri gel” diye kendine davet etti. Yusuf aleyhisselam bu teklifi:

“Maâzallah-Allah’a sığınırım” diyerek şiddet ve nefretle reddetti.

Züleyha, nefs-i emmarenin boyunduğurunda zebun, sefil ve rezil bir durumdaydı. Gözünü şehvet bürümüş, bütün fazilet duyguları körelmişti.

Yusuf aleyhisselam ise Allah Teala’nın yardımıyla, Allah’tan bir burhanla korunmuş “Maâzallah” diyerek sakınmıştı. Sığınılacak en yüce makama Rabb Teala’ya sığınmıştı.

Şu hadiseyi bir tefekkür edelim. Derinlemesine düşünelim.

Makam ve mansıp sahipi zengin, güzelliği dillere destan bir kadın, bizi kendine davet ediyor. Böyle bir teklifle karşı karşıyayız. Şöyle bir tefekkür edelim. Yusufcasına “Maâzallah-Allah’a sığınırım” diyebilir miyiz? Böyle çirkin tekliflere karşı nefsimizi “Maâzallah” diyebilecek kıvama getirebildik mi?

“Nerede olursanız olunuz Allah sizinle beraberdir.”

“Biz insana şah damarından daha yakınız.” ayeti kerimelerinde meknûn maiyyet ve akrabiyyet sırlarına muttali olabildik mi?

Hiç kimse görmese de, bütün gözlerden mestûr olsak da Rabbimiz görüyor, biliyor, her şeyden haberdar oluyor, bizi gözetiyor, inancıyla, yakîn bir imanla “Maâzallah-Allah’a sığınırım” diyebiliyor muyuz?

 

Şehvet mezbeleliği

Zamanımızda o kadar çok Züleyhalar var ki. Ne tarafa baksak “Heyte lek-Beri gel” diye nice kötülüklere davet olunuyoruz.

Her taraf bir şehvet mezbeleliği,

Her taraf bir şehvet lâşeleliğine dönmüş.

Derinlemesine bir tefekkür yaptığımız zaman bu mezbelelikte, bu lâşelikte:

- İslamî hassasiyetlerimizin nasıl törpülendiğini,

- Nasıl dünyevîleştiğimizi,

- Bu aşağılık ortamlara nasıl ısındırıldığımızı,

- Nasıl tepkisiz bir toplum haline geldiğimizi,

- Bencilleştiğimizi,

- Nemelazımcı bir anlayışla nasıl köreltildiğimizi dehşetle göreceğiz.

Aziz kardeşlerim, değerli okurlarım!

Şeş cihetten yüzlerce Züleyhaların “Heyte lek-Beri gel” nidaları, nefis ve şehvet kokan çağrıları ile karşı karşıyayız.

Sokaklar, caddeler,

Çarşılar, pazarlar,

Televizyonlar, radyolar,

Gazeteler, dergiler,

Okullar, iş merkezleri,

Borsalar, Bankalar,

Makam ve mevkiler,

Mal ve mülkler, çok azı, azın azı müstesna, her biri onlarca, yüzlerce Züleyha olmuş bizi günah bataklığına çağırıyor. Her biri bir köşeden: “Heyte lek-Beri gel” diye nida ediyorlar.

“Elbette bu Züleyhalar kendilerini bize arz ederken bizden bir bedel de istiyorlar:

Yerine göre imanımızı,

Yerine göre ahlâkımızı,

Yerine göre iffet ve hayamızı,

Yerine göre bizi biz yapan tüm değerlerimizi istiyorlar.

Bize şahsiyet veren, bize kimlik kazandıran, bizi biz yapan bütün değerlerimizden soyutlayarak kendilerine ram etmek, esir etmek, köle etmek, sonra da istedikleri şekilde nefsî, şehevî aşağılık arzularına hizmet ettirmek istiyorlar.

Böyle bir zilleti, böyle bir meskeneti:

Hangi onurlu bir insan,

Hangi kâmil bir müslüman,

İmanla şereflenmiş, İslam’la izzetlenmiş,

Ümmet-i Muhammed olmakla taçlanmış,

Dünyanın fâni, ahiretin baki olduğuna bütün kalbiyle inanmış,

Bu inancını amellerinde tezahür ettirmiş,

Dünyada yaptıklarından inceden inceye hesaba çekileceğine inanmış, cennet ve cehennemin varlığına inanmış,

Hangi şahsiyetli bir mü’min rıza gösterebilir, kabul edebilir?

 

Gerçek yiğitlik

Elbette kâmil bir mü’min;

Makam ve mevkinin,

Mal ve mülkün,

Hülâsa şu geçici fâni dünyanın bütün cazibesine, zahiri görkemine rağmen onun “Heyte leklerine”, histerik davetlerine asla iltifat etmez ve Yusufcasına, bütün kalbiyle, bütün içtenliğiyle, bütün âleme ilan edercesine “Maâzallah-Senin davet ettiğin bütün kötülüklerden Allah’a sığınırım” diye haykırır.

İşte bir mü’min bu haykırışla:

Tevhidin derinliklerine,

Marifetin ulvîliklerine,

Hakikatin sırlarına,

İmanın yakînine,

Mâşukun divanına yükselecek, aşıklar kervanına, dostlar meclisine katılacaktır.

İşte gerçek yiğitlik, gerçek pehlivanlık budur. Nefsin, şehvetin kesafetinden kurtulup ruhun letafetine ulaşabilmektir. Gerçek yiğitlik, hakiki pehlivanlık rakibin sırtını yere getirmek değil, gerçek yiğitlik, hakiki pehlivanlık, seni günaha, kötülüklere davet edenlere “Heyte lek” diye çağıranlara kulak asmayıp, yüz vermeyip, nefretle karşılayıp, davet ettikleri günahlardan, kötülüklerden, Yusufcasına bir samimiyet, bir içtenlikle “Maâzallah” diyebilmektir.

Gerçek pehlivanlık:

Dünyanın bütün alayişine,

Makam ve mevkiine,

Mal ve mülküne,

Şan ve şöhretine,

İnsanların övgüsüne, iltifatına,

Nefsin bitmez, tükenmez arzu ve isteklerine, Maâzallah diyebilmek, dünyada, izzet ve şerefle, müslümanca yaşayabilmektir.

 

Dünya çöplüğü

Canımız, canânımız Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, bakınız ne buyuruyor:

“Şayet dünya, Allah Teala katında bir sivrisinek kanadı kadar değerli olsaydı, Allah bir kâfire dünyadan bir damla bile su içirmezdi.” (İbni Mâce)

Diğer bir hadisi şerifte de şöyle buyuruyor:

“Altının kulu, gümüşün kulu, kareli elbiselerin kulu olan kimse sürünsün ve baş aşağı yuvarlansın. Vücuduna diken batınca, onu çıkarmaya güç yetiremesin.” (Buhari, İbni Mâce)

İşte Allah’ın indinde, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yanında dünyanın değeri budur.

Aziz kardeşim! Dünya çöplüğünde karga olmayalım. Marifet bahçesinin hakikat dalında, tevhid şakıyan bir bülbül olmak için sevdalanalım.

Avrupa Birliği’ne girmek için değerlerimizden taviz verenler, Kıbrıs’ı bir oldu bittiye getirmek isteyenler, Amerika’nın “Heyte lek”lerine aldanıp, üç-beş kuruş dünya çıkarı için Iraklı müslüman kardeşlerimizi, masum bebekleri, yaşlı, ak saçlı nineleri, beli bükülmüş ak sakallı dedeleri, genç-ihtiyar, kadın-erkek din kardeşlerimizi pazarlık konusu yapanları, Türkiye’nin hava sahasını Amerika’ya açanları, Amerika’nın katliamlarına katkıda bulunanları şu mealini yazdığım hadis-i şerifler çerçevesinde nefis muhasebesi yapmaya, Yusuf aleyhisselamın kıssasından hisse almaya;

Amerika’nın,

Avrupa Birliği’nin,

Yahudi’nin,

İMF’nin,

Ve tüm İslam düşmanlarının, “Heyte lek”lerine, Yusufcasına, yiğitçe “Maâzallah” demeye davet ediyorum.

 

Büyük tevafuk: Fil vakâsı-Irak savaşı

Aziz kardeşim! Değerli müslüman!

Gelin hep beraber maziye bir yolculuk yapalım. Dünyada ilk defa, Kabe’yi yıkmaya gelen bir haçlı ordusunun, bir hristiyan ordusuun ve o ordunun komutanı Ebrehe’nin başına gelenleri hafızalarımızda canlandıralım. Âkıbetleri ne olmuş bir görelim.

Ebrehe altmış bin kişilik bir ordu ile Kabe’yi yıkmak için yola çıktı. Önlerinde Mahmud adlı çok büyük bir fil, 14-15 diğer küçük fil vardı. Ordu, Kabe’ye çok yakın bir yerde, Müzdelife’de Muhassab Vadisi’nde karargah kurdu.

Kabe’yi yıkmak için hareket ettikleri gün, Mahmud adındaki fil yere çöktü. Bir türlü yerinden kaldıramadılar. Yönünü Kabe’den başka tarafa çevirince kalkıyor ve hızla koşuyor, tekrar Kabe’ye çevirdiklerinde yere çöküyordu. Onlar böyle hayrette ve telaşta iken deniz tarafından kara bulutlar gibi Ebabil kuşuna benzeyen kuşlar geldi. Gagalarında ve ayaklarında üçer taş taşıyorlardı.

Bu taşları Ebrehe askerlerinin üzerine atmaya baladılar. Her atılan taş bir askeri helak ediyordu. Bu taşlardan biri de Ebrehe’ye isabet etti. Ebrehe’nin etleri lime lime dökülmeye başladı. Ebrehe ve etrafında 40-50 kişinin dışında ordunun hepsi helak oldu. Ebrehe ve yanındakiler de San’aya varınca teker teker yıkılıp öldüler.

Fil Vakası’nda sadece Mahmud adlı fil kurtuldu. Bir de Habeş Kralı’na hadiseyi anlatmaya giden haberci.

Aziz kardeşim! Derinlemesine düşünelim. Tefekkür edelim:

1- Allah Teâlâ, Ebrehe’yi ve ordusundan bir kısım akserleri, San’aya kadar ulaştırdı ve orada öldürdü ki, halk, Fil Vakası’nda askerlerinin akıbeti ne olmuş görsünler de ibret alsınlar diye.

2- Habeş Kralı’na ordunun akıbetini bildirmek için yola çıkan haberciye müsaade etti ki, kral ordunun sonunu bilsin, Kabe’yi yıkmaya teşebbüs etmenin bedelini görsün.

3- Mahmud adlı fil de hayatta kaldı. Kabe’yi yıkmaya giden ordunun önünde klavuzluk etmediği, yerinde çöküp kaldığı için.

Ayrıca bütün müslümanları, aklı selim sahiplerini şu tevafuk üzerinde derin derin düşünmeye, tefekkür etmeye davet ediyorum:

1- Ebrehe’nin Kabe’yi yıkmaya geldiği tarih 17 Muharrem’dir.

2- Amerikan ordusu Bağdat ve civarına hicrî 17 Muharrem 1424 perşembe günü saldırı yaptı. Savaş başlattı.

3- Maalesef Türkiye Büyük Millet Meclisi de hicrî 17 Muharrem 1424 Perşembe günü Amerika’ya Türkiye’nin hava sahasını açma kararı aldı.

Bütün bir millet olarak tefekkür edelim, ibret alalım.

Uyanması gerekenler uyansın.

Tövbe etmesi gerekenler tövbe etsin.

Ve hep beraber Amerikan ve İngiliz ordularının Ebrehe ve ordusunun akıbetine uğraması için bütün kalbimizle dua edelim.

Ayrıca Amerikan, İngiliz ve yahudi mallarına karşı bütün dünya müslümanları olarak boykot ilan edelim.

Tevfik ve hidayet Allah’tandır.

Neticede Allah Teala’nın dediği olacak.

Kul da yaptıklarının karşılığını bulacaktır.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.