E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

DÜŞÜNCE

İDRİS ARPAT;


AĞITLARDAN UMUTLARA 

İnsanoğlu her hal-u karda, ana beşiklerinden yer beşiklerine kadar gitmek zorundadır. Doğan güneşler batmak üzere doğar, bahar, kuruyup savrulmak üzere yeşerir, beşikten doğrulan her çocuk yolunun mezara açıldığını görür.

Mademki yollar bir şekilde yürünecektir, bilerek, şuurla yürünsün. Geride bırakılan mesafeler birikime vesile olsun. Giden günün, geçen ömrün bir getirisi olsun. Sermaye ziyana, ömür hüsrana dönüşmesin. Bir diken bile, vakti geldiğinde gülünü açar, meyvesini verir, ömrünü boşa harcamadığını gösterir.

“Önce niyet, sonra faaliyet” diye bir söz vardır. Niyetimiz ömrümüzü değerli kılmak, Allah (cc)’a beğendirmek ise, elbette bunun yolları ve usulleri bulunacaktır. Bu yollardan birisi de, “perakende tebliğ ve yaygın eğitim” faaliyetleridir diye düşünüyorum. Karınca kararınca, herkesin iştirak edebileceği bir eğitim ve öğretim. Bildiklerimizin öğretmeni, bilmediklerimizin öğrencisi olarak katılabileceğimiz bir gelişme ve geliştirme üreci.

Allah ve Kur’an merkezli düşündüğümüzde tebliğ, hayatı güzelleştirme gayretidir.

“Perakende tebliğ ve yaygın eğitim” her münasip zamanda, imkanlar nispetinde, öğrenme ve öğretme, hissetme ve hissettirme faaliyetlerini gerektirir. Bu faaliyet yılın üçyüz altmış beş günü ve bir ömür devam edecektir. Her nevi güzelliğe ve iyiliğe ilgisiz kalınmayacak, cümle hayırlar benimsenecek, şahsımıza ve topluma maledilmeye çalışılacaktır. Nasıl ki Hakk’ın rahmeti her çeşit toprak üzerine yağar, yağmurdan bal arısı da, akrep de istifade eder, ay ışığı kirli, temiz her pencereden içeriye sızar... Merd-i mü’min de ışık  saçan bir kandil, nur yayan bir kaynak, bir fazilet işçisi olmanın yollarını arayacaktır. Aydınlığın kapsam alanını genişletme gayreti içinde olacaktır.

İlk bakışta bu iş “önemsizmiş gibi” görünebilir. “Ferdi ve perakende bir çalışmanın getirisi ne olabilir?” diye düşünmek mümkündür. Lakin, “bir adım, bir adam daha” derken, bin kilometre yol almak işten bile olmadığı gibi, birer birer bin olması da aynen öyledir.

Hemen kaydedelim ki, bizim manevi gelişim sahasında bir mesuliyetimiz olsa da, geliştirme hususunda bir tesir ve sorumluluğumuz yoktur. Bizim işimiz, başarabildiğimiz kadar tebliğ ve temsil gayretidir. Ötesi Yüce Yaratan’a kalmıştır. Müslümanın başarıyla, başarısızlıkla; ümitle, ümitsizlikle ne alakası var? O vazifesini yapar.

Merd-i mü’min, “homo Koranikus” (Kur’an insanı), başta Kelam-ı Kadim ve sünnet-i seniyye üzere her ışık kaynağından istifade edecektir. Din-i mübini ölçü almak şartıyla dünyanın bütün kültürlerine, bütün kitaplarına müracaat edecektir. Seçerek okuyacak, seçerek alacaktır. Bir takvim yaprağında, bir güzel tespite, bir sıcak cümleye rastlamak onun gözlerini parlatacak, yüzünü aydınlatacaktır. Bu rastlantı, hayatı güzelleştirme işçisine saadetler gerektirecektir. Bir zirveye doğru tırmanma heyacanı yani. Düşük yoğunlukta da olsa, bir peygamber misyonunu, kısmen yaşama sevinci.

Kur’an eksenli bir düşünce, ömürler boyu sürecek bir tebliğ faaliyetini, fizikötesi boyutlarıyla ele alacaktır. Allah (cc), Kur’an, ahiret, kulluk, kardeşlik, hukuk, tabiat... Bir şekilde öğrenme, öğretme, hissetme ve hissettirme faaliyetleriyle irtibatlıdır. Bu irtibatları koparmak heyecan ve gayretlerimizi söndürecek, düşünce ve hislerimizdeki derinliği sığlaştıracaktır. Nasıl ki şahane bir göz, gerçek özelliğini, yüzbütünlüğü içinde gösterebilir. Nasıl ki bir saat, en küçük bir parçasından bile ayrı olarak ele alınamaz. Nasıl ki insan, sadece bedeniyle yaşayan bir canlı değildir. Bunun gibi, kendimizi, yakın ve uzak çevremizi mükemmele doğru taşıma gayreti de, elbette fizik ve metafizik bütünlük içinde ele alınacaktır. Güneşinden kopan gezegen donar ve kaskatı kesilir.

Öğrenme ve öğretme faaliyetleri, kendi duygusal derinliği içinde ele alınıp icra edildiğinde Kur’an ve sünnetle evrene hakim olan kanunlar ve sırlarla, tarihin parlayan yıldızları, insanlığın samimi evlatlarıyla tanışmayı da beraberinde getirecektir. Bu tanışma, bizim ruhumuza gıda, gönlümüze kanat olacaktır. Bu, esrarlı bir dünyada yaşamak demektir ki, küçümsenir bir saadet değildir.

Arzetmeye çalıştığımız faaliyet, bilgi ve kültür aracılığıyla, dünya görüşünü ve hayat anlayışını, olumlu yönde etkileme gayretidir.

Şeytanîlerin bitmez tükenmez çürütme faaliyetlerinin karşısında, eli-kolu bağlı veya gaflet içinde, hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi duracak değiliz. Müslüman, Allah’ın akeridir. O ne derse, ifaya hazırdır. Kalbimize doğan ilhamlar, vicdanımızın seslenişi hep Yüce Yaratan’ımızla bağlantılıdır ki, bunlar bizi vazife insanı haline getirir. Vazife, küçük de olsa gerekeni yapmaktır. Vazife harekettir. Hareket, canlılık ve saadet demektir.

Hangi güzel sözün, hangi olumlu tavrın kime, ne tesir yapacağı belli olmaz. Bu, bizi aşan bir olaydır. Atılan tohum toprağını bulabilir. Bir derde derman, bir yaraya merhem olabilir. Başlamak üzere olan bir kavgayı durdurabilir. Bir yuvayı yıkılmaktan kurtarabilir. Çölleşmeye yüz tutmuş kalbi yeşertebilir. Gülmeyi unutmuş nice yüzlere tebessüm getirebilir. Mahzun bir çocuğa umut aşılayabilir. Günah batağında iradesi çözülen bir zavallıya direnme şuuru aşılayabilir. Mezarlar arasında uzayıp giden ağıtları sıcak dualara çevirebilir. Bedensel hazları sınırında durdurup, manevi hazları sonsuza dek geliştirebilir. Antenlerin, Arş-ı Ala istikametine çevrilmesine vesile olabilir. Unutmamalıdır ki, tesirleri yaratan Rabbü’l âlemindir ve O’nun kudretine sınır yoktur.

Akıntıya kapılıp, uydum kalabalığa mı dediniz? İşte bu “bela-yı azim”dir. “Herkes gibi olmak, hiç olmamak gibi bir şeydir.” Ot gibi olmaktır, yok gibi olmaktır. Yolların önünü, sonunu unutmaktır.

Ekmediğiniz tarladan ne bekleyeceksiniz? Diken mi?

Bir de nezaket dediğimiz davranış kibarlığı, insani ve İslami tavır vardır ki, başlı başına bir meziyettir. Nice mesajlar taşır. İnsani ve İslami gelişimi hızlandırır. Bu bir ilan-ı haldir ki, sözden daha müessirdir.

Şu veya bu ölçüde, toplumun bedenine verenleri, üretim meydana getirenleri takdir etmemek mümkün mü? Lakin, beden gıdası üretenlerden daha çok, beyin ve yürek gıdası üretenleri de takdir ve tebrik etmek gerekiyor.

Şanlı Rasul: “İnsanların en hayırlısı insanlara en faydalı olandır.” buyurdu.

“Benden duyduğunuz velevki bir ayet-i kerime olsun başkalarına iletiniz.”

“Burada bulunup da sözlerimi duyanlar, duymayanlara duyursun” buyurdu.

Ne güzel bir çağrı, ne güzel bir çare. Âlim öldü mü, âlem ölmüş demektir. Artık “her insanın içinde bir dünya ağlayacaktır.”

Kur’an-ı Kerim, “Güzel söz, Allah’a yükselir.” buyurur. (Fatır, 10)

Güzel söz, güzel amellere vesile olsun diye söylenir. Güzel söz ve güzel ameller hayatı güzelleştirir.

Ey güzelleştirme işçileri, buyurun!

Öğrene, öğrete, peygamber dualarının mazharı haline geliriz. Akıp giden ömür ırmağını verimli topraklara çevirmiş oluruz. Bu, unutulmama yollarından bir yoldur, bir ölümüzlük şarkısıdır.

İnsanlık hayrına doğup, insanlık hayrına yaşayanlar devreye girmezse eğer, güzellikler gün ışığına çıkacakları günü daha çoook bekleyeceklerdir.

Biz sizi hep bekledik “yiğit bilgelerim”, hep bekledik. Damarımıza kan, toprağımıza can yürüyecekti gelişinizle. Bir şafak vakti zarif ve mahzun gülümsemelerle çıkar gelirsiniz diye çok bekledik.

Çocukların bir damlacık yüreğine ne kaygılar birikti. Nice feryatlar, şartlandırma duvarlarında yankılandı durdu. Olup-bitenler karşısında, dişe dokunur bir şey yapamadık. Gelirsiniz de bir metanet aşılarsınız, bir bakış keskinliği kazandırırsınız diye gözümüz yollarda kaldı. Dünya sahnesinin aktörlerini, senaristlerini doğru bir şekilde değerlendirmeye ne kadar ihtiyacımız vardı.

“Yer demir, gök bakır.” Taş kesilen dünyamıza bir çiçek gülümseyişiyle gelişiniz düğün bayram olacaktı. Güneşin doğduğu yerden göründüğünüzde, kalbimiz ne sevinçlerle dolacaktı. “Rahmet sağanakları gibi gelecekler” diye çocuklarımıza anlatıp durduk sizi. Onların yaşama sevinci, sizi karşılayıp boynunuza sarılma hayallerinden doğuyordu.

Dağ uçlarında, kayalara dirseklerimizi dayamış, başımız iki elimizin arasında, hep meşrik ufuklarını gözledik.

Ya siz gelseydiniz, ya da biz, siz olsaydık.

Biz o gün, hepimiz mahzunduk.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.