SOSYAL HAYAT AKSİYON SAĞLAR
Toplumumuzun en dinç insan gücü
ve en verimli kaynağı gençlerdir. Dünya nüfusunun da üçte
birini 15-25 yaşlarındaki gençler meydana getirir. Yaklaşık dünya
nüfusunun iki milyarı gençlerden oluşurken genç nüfusun çoğunluğu
az gelişmiş ülkelerde yaşamaktadır. Gerek gelişmiş ülkelerde
olsun, gerekse az gelişmiş ülke gençliğinin cemiyet hayatının
dışında tutulmaları, onları sorunlarıyla başbaşa bıraktığından,
gelecek toplumların problemlerinin artarak çoğalacağının
sinyallerini vermektedir.
Gençliğin her dönemde
girift sorunları çok boyutluluğunu korumaktadır. Eğitimsizlik
her dönem gençliğinin en büyük sorunu olarak karşımızda
durmaktadır. Buna işsizlik de eklenince sosyal patlamaya hazır,
sinirler gergin, havadan nem kapan bir toplum oluşturulmuş
oluyor.
Gençliğin eğitimi dünya
gençliğine paralel olarak ülkemiz gençliğinde de cemiyet
hayatından kopuk bir şekilde devam ediyor. Oysa cemiyet hayatına
katılımı sağlamayan gençlik, boşa akan kaynağın bir gün
gelip kuruduğu gibi ilerlemesi, gelişmesi duracaktır.
Cemiyet hayatından kopuk gençler;
Özgüvenleri zayıf,
Kaygılı,
Ürkek,
Sorumsuz.. olarak yetişmektedir.
Hayatın getireceği
zorluklardan ürkerek ondan kaçmak isterler.
Kaygıyı azaltacak nitelikte
olan ve onları destekleme aracı olarak gördükleri alkol ve uyuşturucunun
sağlayacağına inandıkları geçiçi rahatlama, sığınma
ortamları aramaktadırlar. Oysa bu sığınma ve geçici
rahatlamak için başvurdukları maddeler alışkanlıkla başlayan
bir süreci bağımlılık ve tutsaklıkla sürdürmektedir.
Gençliğin sosyal hayattan
soyut bir yaşam sürmesinin sorumluluğu eğitim sistemindeki
yanlışlıktan kaynaklandığı gibi, aşırı koruyucu ana-baba
tutumlarından da kaynaklanmaktadır.
Aşırı koruyuculuk tutumu;
Gerginlik,
Baskı doğuran,
Uyarıdan uzak,
Karşılaşılmış, muhtemel
durumlarla yüzleştirilmemiş,
Sorumluluk duygusu verilmemiş,
Tek başına iş yapamayan
hep birilerinin koruyuculuğuna sığınan silik kişilikli
olunmasına sebeptir.
Sosyal hayattan soyutlanarak
yetişen gençler de;
Hayatta karşılaşılan
olayların zorluklarından dağ gibi karşılaşılan engeller, başarısızlık
ve üzüntüler, dayanılması çok zor sıkıntılar depresyona
dahi itmektedir.
Böyle sıkıntılı dönemlerde
gençler olumsuz günlük deneyimler hep abartılı bir zorlanma
ile karşılaşır. Sorumluluklardan korkarak sorumluluktan uzaklaşmakla
güçsüz bir kişilik sergilerler ve bir sığınak aramak
zorunda kalabilir ki ona da adres gösterenler çok olur. Her yol
uyuşturucu, her yer alkole çıkar...
Sadece aşırı koruyucu anne
baba değil, genellikle anne babalar; bilgi ve hayat tecrübelerinin
dışında en zor taraflarından biri, gencin yanlış yapmasını
her zaman önleyemememizdir. Büyüdükçe davranışlarını
kontrol etme ve yönetme yetii giderek azalır. Anne babanın
kontrolü ve yönetim yetkisi azaldıkça çocuklar çok
şeyler öğrenmek isterler. Kendi deneyimlerinden, gözlemlerinden
daha fazla şey öğrenmeye başlar. Çoğu anne baba bu durumla
karşı karşıya kalınca gençle olan ilişkilerinde daha pasif
olması gerektiğini zanneder. Oysa bu pasifliğin o genci, hem
aile, hem toplum yönünden tehlikeye atıldığının inancına
kapılarak daha fazla kendini yalnızlığa iterek çözemediği
sorunlarla başbaşa kalabilir.
Genç, sorunlarını çözemeyince
de, çevrenin özellikle ebeveynin ilgisizliği ile, kendini değersiz
ve eksik yanları olan biri gibi algılamaya başlar. İşte bu
durum da alkol ve madde bağımlısı olmaya yatkın gençlerde görülen
özelliklerden biridir.
Gençte özgüven çok önemlidir.
Genç, kendine ait değerlendirmede
olumsuz olmayacak.
Kendini aşağılamak, suçlamak,
yetenek ve değerlerinin farkında olmamak, aşağılık duygusu
taşıyan gençlerde rastlanmaktadır.
Aşağılık duygusu taşımak
da özgüveni kaybettirir.
Bir genç veya yetişkin,
olumsuz benlik algısı taşıyorsa kendini olumsuz ve toplumdışı
aşağılık bir insan gibi değerlendirebilir. Ahlak dışı
tutum ve davranışta olan kişilerle kendini özdeşleştirebilir.
Onlarla benzer ahlaki tutumlar içine girebilir ve onlar gibi bir
hayatı tercih edebilir.
İnsan eğitiminin sadece
teorik bilgiler verilerek yapılacağını sanmak elbetteki çok
yanlıştır.
Gençler sosyal hayatta
mutlaka aktif bir takım roller üstlenmelidirler. Cemiyet
hayatının dışına itilen gençligin sorunlarıyla başedebilmesi
güçleşir.
Gerek iş hayatı kurmada,
gerekse aile hayatı kurmada, ev ve iş idaresi konusunda gençlerin
başarısızlığının baş sebebi gelişme çağındaki dönemde
cemiyetten soyut, kendine güvenin olmayışı, hayat tecrübesindeki
zayıflığını gösterebiliriz.
Fatih, 21 yaşında İstanbul’un
fethinde dirayetli bir
komutandı. Günümüzün genç insanı (tabi istisnalar olabilir)
özgüven yoksunu, sorunlarına çözüm bulamayan ve hayatın gerçeklerinden
kaçan yoğun bir kitleyi oluşturmakta...
Bu durum, gençlerin
kendilerine imkanlar tanındığı halde böyle olmasından
kaynaklanmıyor elbette...
Sistemin işleyişi ailelerin
çocuk ve genç eğitimindeki bilinçizliği, aşırı koruyucu
ailelerin sosyal hayattan soyut gençler yetiştirmelerine
sebeplerden bazıları diyebiliriz.
Gençliğin topluma katılımını
imkansızlaştıran en önemli sebeplerden bir diğeri eğitimsizliğin
yanında işsizliktir. Gelişmeyi başarabilmek için eğitilmiş
her yönden sağlıklı bir gençlik olmalıdır.
Gençlerin, geleceğin güvencesi
olabilmesi için, dışlanmayan, değer verilen bir kesim olması
gerekir. Çünkü gençlik; kendini kanıtlama ve kendi kimliğini
arayıp bulma çabalarının yoğunlaştığı dönemdir.
Tutku,
Huysuzluk,
Öfke,
Kendini iç reaksiyona kaptırmak,
Tutkularının kölesi olmak,
İsteklerinin önüne dikilen
küçücük engele bile katlanamamak,
Onura, başarıya herşeyden
çok önem verirler.
Kötülükleri tanımadıklarından
eliaçıklık ve iyimserlik yaparlar, öyle görünürler.
Aldatılmadıklarından çabuk
güvenir, çabuk bağlanırlar.
Amaçları da hayalleri gibi
yüksektir.
Çünkü daha hayatın
darbelerinden haberleri yoktur. Tabiri caizse hayatın sillesini
yememişlerdir. Oysa hayat şartları o kadar sınırlayıcıdır
ki, daha bu sınırları bile öğrenememişlerdir.
Herşeyde ifrat
derecesindedirler.
Sevgide ifrat.
Nefrette ifrat.
Yanılgılarındaki inatcılıklarında
ifrat...
Herşeyi bildiklerini
sanmalarıdır ki, yanlışlarına bile sonuna kadar direnirler.