E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AHMET TAHA (ahmettaha@ilkadimdergisi.com)

HABER YORUM;


REFERANS, İSTENMESE DE İSLAM

ATİLLA ÖZDÜR / VAKİT

Adnan Menderes, “Yeter, söz milletindir” sloganını bayrak yaparak meydanlara yürüdü ve dilsizleştirilmiş millete dil vaadiyle, kendini iktidara taşıttı.

Menderes ve arkadaşları, daha önceleri milleti dilsizleştiren kadronun içerisinde bulunmaktaydı. O kadronun hazırladığı “çiftçiyi topraklandırma” kanun tasarısının toprak sahiplerinin aleyhine doğuracağı sonuçlardan rahatsız olanlar bu girişime karşı koyunca, söz konusu kanuna karşı hareketin bayraktarlığını üstlendi. Milletin kilitli dilini serbest bırakacağı vaadi ile bayrağı eline alarak meydanlara fırladı...

Bayar-Menderes hareketinin kökenindeki varsıl kesimin çıkar endişesini kenara koyalım. “Yeter, söz milletindir”le girişilen hareketin sonucuna bakalım...

Menderes, “devri sabık yaratmayacağız” diyordu. Devr-i sabık, geçmişten hesap sormak anlamıyla yüklüydü. Menderes, kan davasına kalkışmayacağının teminatını veriyordu. Oysa kan davası bir hak idi. Adaletin, adaletizliğe ve haksızlığa destek edildiği sosyal formasyonlarda, kan davası kendiliğinden eşyanın tabiatı haline geliyordu. Menderes; kan davasına yanaşmayınca, karşılığını görmekte gecikmedi. Kasasındaki kadın donunun hesabını sordular ve neticede ipe çekip götürdüler...

Tayyip Erdoğan, referansını göklerden almadığını söylüyor. Atatürk de yöneticilerin, devlet adamlarının ve hatta sıradan sivil vatandaşların ilhamlarını göklerden almamalarını emir buyurmamış mıydı?

Referansı İslam olmayanlar, haliyle Efendimiz’in Veda Hutbesi’nde ortaya koyduğu temel ilkelere de arkasını dönecek ve önünü aydınlatıcı meşale olarak daha başka kaynaklardan istifadeye yönelecekti. Amma o ne?.. Devri sabıktan kaçındığı için yok olup giden bir tek Menderes değildi. Bir önceki iktidarı oluşturanların da topunu birden millet, devri sabıktan kaçındıkları gerekçesiyle defterden silip atmamış mıydı? Ecevit, geçmiştekilerden hesap sormadığından dipsiz kuyuya itildi. Bir daha da çıkması ve çıkarılması “olanaksız...” Hani nerede kaldı, yolsuzlukların üzerine giderek müsebbiplerini hesaba, kitaba çekme vaadi, Devlet Bahçeli’nin!. Devri sabıktan yan çizdi...

Erdoğan ve arkadaşları, geleceklerinin karanlık resimlerini 27 Mayıs’larda, 3 Kasım’larda görmeye başladılar. İslam’ı kendilerine referans almayanların akibetleri başladı kendilerini korkutmaya. Peygamber Efndimiz’in yasakladığı, lanetlediği kan davasının nitelik ve niceliğini düşünmek zorunda kaldılar. Ve şu hükme vardılar:

Adaletin, adaletsizliğe ve haksızlıklara dayanak yapıldığı bir sosyal formasyondaki aklanmışlıklar, pek de öyle uyutulmuş milletin andığı kadar Şaibelerden arındırılmış olmayabilir. Hele hele, ammenin menfaatlerini haleldar etmiş ise bu aklama paklama işleri!..

Veda Hutbesi’nde zikredilen kan davasına; şahsi menfaat, kin ve intikam anlamını yükleyen Erdoğan ve arkadaşları, amme menfaatinin söz konusu olduğu durumlarda devri sabıkta karar kıldılar. Pek iyi de ettiler...

Şimdi, eski iktidar zamanında aklanmış KİT hesaplarını yeniden incelemeye alacaklarmış... İsterlerse almasınlar, devri sabıktan yan çizsinler...

Menderes haylice eski bir örnek... Ecevit ve arkadaşlarının ise, dumanları üzerinde tütüyor.

Referans değişimi için tebrikler Erdoğan’a...

 

 

YENİ DÜNYA DÜZENİ

MEHMET BARLAS / AKŞAM

Hepimiz 'Bu yeni dünya düzeni nasıl olacak' diye, merakla bekliyorduk Sovyetler Birliği çöktüğünden beri..

İşte, yaşadığımız günlerde, bu yeni dünya düzeninin ilk görüntülerini almaya başladık..

Birincisi, galiba Birleşmiş Milletler demode oldu..

Demek ki bu yeni dünya düzeninde Amerikan Kongresi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun; Beyaz Saray da, Güvenlik Konseyi'nin yerine geçiyor..

İkincisi, NATO demode oldu.

NATO, Sovyet tehdidine karşı, yine Amerika'nın önderliğinde kurulmuştu.

Amerikan ordusu, tek başına, NATO ordularının yerine geçebilir.

Buna karşı 'Avrupa Savunma Kimliği' kapsamı içinde, Avrupalılar kendi askeri örgütlerini oluşturabilirler..

Ama buna, siyasi iradeleri ve ekonomik güçleri yeter mi?

Almanya kalkınması, askeri harcama yapılmadığı için 'bir mucize'  kadar hızlı gerçekleşti..

Amerika’nın bir yılda askeri araştırma-geliştirme için harcadığı para, Fransa ve Almanya'nın tüm askeri harcamalarının toplamından fazla.

Avrupa'da çok kafadan çok ses çıkıyor. Londra ile Paris veya Roma ile Berlin, hemen her konuda farklı bakıyor dünyaya..

Amerika'da ise, son sözü Başkan söylüyor..

Peki bu tablo, Avrupa Birliği'ne nasıl yansır?

Yeni dünya düzeninde Avrupa Birliği, Amerika'nın sade rakibi değil, düşmanı da mı olacak?

İşte bizim Türkiye olarak bu yeni dünya düzeninde kendimize de yeni bir konum seçmemiz gerekecek günler gelmektedir.

NOT:

Yeni dünya düzeni dedikleri, galiba yeraltı zenginliği olan az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin kan ve gözyaşına gark olması olarak devam edecek. Türkiyemde de bu zenginlikler var. Hazırol Türkiye! Bor madenlerin göz kamaştırıyor. İştah kabartıyor.

Basiretli, ileriyi gören yöneticilerimize güvenin, gerisini merak etmeyin siz... Dost ve müttefiklerimiz var. ABD vb. gibi... (A. T.)

 

 

ABD BAŞKAN ADAYLARI BİRER YAHUDİ

TAHA KIVANÇ / YENİ ŞAFAK

Amerika’da 2004 yılında yapılacak seçimde aday olmayı düşünen siyasiler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladılar. Biri, epeydir Massachusetts’i Amerikan Senatosu’nda temsil eden Vietnam madalyalı gazi John Kerry. Kerry, rakibi başkan Bush’un Irak politikasını destekliyor. Bu arada, NATO başkomutanlığından emekli Gen. Wesley Clark da başkanlık için göz kırpıyor... Bir diğer aday ise Sen. Joseph Lieberman...

Joe Lieberman, geçen seçim kampanyası sırasında cumartesi günleri çalışmamış, “Seçilirsem Şabat günü tatil yaparım” demekte mahzur görmemiş dindar bir musevi. Şimdi yürüttüğü kampanyada da ‘Musevi’ kimliğini saklamıyor Lieberman; bir çok yerde seçmenin karşısına ‘kippa’ denilen takkesini takarak çıkmakta beis görmüyor... Onun Musevi oluşu kampanyada konuşulmuyor bile...

Boston Globe gazetesi Avusturyalı bir soybilim uzmanı ile anlaşıp Sen. Kerry’nin geçmişini araştırmış. Katolik olduğunu söyleyen ABD başkan adayı Sen. Kerry’nin ataları meğerse Yahudi imişler...

National Review dergisinde Bn. Anni, NATO’nun eki komutanı Gen. Wesley Clark’ın da yahudi asılı olduğunu 20 yıl önce öğrendiğini, ancak şu yakınlarda, “Benim ailem Musevi din adamları çıkartan bir aile” demeye başladığını yazıyor...

Gen. Clark’ın “Hahamla dolu aile geçmişi” böbürlenmesine kızmış National Review yazarı...

Yazının şu bölümü o kızgınlığı yansıtıyor: “Muhtemelen bunlar, hayatı boyu methodist (hristiyan) bilinen Hilary Clinton’ı izliyorlar; Bn. Clinton, New York’tan adaylığını koyduğunda, üveybabasının Yahudi olduğunu, annesinin üvey kardeşinin de museviliğe geçtiğini ağzından kaçırıvermişti... Yine hatırlayacaksınız, Madeleine Albright da, dişişleri bakanı olduktan birkaç ay sonra, meraklı bir gazetecinin yardımını da alarak, kendi Yahudiliğini keşfedivermişti.”

Konuya değindiği yazısında, Prof. Henry Makow, “Ben, asimile olmuş Kanadalı bir museviyim; 1927-73 yıllarında İsrail’de yaşadım ve eskiden siyonisttim de” diyor... Şimdi ise ‘anti-siyonist’ biri ve bazılarının “ Anti-Siyonizm=Anti-Semitizm” denklemini kurmalarına şiddetle itiraz ediyor...

“Zaten herkes biliyor” dedikten sonra, herkesin bildiklerini dört başlık altında topluyor:

1- Irak’ın elindeki kitle imha silahlarından korkan tek ülke İsrail’dir.

2- Bu savaşı 1998’de planlayan ve Bush yönetiminin politikası haline getirenler, Savunma Politikası Heyeti Üyesi Musevi asıllı (Richard Perle, Paul Wolfowitz gibi) Amerikalılardır.

3- Savaşın amacı, Ortadoğudaki güç dengesini değiştirip İsrail’in Filistin sorununu kendi istediği biçimde çözmesine imkan sağlamaktır.

4- Amerikan kongresi, İsrail Lobisi (AIPAC) önünde korkudan titrer.”

NOT:

İsrail’in devlet olarak Irak’a saldırmasına ne gerek var? Amerika’nın önemli birimleri zaten İsrail’in emellerine hizmet etmekte. İşte 2004 yılında ABD’de başkan adayları birer YAHUDİ...

Siyonizm, yeni dünya düzeninde nasıl dünyayı kana bulayacak siz ileride görün. (A. T.)

 

MİLLETİN ORTAK RUHU ŞİMDİ LAZIM

RAUF TAMER / STAR

Bir şey söyleyeyim: Saddam’mış, savaşmış, barışmış, şuymuş, buymuş, ben vallahi bıktım bu laflardan.

Kişilikli bir Türkiye istiyorum.

Kararlı ve tutarlı bir Türkiye.

Eyyamcı değil, eylemci bir Türkiye.

Ne kaybederiz?

Denedik mi hiç? Hayır.

Bir kere denesek ne olur?

Kaldı ki tam zamanıdır.

‘Dünya Türkiye’yi konuşuyor.’

Bütün gözler bize çevrilmiş.

Yldızlar böyle doğar.

Lider ülkeler böyle devrelerde çıkar.

Bölgenin kaptanlığı böyle günlerde sahibini bulur.

Takımlar böyle günlerde yücelip küme atlar.

Bu dediğim, macera arayışı değil.

Tamamen akıl ve mantık.

Basiret ve dirayet.

Sadece devletle de olmaz...

Milletin ortak ruhu işte şimdi lazım.

NOT:

Evet Rauf Tamer, ne güzel söylüyorsunuz. Basiret ve dirayet. Aradığımız bu. Hem de en üst düzey yetkililerimizden...

Millet bu ortak ruhu taşıyor ama milletten uzak üst düzeylerden çektiklerimiz ne bizim?... (A. T.)


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.