|
|
|
|
|
ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)
|
BAŞYAZI;
|
|
TEK BİR MİLLETİZ
Çok çirkin oyunlar oynanıyor. Çok çirkin pazarlıklar yapılıyor.
Zihinler bulandırılıyor. Akıllar karıştırılıyor.
Figüranlar ne kadar maharetli olsa da,
Takke altındaki kel görünüyor.
Allah aşkına bir anlayan varsa, lütfen söylesin. Bir türlü
anlamıyorum.
Bütün duygularımı, tarih bilincimi, bizi biz yapan değerlerimizi
didik didik ediyorum. Bir insan olarak, bir müslüman olarak
kendi insanımı, din kardeşimi, masum bebekleri, çocukları, ak
saçlı nineleri, ak sakallı dedeleri, maddi çıkarlar, yeşil
dolarlar karşılığında pazarlık konusu yapmayı bir türlü
anlamıyorum. Bir türlü kabullenemiyorum.
Şayet, "Bu bir politikadır, gereği yapılıyor."
deniliyorsa batsın böyle bir politika.
Bu bir siyaset zannediliyorsa, bizim inancımızda, bizim
medeniyetimizde böyle bir siyaset anlayışı yok.
Meselelerin insani ve İslami boyutuna gelince, böyle bir anlayışa
insanlık da, müslümanlık da müsade etmiyor.
Irak bizim toprağımız.
Iraklı bizim kardeşimiz.
Onlar bizim bir parçamız.
Biz de onlardan bir parçayız.
Çünkü biz tek bir ümmetiz.
Çünkü biz tek bir milletiz.
Bütün müslümanlar tek ümmet, tek millettir.
Her ne kadar, bir kısım İslam düşmanları, içimizdeki bir kısım
beyinsizler, bizi bölük pörçük etse de, küçüçük küçüçük,
güçsüz, zayıf devletcikler haline getirse de, zaman zaman aramızda
savaşlar çıkarsa da, her şeye rağmen biz kardeşiz. Aynı kökün
ayrı ayrı dallarıyız. Aynı yaprakla, aynı çiçekle donanmışız.
Kimisi küçük, kimisi büyük, kimisi çürük, kimisi hastalıklı,
kimisi istenilen, arzu edilen şekilde olgunlaşmış olsa da bu ağacın
aynı meyvesiyiz. Müslümanız.
Şu topraklara bir bakınız.
Maziye bir yolculuk yapınız.
Bu topraklar, her ırktan, fakat tek ümmetten, tek milletten
milyonlarca şehidin kanıyla sulanmış. Bu milletle, bu ümmetle
aynîleşmiş. Yerin altıyla, yerin üstüyle, kanımızla,
terimizle, bedenimizle hamur olmuşuz. Bu toprağı bu kandan, bu
terden, bu bedenden ayıramazsınız. Hamurdaki unu sudan, suyu
undan ayırmak mümkün mü? İşte öyle birşey. Un suda, su da
unda fani olmuş. Yeni bir oluşum vücut bulmuş. İşte biz bu
topraklarda, yüzlerce yıldan beri böyle bütünleşmiş, böyle
aynîleşmişiz. Bugüne kadar olanlardan, hâlâ içinde yaşadığımız
olaylardan hisse almamak, ders çıkarmamak ne acı.
Böyle zamanlarda, asrın dâhi sultanı, merhum, mağfur, cennet
mekan II. Abdülhamid Han'ı daha bir hasretle, daha bir coşkuyla
nasıl hatırlamazsınız.
Filistin'den kendilerine verilecek bir toprak parçası karşılığında,
Osmanlı Devleti'nin bütün borçlarını ödeme teklifinde
bulunan siyonistlere, büyük bir hiddet, büyük bir nefretle
milyonlarca şehidin kanı pahasına fethedilen bu topraklardan
bir karışının bile para karşılığında satılamayacağını
haykırıp, bu aşağılık yahudileri huzurundan nasıl kovduğunu,
nasıl yâd etmezsiniz?
Diyeceksiniz ki, o koca sultan, siyonistleri reddedip, huzurundan
kovdu da ne oldu? Sonunda şu veya bu yolla aşağılık
siyonistler o kutsal toprakları ele geçirmedi mi? Bebek, çocuk,
yaşlı demeden, hiç bir ayırım yapmadan asrın en aşağılık
katliamlarından birini yapmıyor mu?
Maalesef öyle oldu. Fakat bu sonuçtan II. Abdulhamid mi, yoksa
II. Abdulhamid'i Yahudi, Ermeni milletvekilleri ile saraya varıp,
onu tahttan indiren cahil, yeteneksiz, şımarık, tarihten
anlamaz, siyasetten anlamaz İttihad Terakki serserileri mi
sorumlu?
Elbette onların acemilikleri, cehaletleri, hayalleri o zamanki
bir kısım Avrupalı büyük devletlerin yaldızlı sözlerine
kanmaları, vaadlerine aldanmaları ve devleti savaşa sokarak,
600 yıllık koskoca bir devletin tarih sahnesinden silinmesi
neticesinde bu durum meydana geldi.
Şimdi de, Irak ve Kıbrıs konusunda aynı durumla karşı karşıyayız.
Bir kısım politikacılarımız, "Çözümsüzlük çözüm
değildir." diyorlar. Zâhiren doğru bir söz. Fakat
neticesi bir kayıp, bir zarar, bir felaket olacak bir çözüm de
çözüm değildir. Bugüne kadar bir kısım politikacılar çözüm
üreteyim derken, bilerek veya bilmeyerek yeni yeni çözümsüzlükler
üretti de onun için Türkiye bu duruma geldi.
"Denklemin dışında kalamayız." diyorlar. Bu gibi sözler
bir politikacının söylemi olamaz. Sormazlar mı insana, senin dışında,
senin hiç bir dahlin olmayan bir denklemin içinde olacaksan,
senin varlık hikmetin ne? Üretken değilsen, inisiyatif kullanamıyorsan,
bu millet dış güçlerin aldığı kararlara göre yönetilecekse
senin bir devlet olarak, bir hükümet olarak ne manan kalır?
Büyük siyasetçiler, büyük devlet adamları, başkalarının
denkleminde yer almak, o denklem içinde kalmak yerine, kendileri
denklem kurarlar, dış güçlerin çıkarlarına, dış güçlerin
politikalarına asla alet olmazlar.
Hele hele dış güçlerin çıkarları, bizim topraklarımızda,
bizim insanlarımız, din kardeşlerimiz aleyhinde yoğunlaşırsa
böyle politikalara destek veremez, böyle denklemlerin içinde
asla bulunamazlar.
Kaldı ki gerçek yöneticiler, büyük siyasetçiler ve böyle yöneticiler
tarafından yönetilen devletler, sadece kendi dindaşları, kendi
milletleri, kendi vatanları için değil, hangi milletten, hangi
inançtan olursa olsunlar mazlumun yanında yer alır. Asla zalime
yardımcı olmazlar. Zalimin zulmüne mani olmak için bütün
imkanlarını kullanırlar.
Bu hususta Allah Teâla şöyle buyurmaktadır:
"Zulmedenlere meyletmeyin. Aksi halde size ateş dokunur.
Sizin Allah'tan başka dostunuz yoktur. Sonradan size yardım
edilmez." (Hud - 113)
Dikkat edilsin, tefekkür edilsin. Ayet-i kerimede mü'min gönülleri
derinden etkileyen mesajlar var:
1- Zalimlere yardım etmek şöyle dursun, onlara kalben meyletmek
bile men ediliyor. Zalimlere meyletmenin cezası ateş olunca, ya
onlara yardım edilirse, onlarla beraber hareket edilirse, bir düşünelim
böylelerinin hali nice olur.
2- Müslümanın dostunun Allah olduğu beyan ediliyor. Müslüman
ancak Allah'ı ve Allah'ın dostları olan peygamberleri,
salihleri, mü'minleri dost edinir. Allah'ın düşmanlarını
dost edinemez. Hem Allah'ı seviyorum demek, hem de Allah düşmanları
ile dost olmak! Müslüman, İslam'da böyle bir anlayışın
olmadığını bilir, inanır ve ona göre hareket eder.
Atalarımız ne güzel söylemiş: "Gavurdan dost, domuzdan
post olmaz."
3- Zalimlere meyledenlere asla yardım olunmayacaktır. Ya yardım
edenler! Onların hali nice olacak? Şayet idrakimiz paslanmamış,
ferasetimiz, basiretimiz körelmemişse şu ilahi mesajları, bütün
kalbimizle inanarak, eğmeden, bükmeden, bütün içtenliğimizle
derinlemesine bir tefekkür edelim.
Bir müslüman, bir zalime yardım edebilir mi? Onun hegomanyası
altında, mazlum din kardeşlerine savaş açabilir mi?
Diyelim ki zalimlerle beraber olduk. Amerika şeytanına uyduk,
Irakla yapılan savaş sonrasında bir kısım maddi imkanlar elde
ettik. Bir koyup on aldık.
Bir müslüman olarak, kendi tarihimizin, tarihi eserlerimizin,
medeniyetimizin harabeleri üzerinde, bunlardan çok daha mühimi,
ehemi, din kardeşlerimizin, masum bebeklerin, çocukların kanları,
cansız cesetleri üzerinde sofralar kurup, kan kokan, feryatlar,
çığlıklar kopan, yiyecek ve içecekle tıka basa mide şişirebilir
miyiz? Başkalarının dünyası için ahiretimizi harap etme
hamakatlığını gösterebilir miyiz?
Böyle bir anlayış, böyle bir yaklaşımla, bir çıkar savaşının
içinde bulunmak, insanlıkla, müslümanlıkla bağdaşır mı?
Sosyal bilimler çok üstün, çok kıvrak bir zeka, bir akıl
ister. Ortalama bir zeka, ortalama bir akılla sosyal hadiseler sağlıklı
bir şekilde yorumlanamaz. Devlet yönetimi, siyaset yapmak çok
ayrıcalıklı özellikler gerektirir. Aksi takdirde ya olayların
arkasında kalırsınız ya da olaylardan önce olay olacak
aceleci, acemi açıklamalar yaparak, olacak olaylarda eli kolu bağlı
kalır, inisiyatifi başkalarına kaptırırsınız.
Siyasetçiler, devleti yönetenler, sağlıklı kararlar vermek için
hem bin düşünecek, hem ehliyle istişare edecek, hem de süratle
karar verme yeteneğine sahip olacaktır. Binlerce düşüneyim,
ehliyle istişare edeyim derken, bu hususta ayak sürer, bir türlü
karar veremez, risk yüklenmeyi göze alamazsanız fırsatları kaçırır,
kaybedersiniz. Artık zamanında alamadığınız, geciktirdiğiniz,
dolayısıyla avantajları kaçırdığınız bir karar isabetli
de olsa bir işe yaramaz. Ya da hiç düşünmeden, ehliyle itişare
etmeden alelacele kararlar alırsanız, hem kendinizin, hem yönettiğiniz
ülkenin ufkunu karartırsınız. Telafisi çok güç ya da imkansız
felaketlere sebep olursunuz.
Onun için yöneticiler:
1- Çok zeki ve çok akıllı,
2- Bir yönetici için gerekli olan bütün bilgilerle donanmış,
3- Her haliyle dürüst,
4- Cesur ve gerektiğinde risk yüklenmekten asla çekinmeyen özelliklere
sahip olmalıdırlar.
Aksi takdirde uydu politikalar, uydu yönetimler, kimliksiz yaklaşımlarla
idareyi maslahat etmek memleketi perişan eder. Milleti perişan
eder.
Irak ve Kıbrıs meseleleri bizim için hayati meselelerdir. Bu
konularda oldu bittilerle hareket edemeyiz. Bush şeytanının dümen
suyunda, Amerika'nın çıkarları doğrultusunda hareket
edemeyiz. AB'ye girebilmek için Kıbrıs'ı asla feda edemeyiz.
Amerika'nın bu savaşı niçin yapmak istediğini bilmeyen yok.
Saddam ve Saddam'ın elinde olduğu söylenen tehlikeli silahların
hepsi birer bahane.
Dün yığın yığın silah satıp, Saddam'ı İran'a kışkırtan,
böylece ekonomisini onbinlerce masumun kanı üzerine tesis eden,
aynı taktikle Saddam ahmağını Kuveyt'e saldırtıp, sonra da
Irak'a müdahale zemini hazırlayan Amerika, bu günlerde de aynı
bahanelerle Irak'a yeniden saldırıp petrolün üstüne oturmak
istiyor.
Onbinlerce insan, masum bebekler, çocuklar ölecekmiş hiç
umrunda bile değil. Yeter ki onun işkembesi boş kalmasın.
Ekonomisi bozulmasın.
Terör bahanesiyle Afganistan'ı işgal eden, oranın yer altı ve
yer üstü kaynaklarının üzerine çöreklenen, aynı zamanda,
Pakistan, İran ve Türk Cumhuriyetlerini kontrol altında tutmaya
çalışan bu şeytan şimdi de Irak'a çöreklenerek Irak'ın
petrol kaynaklarına sahip olacak, diğer taraftan Türkiye başta
olmak üzere bütün ortadoğuyu denetiminde bulunduracak.
Öte taraftan müslüman ülkelerin Türkiye'nin öncülüğünde
büyük bir birlik oluşturma ihtimalini de ortadan kaldırmış
olacak.. Uzak planda Amerika ve hristiyanların, yakın planda da
İsrail'in, yahudilerin çıkarları korunmuş, bir emniyet şemsiyesi
kurulmuş olacak.
Diyeceksiniz ki nerede öyle basiretli yöneticiler! Nerede aynı
coğrafyada yaşayan, aynı inancı, aynı kültürü, aynı
tarihi paylaşan bu ülkeleri birleştirecek güçlü devlet
adamları! İslam ülkelerinin başında Saddam gibi ahmaklar,
bilmem kimler gibi piyonlar bulundukça bunlar çok uzak
ihtimaller diyeceksiniz.
Ancak müslüman ye'se düşmez, ümit kesmez. Ben inanıyorum ki,
çok uzak olmayan bir zamanda Allah Teâla'nın yardımıyla herşey
müslümanların lehine değişecek, Irak müdahalesi Amerika'nın
sonunun başlangıcı olacaktır.
Türkiye, bu savaşa asla katılmamalıdır, Türkiye başta olmak
üzere bütün İslam ülkeleri savaşa karşı direnmeli,
Amerika'nın bahane ettiği, nükleer ve kimyasal silahların,
Ortadoğunun ortasında ve bütün müslüman ülkeler için bir
tehdit oluşturan İsrail'in elinde de bu silahlardan çok daha
fazlasının olduğu, dolayısıyla bu ülkenin de denetime alınması
gerektiğini her platformda dillendirmeli ve hatta bu hususta
Birleşmiş Milletleri harekete geçirmelidir. Sonra Amerika'ya dönüp,
sen bu silahların en korkunçlarına sahipsin, sana ne oluyor
demeli. Irak müdahalesinde atom bombası kullanabilmek için
senatodan olur alması, kamuoyunda çok canlı tutulmalıdır.
Bir ülkede nükleer silah vardır, kimyasal silah vardır diye o
ülkeye savaş açaçaksınız, sonra da gerektiğinde o ülkenin,
o ülke insanının imkanı için nükleer ve kimyasal silah
kullanacaksınız. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!
Herşey gözler önünde cereyan ediyor. Dünyanın en büyük
katili, en büyük teröristi bütün dünya ülkeleri ile alay
ederek, her geçen gün onları sahneye koyduğu oyunda bir
figuran gibi kullanarak adım adım o aşağılık gayesine yaklaşıyor.
Bu küstahlık sadece müslüman ülkeler için değil, bütün dünya
milletleri için onur kırıcıdır. Türkiye için herşey bitmiş
değil. Irakla bir anlaşma yapılabilir ve Türk birlikleri Musul
ve Kerkük'ün de içinde bulunduğu, Kuzey Irak'ı geçici olarak
kontrol altına alıp, petrol bölgesini ve oranın halkını
koruyabilir. Bu satırları okuduğunuzda belki de savaş başlamış
ya da herşey olup bitmiş olabilir. Veya hiç beklenmeyen
sebepler zuhur eder de, bu aşağılık saldırı asla gerçekleşmez.
Ancak sonuçta Allah'ın dediği olur. Kullar ise yaptığının
karşılığını bulur. Bugünlerde gündemimiz "Savaşa hayır!"
olmalı, hiçbir politik mülahaza yapmadan, bütün bir millet
olarak savaşa hayır diye haykırmalıyız.
İlahi! Biz mülümanlara basiret ve feraset ihsan et.
Mazlum, mağdur ve mustaz'af kardeşlerimizi, zalim ve zorbaların
şerrinden koru.
Filistin, Çeçenistan, Doğu Türkistan gibi bütün İslam coğrafyasında
çok onurlu bir bağımsızlık mücadelesi veren tüm müslümanları
muzaffer kıl. Irak halkını Amerika şeytanının tasallutundan
koru. Gizli açık bütün tuzaklarını, planlarını kendi başlarına
mâkus eyle. Amin.
|
|