E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

YUNUS HÜDAYİ

İLİMDEN İRFANA;


EŞYANIN HAKİKATI

Cenab-ı Hakk’ın halık (yaratıcı), musavvir (şekil veren), mübdî (yoktan var eden), bari (yaratıkları temiz, sağlam bir nizam özene yaratıp olgunlaştırması ve ayırması) Rakib (yaratıkları görüp, gözeten), muhsi (her şeyin sayı ve hesabını bilen), Vali (her olan biteni idare eden), Bedi (eşşiz ve görülmemiş şeyleri var eden, bir şeyi en mükemmel yapan) gibi sıfatları doğrudan eşyaya taalluk eden sıfatlarıdır. Zerreden kürreye eşyadaki her özellik Cenab-ı Hakk’ın bu sıfatlarının tecellisi ile zahir olmuştur.

Adem (a.s)'e bütün isimler meyanında eşyanın ismi öğretildiğinde bunun sadece isimleri telaffuzdan ibaret bir talim olmayıp, havassı eşya yani eşyanın özelliklerini, havi ilmi de ihtiva ettiği görüşüne istinaden Adem (a.s) kelam yanında ilmin anahtarlarını da bilmiş oluyordu. Adem (a.s) bu isimleri sayıp döktüğünde Cenab-ı Hakk’ın melekleri “Size sizin bilmediğinizi bilirim demedim mi?” cevabıyla ihtarına muhatap kılan, yeryüzünde kan döküp, fesat çıkarma günahlarına batacağı mukadder olsa da halifelik şerefine haiz olacak bu insan nesline Cenab-ı Hak tarafından ikramen bahşedilmiş ve melekleri inkiyada saik bu vasıf yani eşyayı bilme vasfı cidden çokça üzerinde durulmaı gereken bir hadisedir.

Bu halifelik ki, böylece Cenab-ı Hak kendi iradesinden, kudret ve sıfatından ona bazı salahiyetler bahşedecek, o da buna göre Cenab-ı Hakk’a niyabeten eşya ve mahlukat üzerinde bir takım tasarruflara sahip olacak, Cenab-ı Hak namına ahkamını icra edecek, asıl olarak değil, Cenab-ı Hakk’a niyabeten emirlerini, iradesini ve kanunlarını tatbik edecek.

Hak Teala’nın esma ve sıfatından hissesine düşen nasib ve vazifeleri icmalen ihraza (alıp, uygulamaya) müsaid olarak vasfedilen insan mahiyeti, bu hilafetin hakkını verdiği, gereğini yerine getirdiği müddet zarfında tebcil ve tekrim olunacak, ne zaman ki kendisine bahşedilen bu mükemmel, potansiyel tasarruflarını naibi olduğu asliyyetinin emr-i hilafına, su-i istimal ederek, masivaya sarfeder, o zaman da esfel-i safiline düşüp, fesat ve fitne müsebbibi olacak.

İster şükretsin, ister nankörlük etsin, kendisine hakikat yolunun bildirildiği insanın yeryüzündeki serüvenini iş bu halifelik merkezinde düşünüp yorumlamak durumundayız. İnsana bilmediğini öğreten, ona kalemle yazmayı belleten, mahlukat hizmetine sunan, çeşitli sanatları ona behşeden Cenab-ı Hak; halihazırda gözükmeyen eşyanın meknuz incelik ve özelliklerini, bu serüvenin başlangıcından itibaren verdiği akıl ve tefekkür nimetini kullanarak insanlığın istihrac etmesini murad etmiştir.

Kabil, ilk fesadı fiiliyata döken insan olarak, kardeşi Habil'in cesedini ne yapacağını kara kara düşünürken Bari, Bedi ve Halık Teala’nın bahşettiği içgüdü saikiyle eşini yahut hasmını gömen kargada kendisinde meknuz eşyanın hakikatını kavrama kabiliyetiyle bir hakikatı yakalıyor ve yaptığına pişman oluyordu.

Elmalılı merhumun ifadesiyle, Adem (a.s)'de tahakkuk eden hilafeti tescil eden ve kudret-i ilahideki hikmeti ızhar eden meleklerin anlayamadığı sırr-ı hikmet ve esbab-ı liyakat, Cenab-ı Hakk’ın ona talim ettiği esma ilminde gizlidir.

Zira Cenab-ı Hak bütün ilahi sanatını böyle sebepler ve gizli hikmetlere rapt etmiştir. Ancak ona karşı hiçbir sebep de bir hak iddiası ile gerekçe gösterilemez. Çünkü o bir şey murat ederse böyle yeni sebepler halk eder ve neticesini de o suretle ihsan eder. Sebeb-i asli ve hakiki ancak onun iradesidir. Hikmet de onun lazımıdır.

Kaynak: (Elmalılı Tefsiri, c.1, s. 317)

 

ONLAR BÖYLEYDİ

Muhammed b. Şirin

Annesine çok saygı duyardı. O konuştuğu zaman, sadece dinlerdi. Ona bir şey demesi veya sorusuna cevap vermesi gerektiği zaman, sesle konuşmaz işaretle anlatırdı.

Bir defa kendisini alacak yüzünden hapsettiler. Akşam olunca zindancı onu serbest bırakmak istedi. Şu teklifi yaptı:

- “Şimdi evine git, sabah erken gelirsin.”

Bu teklifi beğenmedi. Vazifesini tam yapmasını istedi ve şöyle dedi:

- “Sana tevdi edilen vazifeye hiyanet etmene yardımcı olamam.”

Hapsolma nedeni ise, birinin borcuna kefil olup, ödeyememesi idi.

Derdi ki:

“Bir müslüman kardeşine yapacağın en büyük zulüm kızdığın zaman, hayırlı işlerini gizlemen ve şerli yönünü anlatmandır.”

Biri geldi:

- “Senin gıybetini ettim. Bu halimi hoş gör ve hakkını helal et.”

Şu cevabı aldı:

- “Allahu Teâla, müslümanların şerefiyle oynamayı ve onların namusuna dil uzatmayı haram kılmıştır. O’nun haram kılıp yasak ettiği bir şeyi ben nasıl hoş görüp helal ederim? Ancak seni bağışlamasını isterim; o kadar...”

 

Muhammed b. Vasi

Yünden dokunmuş elbise giyerdi. Bir gün bu kıyafetle Kuteybe b. Müslim’in yanına çıktı. Kuteybe ona sordu:

- “Seni bu kıyafete çeken sebep ne?”

Bu soru üzerine sustu. Kuteybe ısrar edince:

- “Ne diyeyim korkuyorum. Zühd için giyelim, desem, nefsimi övmüş olurum. Başkasını bulamadım, fakirim, onun için giydim, desem bu sefer de Rabbime şikayet etmiş olurum.”

Derdi ki:

“Biz, bir takım kimselere kavuştuk. Onlar, hanımları ile aynı yastığa baş koyar; yatardı. Bu halde sabaha kadar sızlanır, ağlar, yastığını ıslatırdı. Bu hallerinin 20 yıl devam ettiğini biliyoruz. Ama, ne bu sızlanmalar, ne de ağlamalardan hanımlarının haberi oldu.

 

Ebu Yahya Malik b. Dinar

Derdi ki:

- “Dünyanın özü çürüdü; yalnız şu üç şey hariç:

1- Kardeşlerle karşılaşmak ve onlarla sohbet.

2- Teheccüd namazını kılmak ve onda doya doya Kur’an okumak.

3- İçi boş bir ev ve onda yapılan Allah zikri.”

Bir köpeği vardı, ona çok iyi bakardı. Sebebini sordular:

- “Bu, kötü arkadaştan iyidir” diye buyurdu.

Çok defa şöyle derdi:

- “Dünyalıktan yana ağırlığı fazla olanlar helak oldu.”

 

Kâabel-Kurazi

Şöyle derdi:

- “Allah Teâla, bir kuluna hayır dilerse üç şeye sahip kılar:

1- Dini işlerde anlayış sahibi olmak.

2- Dünyaya karşı gani gönüllü, zahid olmak.

3- Şahsi kusurlarını anlayacak kadar basiret sahibi olmak.”

 

BİR SÖZ

“Allah aşkı için çalış. Allah aşkı için hizmette bulun; halkın kubul etmesi veya reddetmesi ile senin ne işin var? Bu fani dünya pazarında sana bol bol kazandıracak bir müşteri olarak Allah kafi değil mi? Allah’tan alacağın karşısında insanların verebilecekleri ne ki!.. O halde gözünü ve gönlünü insanlardan gelecek teşekkürlere değil, Allah’tan gelecek mazhariyete döndür!..” (MEVLANA)


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.