E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

 

AHMET BELADA(ahmetbelada@yahoo.com)

TARİHE YÖN VERENLER;


MUHAMMED ESED

Muhammed Esed, o yıllarda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun nüfuz alanında kalan, şimdi ise Ukrayna’nın batı ucunu teşkil eden, Doğu Galiçya’da Lvov şehrinde doğmuştur. Yahudi bir ailenin ikinci çocuğu olarak doğan Muhammed Esed’in baba tarafından dedesi, matematik ve fizik uzmanı, astronomi bilgini, satranç ustası saygın bir hahamdı. Babası ise ilgi duyduğu alanın dışında, ailesinin isteği doğrultusunda hukuk tahsili görmüştür.

Esed, Lvov’da hem şehir, hem de köy hayatı geçiren mutlu bir çocuk olarak büyüdü. Aynı zamanda aile geleneği icabı evde özel dini eğitim gördü. On üç yaşlarında İbranice’yi su gibi okuyor ve akıcı bir dille konuşabiliyordu.

1914 yılında ailesine rağmen gösterişli bünyesine güvenerek Avusturya ordusuna yazılmışsa da babası oradan geri aldı. Savaştan sonra Viyana Üniversitesi’nde iki yıl sanat tarihi ve felsefe okudu. Fakat bunu kendine uygun bulmayan yazar, babasına rağmen gazeteci olup hayata atılmak istiyordu. Bu durum gösteriyor ki, babası ile fikir ayrılığı yaşamaktalar. Bu arada annesinin ölümünden sonra Viyana’yı, dolayısıyla ailesini terk ediyor. Önce Prag’a, oradan da Berlin’e giderek edebiyat çevresinde dolaştı, film yönetmeni asistanlığı ve senaristlik yaptı.

United Telegraph adlı ajansta muhabbet servisinde telefon görevlisi olarak ise başladı. Rusya’daki sefalet için Berlin’e yardım toplamaya gelen Madam Gorky ile gizlice yaptığı röportaj sayesinde çalıştığı iş yerinde -yeni deyimle- karizması ve kariyeri arttı, kendine güven geldi.

Çalkantılı bir hayat yaşayan Muhammed Esed, Kudüs’te oturan dayısının daveti üzerine çoğu zamanki gibi ani bir kararla çalıştığı yerden, ajanstan ayrılıp, gemiyle Karadeniz üzerinden İskenderiye’ye, oradan da trenle Kudüs’e geçti. Kudüs’te iken yazıştığı birçok gazete sonunda Frankfurter Allgemeine Zeitung’un yakın doğu muhabiri oldu. Sonra Kahire’ye gitti.

Tekrar Kudüs’e giden Muhammed Esed, orada gördüğü bazı olumsuzluklardan olacak ki, siyonizme karşı çıktı. Bu akımı temelsiz ve gayri ahlaki buluyordu. Amman’a giderek Emir Abdullah ve danışmanı Filozof Rıza Tevfik’le tanıştı. Buradan İstanbul’a gitmek isterken tüm resmi evraklarını kaybettiğinden yaya olarak Şam’a gitti. Daha sonra Bursa, İstanbul, Sofya, Belgrad üzerinden Frankfurt’a döndü. Bu arada hayatının kadını olan Elsa ile evlendi.(1)

Çok gezmenin ve araştırmacı ruhunun bir sonucu olarak çok insan tanıyor. Batısı ve doğusuyla hemen bütün dünyayı dolaşıyor. Bu yönüyle ona bir “dünyalı-dünya insanı” demek yerinde olur.(2)

Bu arada seyahatlerini anlattığı ilk kitabını yayınladı. Frankfurt’ta daha iyi şartlarla çalıştığı gazete tarafından yeniden doğuya gönderildi. Kahire’de Ezher Şeyhi Mustafa el-Mereği ile tanıştı ve uzun sohbetlerde bulundu. Biraz da mesleğinin gereği olarak tekrar seyahate çıktı. Önce Ürdün, sonra Şam’a, Trablus’a, Beyrut’a, Halep’e, İran’a... ve Afganistan’a gitti. Daha sonra, Herat’tan ayrılarak Merv, Semerkand, Buhara, Taşkent üzerinden Moskova’ya gitti. Tekrar Berlin’e geldi. Çalıştığı gazeteden ayrılarak başka gazetelerle anlaşma yaptı. Berlin’e yerleşerek hanımıyla birlikte yaşamaya başladı.

 

Hidayete aralanan kapı

Sonbahar aylarında bir gün Berlin metrosunda seyahat ederken gördüğü yüzlerin istisnasız hepsinin derin ve gizli bir acıyla kasılı olduğunu müşahade eder. Duyduğu sarsıntıyla bunu yanındaki hanımı Elsa’ya açtı. Elsa şaşkınlıkla, “Bir cehennem azabı çekiyorlar sanki... Acaba kendileri bunun farkındalar mı?” cevabıyla onu tasdik etti. Esed, bu acıları ve ızdırapları insanların gerçeksiz, inançsız ve fasılasızca refah peşinde olmalarına bağlar. Eve döndüklerinde masada açık kalmış Mushafı (Kur’an’ı) gördü. Kapatıp kaldırmak için uzandığında gözü Tekâsür (Elhakümüttekasür) suresine ilişti. Birden surenin o gün metroda yaşadıklarının tam bir yankısı olduğunu hissetti ve şunları düşündü: “Bütün çağlarda insanlar tamahı, açgözlülüğü tanımışlardır. Ama tamah ve açgözlülük başka hiçbir çağda bugün olduğu kadar ciğer sökücü bir hırs halinde kendini açığa vurmamıştı. İnsanların boyunlarına binmişti ifrid; kamçısını tam yüreklerinin başına indiriyor ve uzaklarda alayla göz kırpan yalancı hedeflere doğru dehliyordu onları... Ne kadar hikmetli olursa olsun bir insan, yirminci yüzyıla özgü bu acılı koşuyu kendiliğinden bilemez. Böylesine hakim bir perdeden, böylesine apaçık bir üslupla dile getiremezdi. Hayır, Kur’an’da konuşan, Muhammed’in (sav) sesinden daha güçlü, daha yüksek bir sesti ve bütün zamanları aşarak ulaşıyordu, insan kulağına..”

Esed, bu olaydan kısa bir süre sonra hanımı Elsa ile birlikte Müslüman olduğunu açıkladı.

 

Bir rüyanın geç tezahürü

19 yaşındayken görüp çoktan unutmuş olduğu bir rüya tecelli etmişti: Bu rüyada Esed, içinde bulunduğu bir metro treninin yeraltından çıktıktan sonra saplandığı sonsuz ufuklu bir batakta, az ötede çökmüş duran ve kendisini beklediğini hissettiği yüzü ürtülü kısa kollu harmanili birisi olan bir devenin terkisine binerek, saat, gün, ay, kısaca zaman kavramını yitirecek kadar uzun bir yolculuk sonunda, yakamayan fakat kör edici parlaklıktaki bir beyaz ışığa vardığını görmüş ve tasvir edilemez ahenkteki bir sesin “Burası batının en uç şehri” dediğini işitmişti. Yıllar sonra rüyasındaki binicinin; Hz. Peygamber, ışığın; kavuştuğu iman ve işittiği sözün ise; batıdaki hayatının sona ereceğinin habercisi olduğu tefsiri ile karşılaşacaktır.

1927 yılında Berlin’den ayrılarak, hanımı Elsa ve altı yaşındaki oğluyla beraber deniz yoluyla Cidde’ye, oradan da Mekke’ye, hacca gittiler. Dokuz gün sonra bilinmeyen bir hastalıktan dolayı hanımı Elsa öldü. O yıl Kral Abdülaziz ile tanıştı. Tekrar evlenerek Medine’ye yerleşti. Tarih ve tefsir çalışması yaptı. Şeyh Senusi ile tanıştı. Libya bağımsızlık savaşına katılmak istedi, fakat Ömer Mustafa ulaşamadı. Babası ve kız kardeşi toplama kampında öldü.

1974 yılında Muhammed Ali Cinnah ve Muhammed İkbal’le tanıştı. Çok yararlı işlerde bulunan Esed, 1952 yılında Pakitan’ı Birleşmiş Milletler’de temsil etti.

Bu vazifesinden de ayrılarak meşhur “Mekke’ye Giden Yol” adlı hatırat kitabını yazarak ve hayatının geri kalan kısmını Kur’an araştırmasına veren Muhammed Esed, 1992 yılında İspanya’da Hakk’ın rahmetine kavuştu.

 

Eserleri

1- Kur’an Mesajı, meal, tefsir, İşaret Yayınları.

Bu Meal’de ayetten ayete, hatta sureden sureye geçtiğinizin farkında dahi olamayacakınız. Özellikle dipnot olarak yazdığı kısa tefsir kısmıyla müteradif ayetleri tesbit etmek de mümkün.

Hasan Basri Çantay’ın mealine benzeyen; Mevdudî’nin tefsirini andıran mükemmel bir eser.(*)

2- Mekke’ye Giden Yol, İnsan Yayınları.

3- Yolların Ayrılış Noktasında İslam, Nesil Yayınları.

4- İslam’da Yönetim Biçimi, Düşünce Yayınları.

5- Sahih-i Buhari, İslamın İlk Yılları, İşaret Yayınları.

 

Dipnotlar:

1- Kur’an Mesajı / Meal-Tefsir, İşaret Yay. Haziran 1996.

2- Ekrem Sağıroğlu, Yeni Şafak.

(*)- Meal ile ilgili bazı eleştiriler varsa da, bu onun kıymetini azaltmaz. Kendi mühtedi (Yahudilikten, İslam’a) olduğundan biraz serbest davranmıştır.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.