E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AHMET BELADA (ahmetbelada@yahoo.com)

TARİHE YÖN VERENLER;


AHMED B. HANBEL

O, hakaret ve horlanmaya maruz kalıyor; Bağdat’tan, elleri kelepçeli olarak ders meclisinden uzaklaştırılıyor; sırtında simsiyah izler bırakan kırbaçların altında oradan oraya götürülüyor. Bu zat, hapsediliyor ve hapishanede ona durmadan dayak atılıyordu. Fakat, dayak atan ve attıranlar, ona söyletmek istediklerini ve onun, söylenmesine dince müsaade edilmediğine inandığı şeyi söyletmekten aciz kalmışlardı. Hem onlar, hem o zat, bu hal üzere 18 ay devam etmişlerdi. Bu süre içerisindeki işkence ve baskılarına rağmen o, bunların arzularını yerine getirmemiştir. Nihayet onu serbest bıraktılar. O, bu yaralardan şifa bulup ıstırapları dinince dersine tekrar dönmüştür. Fakat onlar, bundan sonra, bu zatı yine hapsederek, Allah’ın yardımı erişinceye kadar dersinden alıkoydular. İşte bu zat, Daru’s-Selam (Bağdat)’ın imamı, çağındaki fakih ve muhaddislerin üstadı İmam Ahmet b. Hanbel’dir.

 Ahmet b. Hanbel, hicri 164 yılında Bağdat’ta doğmuştur. Burası onun yaşadığı, ders verdiği ve şöhretinin yayıldığı yerdir. Annesi onu, babasının ikamet ettiği Merv şehrinden hamile olarak getirmiştir. O hem ana, hem baba tarafından soyca Arap’tır. Çünkü ana ve babası Şeyban kabilesindendir. Bu kabile de, Adnan kabilesinin bir kolu olan Rabia kabilesinden ayrılma olup Nizar kabilesinde Peygamberimizin soyuna karışır.

Ailesi hikmet sahibi ve cömertti. Dedesi Emevilerin valisi idi. Daha sonra Abbasi hareketini haklı bularak, Emevilerin çöktüğünü de görerek vazifesinden ayrıldı. Bu yüzden işkencelere maruz kaldı. Babası da 30 yaşında çok gençken ölmüştü.

 

Eğitim ve tahsili

Terbiye ve yetişmesini annesi üzerine almış ve buna amcası da nezaret etmiştir. İlim merkezi olan Bağdat da ilim tahsiline çok müsaitti.

Çocukluğundan itibaren İslami ilimleri öğrenmeye başlayan büyük imam, önce Kur’an’ı ezberledi. Daha sonra Arapça, hadis ve büyüklerin hayatlarını öğrenmeye başladı.

Küçüklüğünden itibaren asalet ve takva emarelerinin gözüktüğü Ahmet b. Hanbel’i, inancı uğruna en büyük imtihanlara katlanan, azim sahibi, muttaki insanlardan başkasının dayanamayacağı işkencelere fütursuzca göğüs geren bir insan olarak görüyoruz. Akranlarına göre o ciddi işlerle uğraşıyordu. Yetimlik ona ciddiyet vermişti.

İlim alanı olarak ne felsefeyi, ne de matematiği seçmiştir. O, dini ilimleri tercih etmiş ve bu arada kendini memleket memleket dolaşmayı gerektiren hadis ilmine vermiştir. Hadis ilmi de onu fıkha götürmüş, böylece onda hem fıkıh, hem de hadis ilmi birleşmiştir.

Hadis ilmini tercih edişi rastgele değildir. Önce o, rivayetle dirayeti birleştiren fıkıh tahsiline başlamış, Ebu Hanife’nin talebesi ve o çağın en büyük kadısı Ebu Yusuf’tan ders almıştır. Fakat o hadise meyletmiş, bu itibarla o, “İlk hadis yazdığım şahıs Ebu Yusuf’tur.” demiş, fıkıh zevkini de ondan öğrendiğini belirtmiştir.

 

Hadis tahsili için yaptığı seyahatler

15 yaşında iken hadis öğrenimine başlayan imam, yedi yıl Bağdat’ta muhtelif hocalardan hadis dersi aldı. Ardından büyük ilim merkezleri ve muhaddislerin bulunduğu değişik yerlere seyahat etti. Sırasıyla Basra, Kufe, Hicaz ve Yemen’e gitti. Kitaplardan okumaktan ziyade şifahi olarak hocalardan dinlemeyi daha çok arzu ettiğinden seyahati istemiştir. Bu yolda meşakkat çekmeyi, muradına kolayca ermeye tercih ederdi. Çünkü kolay elde edilen şeyler çabucak unutulmakta, güçlükle elde edilen şeyler ise unutulmamaktadır,

Bu durum, ne zamana kadar sürecek diyenlere de: “Hokka ve kalem ile mezara kadar...” diye cevap vermiştir.

 

Fıkha doğru

Ahmet b. Hanbel’in topladığı hadisler (sünnet), aynı zamanda derin ve ince bir fıkıh idi. Bu itibarla, rivayetle uğraşırken fıkhî mevzulardan uzak kaldığı söylenemez. Aksine o fıkıhla sıkı sıkıya alakalı idi. Onun ilk çalışmaları, Kadı Ebu Yusuf’tan fıkıh tahsiline yönelikti. Olgunluk çağına gelince sünnet fıkhına meyletmiştir. Belki onu fıkha yönelten de Ebu Yusuf’un ilk yıllardaki hali olmuştur.

Fıkıh konusunda özellikle Hicaz’da İmam Şafi ile karşılaşması ve onun aklî kudretine ve fıkhi istinbat hususunda koymuş olduğu ölçülere hayran kalmıştır. Artık o muhaddis ve fakih idi.

 

Fetva vermeye başlıyor

Ahmet b. Hanbel için artık aldıklarını verme zamanı gelmişti. Ancak bu duruma kırk yaşına geldiğinde başlamıştır. Belli ki bu durum Hz. Muhammed (sav)’e uyma anlamına geliyor. Tıpkı İmam-ı Azam gibi. “Hocalarım hayatta iken fetva vermek bana uygun değildir.” demek sureti ile de farklı bir mütevazilik örneği sergilemiştir.

İffet, nezahet ve takvası, insanlar arasında öylesine yayılmıştı ki, herkes ona fıkıh ve hadis rivayeti için başvuruyordu. O da bunlara mescidde cevap vermeye başladı. İlim, zühd ve takvası yayıldıkça derslerinde izdiham olmaya başladı.

İki türlü ders meclisi vardı:

1- Çocuklarıyla özel talebelerine hadis anlatmak için evindeki meclisi.

2- Hem talebelerinin, hem de halktan isteyenlerin hazır bulunduğu mesciddeki dersleri.

Derslerinde de şu üç hususa dikkat ederdi:

1- Dersinde vakar, ciddiyet, tevazu ve ruhi huzur hakim olurdu. Şaka ve alay etmeyi sevmezdi. “Ciddi olunması gereken yerde şaka etmek, akıl kıtlığından ileri gelir.” derdi.

2- Dersinde kendisinin yazdığı hadisleri anlatırdı.

3- Talebelerine hadis yazmayı mecbur kılardı.

Verdiği fetvalara gelince, bunların yazılıp nakledilmesini menederdi. Ona göre yazılmayı icab eden din ilmi kitap ve sünnettir.

 

Mihnet (sıkıntı) dönemi

Hiç süphesiz o büyük zatlar muhtelif sıkıntılara maruz kalmışlardır. Tabir caizse bu bir sünnetullah -Allah’ın kanunu- gibi bir şey. Peygamberler, onların sahabeleri ve bu yolu takip edenlerin durumlarında olduğu gibi, Ahmet b. Hanbel de mihnete maruz kalmıştır.

Halife Memun, Mutasım ve Vasık’ın dönemlerinde Kur’an’ın mahluk (yaratılmış) olduğu iddiasıyla son derece suni, bir o kadar da gerçek dışı ve gereksiz konuyla gündemi meşgul ediyorlar ki, deme gitsin. Siyasi otoritenin de tasvip ettiği akılcılık meselesi, akıllı insanların taciz edilmesini sağlıyor. Hristiyan asıllı Yuhannâ ed-Dımaşki’nin gündeme getirip, Cad b. Dirhem’in savunduğu ve Mutezile ekolünün tasvip ettiği bu olayı, mezkur halifelerin de desteklemesiyle bu akıma ve bu görüşe aykırı davranan herkese zulüm yapmışlar. Birçok kimseyi zorla ikna ederken kabul etmeyenlere de akıl almaz işkenceler yapmışlar. Onlardan biri de o dönemin sembol şahsiyeti Ahmet b. Hanbel’dir.

Tam 14 yıl Kur’an’ın mahluk olup olmaması konusunda dayanılması güç işkencelere maruz bırakıldı. Her defasında bayılıncaya dek dayak yiyen büyük şahsiyet, bunlara dayanıyordu. Özellikle okutmaktan mahrum edilişi ona daha da acı geldi.

Sonunda Ahmet b. Hanbel’in muhibbisi artarken, öbürlerinin nefret edeni çogaldı. Hakk’ın yanında olan kazandı.

 

Bu konudaki görüşü

O bu konuda ne diyordu? Aslında bu kısır tartışma ortamında Kur’an mahluktur diyenin görüşünü benimsemediği gibi, mahluk değildir diyenlerinkini de desteklemiyordu. Bu konuda tevakkut eden İmam; bu meselelere dalmak istemiyordu. Selef-i salihin de bu meselelere girmediğinden bizim tartışmamız yersiz derdi.

Nitekim: “Bir kimse, Kur’an’ın mahluk olduğunu iddia ederse o cehmîdir.(1) Bir kimse, Kur’an’ın mahluk olmadığını iddia ederse o da bidatçıdır.”

Ahmet b. Hanbel’in bu ve diğer konulardaki temel anlayışı şudur: “...Kur’an Allah kelamıdır; mahluk değildir... Ben bu görüşe uyuyorum. Allah’ın kitabında, Rasûl’ün sünnetinde, sahabi ve tabiilerin haberinde de ne varsa ben onları anlatıyorum. Bunların dışındaki meseleler üzerine konuşmak hoş kaçmaz.” diyerek yolunu ve mezhebini belirtmektedir.(2)

Hicri 241 yılında vefaat eden ve 77 yıllık hayatında sırat-ı mustakim’den ayrılmayan, doğrunun ve doğruların yanında yer alan Ahmet b. Hanbel, kendinden sonra gelen müslümanlara çok güzel bir çığır açmıştır. Hak bildiği ve haklı gördüğü konuda istikrarlı ve kararlı tutumuyla bu yolun yolcularına güzel bir örneklik teşkil etmiştir.

Nokta gibi menfaat için virgül gibi eğilmeyen, siyasi otoriteye ve maddeye meyletmeyen, kendini Allah’a sevdirmeye çalışan büyük şahsiyete Allah’tan rahmet diliyoruz.

 

Kaynaklar

1- Cehmi; Cehim b. Satvan’a nispet edilen kimsedir. Çünkü bu kişi Kur’an’ın mahluk olduğunu ve Allah’ın kelam sıfatının bulunmadığını söyleyenler arasında idi.

2- İslam’da Fıkhî Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Mütercim Dr. Abdulkadir Sever, Hisar Yayınları, c. 1. s. 363-434.

- Mezahib-i Erbaa (Dört Mezhebin Fıkıh kitabı).


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.