E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

 

ABDULLAH BÜYÜK

KAPAK;


ÇEKİRDEK AİLEYE BÜYÜK GÖREVLER DÜŞÜYOR

Bu makalemizin daha iyi anlaşılması için, konuyu kendi arasında küçük parçalara ayırmak istiyorum. Ayırdığım her küçük parçayı rakamsal ifadelerle dile getirmek istidim. İnanıyorum ki, bu usul, muhataplarımıza daha faydalı olacaktır.

1- Hz. Adem’den, son insana kadar gelmiş ve gelecek tüm insanlığın, sivil örgütlerin, kurum ve cemaatlerin, devlet ve milletlerin çekirdeği ailedir. Ve aile, Rum Suresi’nin 21. ayeti iIe, Allah’ın varlığını ispatlayan ayetlerden bir ayet, bir delil ve bir vesikadır.

2- Ailenin ömür boyu hayatını yaşayacağı evi, Kur'an, hısn yani kale olarak nitelendirmiştir. (Haşr/2)

3- Yine Kur’an-ı Kerim, iman edenleri nar’dan korunmaları konusunda uyarmıştır. Tahrim suresi 6. ayette, bu konuyu açık olarak dile getirir. Nar kelimesinin kendi içinde iki manası vardır:

a) Cehennem ateşi.

b) Nar-ı Cahiliye cemiyetinin her çeşit olumsuz hayat tarzı, hayat seyri.

4- Tarihi seyirde kadın, hiçbir şekilde hilafet konusunda erkeğe rakip olmamıştır. Sadece tamamlayıcı rolü üstlenmiştir. Çünkü erkeğe güvenmiş, mal, can, din, akıl ve nesil emniyetinin sağlanmasında erkeğin, sorumluluğunu idrak edeceğine inanmıştır.

5- Eğer erkekler vazifesini yapmazlar ise, Neml Suresi ile karşılaşırlar. Saba melikesi Belkıs isimli kadının, devlet yönetimindeki başarılı yönlerini bizzat Rabbimiz dile getirmektedir. (Neml/23-44)

6- Yine kulluk kitabımız Kur’an, erkek ile kadın arasında gerçekleşecek müsabaka (yarış) konularını dile getirir ve fazilete dayalı olan üstünlüğün iyi anlaşılmasını ister. (Ahzab suresi/35)

7- Bizi, bizden daha iyi bilen yaratanımız, Hakk'tan, halka doğru yürüyüş ve vazifede peygamberliği sadece erkeğe vermişken; halktan, Hakk’a doğru yapılan yolculukta ise, erkeğin, kadının yardımına ihtiyaç içinde olduğu gerçeğini evlilik müessesesi ile ispatlatmıştır.

8- Özet olarak sunduğumuz bu temel meseleler, ailenin bir nevi alt yapısı için gerekli olan esaslardır. Bir manada ailenin iskeleti durumundadır. Bundan sonrası, ailenin temel taşı olan erkek ve kadının yapacağı fedakarlığa dayanmaktadır. Bu temel konuyu verdikten sonra, sıra anne ve babaların çocukları ile olan münasebetlerine gelecektir.

9- Normal bir ailede anne; bağlılığın, fedakarlığın, cömertliğin, karşılık beklemeden sevmenin bir sembolüdür. Baba ise aile yuvası içinde otoritenin temsilcisidir.

10- Anne olarak kadın, yuvasının maddi ve manevi mimarıdır. Ev işlerini, çocuklarını ve beyine ait olan vazifelerini boyun eğerek değil, itaat ederek gerçekleştirir. “İtaat ederek” dedik. Çünkü itaatte sevgi ve muhabbet vardır, zorlama yoktur.

11- Kadın, evlilik müessesesinde, kadınlık sanatını kocası için en üst seviyede kullanır. Günümüzde çok ailelerin baş problemi olan bu husus, evlenmiş olan her kadın için gözardı edilmeyecek bir konudur. Peki nedir kadının, kadınlık sanatını kullanacağı hususlar?

a) Konuştukça, kocalarını duygulandırıp, onlara hayat vermeleri için, Yüce Allah, kadınların seslerini ince ve cazibeli yaratmıştır.

b) Dokundukça, haz duyulması için, tenlerini tüysüz ve yumuşak özellikleri ile donatarak yaratmıştır.

c) Eşlerine güç ve heyecan verebilmeleri için, cinsel duygularını daha güçlü ve duyarlı yaratmıştır,

d) Kendilerini devamlı genç, daha güzel ve daha ilginç göstermeleri için, erkeklere yasaklanan ipek ve altın, kadınlara helal kılınmıştır.

e) İşte kadınlar, kadınlık sanatını, bu özellikleriyle, yani ses, ten, cinsiyet ve ziynetleriyle kullandıkları müddetçe, aile ortamına canlılık, sevgi, huzur ve güven gelecektir.

12- “Anne sevginin temsilcisidir.” demiştik. Güneşin ısı ve ışığı, sebze ve meyveleri olgunlaştırdığı gibi, annenin sevgisi ve nefesi, çocuğu geliştirmeye sebep olmaktadır.

13- Evlenmiş ve yuva kurmuş olan bir ailenin dünyaya gelmiş olan çocuğu için, hazır bir zemin var demektir. Bizler, konuştuğumuz veya anlattığımız meselelerin alt yapısını oluşturamadığımız için, sözler hep havada kalır. Bir günde karı ve koca olanlar ve bir günde anne ve baba olanlar, dünyaya gelen çocukları ile olan münasebetlerini ne kadar öğrenseler de, binanın alt yapısı çürük olduğu için, bu binayı uzun müddet ayakta tutamamaktayız.

14- Gönüllerimizin meyvesi durumunda olan çocuklarımız ile ilgili meselelere şimdi sıra gelmiştir. Bakalım bu konu ile alakalı hangi şeyleri paylaşacağız?

15- Rabbani terbiyenin iki mühim esası vardır. Yani Rabbimiz kullarını terbiye ederken, iki ana esas gündemde tutulur. Bunlar; taltif ve tecziyedir. Yani mükafat vermek ve cezalandırmak...

16- Öncelikle anne ve babaların çocuklarını, işte bu iki esasla terbiye edebileceklerini anlamaları gerekir.

17- Ancak, tatbikatı çok hassastır. Mükafat ve cezalandırmaları yerli yerince yapamaz isek, çocuğu manen kaybedebiliriz. Öyle ise yapılacak iş, çocuğumuzu tanımaktır. Çünkü eğitimin, terbiyenin yarısı tanımaktan geçer.

18- Babalar, çocuklarını tanımazlarsa, onlara haksızlık etmiş olurlar. Muallimler, talebelerini tanımazlarsa, öğrencilerine haksızlık ederler. Bir müslüman, diğer din kardeşini tanımaz ise, o da kardeşine haksızlık yapar. Karı-koca birbirlerini tanımamışlarsa, her zaman birbirlerine haksızlık ederler.

19- Her anne ve babanın kulağına şu sözü, adeta küpe olarak takmak lazım. Bu söz Said-i Nursi hazretlerine aittir:

“Seksen yıl, belki 80 hocadan ders aldım, ama 8 yaşında annemden aldığım derse hiç birisi uymaz.”

20- Demek oluyor ki, hiçbir kreş, hiçbir anaokulu ve hiçbir özel okul, anne kucağının boşluğunu dolduramaz. Ailenin yaşadığı ev, aynı zamanda bir mescit, bir mektep, bir laboratuvardır. Eğer anne ve babalar, İslam'ın emir, ölçü ve prensiplerine riayet ederek evlilik hayatlarını yaşayacak olsalar, çocuklarını otomatikman terbiye etmiş olurlar.

21- Öyle ise anne ve baba olarak, çocuklarımıza örnek olmalı, kural öğretmeyi sona almalıyız. Bu husus nerede ise prensip hale getirilmiştir: Kural öğretme, örnek ol.    

22- Şimdi Kur'an-ı Kerim'in bir ayeti üzerinde durup, yatak odamız ile ilgili ilahi mesaja kulak verelim. Daha sonra bu ayetin mesajını çocuklarımıza verip vermediğimizin muhasebesini vicdanlarımızda yapalım.

23- “Ey Mü'minler! Ellerinizin altında bulunan ve içinizden henüz ergenlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra odanınıza gireceklerinde sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, mahrem (kapanmamış) halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için, ne de onlar için bir mahzur yoktur. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. İşte Allah, ayetleri size böyle açıklar. Allah her şeyi bilendir ve hikmet sahibidir.” (Nur Suresi/58)

24- Bu ayetin gereği, anne kız çocuğuna, baba ise erkek evladına konunun hikmet ve manasını anlatmalıdır. Bu durumda onları hem eğitmiş oluruz bu konuda ve hem de bilgilendirmiş oluruz. Bu sadece canlı bir örnektir. Aile hayatımıza yön veren tüm ayet ve hadisleri -ki bunlar 70 surede yaklaşık 241 ayet ile ele alınmıştır- biz bu gerçeklerle, bu ölçüler ile aile yuvamızı yönlendirsek ve yönetsek, aile fertleri arasında kendiliğinden bir irtibat gerçekleşecek, kuru ve içi boş kural ve prensipleri anlatmaya ihtiyaç duymayacağız.

25- Koltuğunda sigara tellendirerek kahve yudumlayan bir baba, ilköğretim yaşındaki çocuğunun sigara içtiğini duyup, sofra başında onu azarlaması, hatta dövmeye kalkması, hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Kendi kendimizi kandırmaya gerek yoktur. Yaşayanların, yaşatmaya haklan vardır. Dinimizi bir aktör veya bir artist gibi yaşamak isteyenler, hep yolda kalmışlardır. Çünkü din kullanılmaz; o, yaşanır.

26- Şimdi projektörü bir başka alana çevirelim. Peygamberimiz, sahih bir hadiste mealen buyururlar:

“Her doğan çocuk, İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra anne ve babası, ya yahudi, ya hristiyan veya mecusi yapar.” (Buhari: Cenaze bölümü/80-92,    Müslim: Kader bölümü/25)

27- Hadis-i Şerifi dikkatle okursak, görüruz ki “anne ve babası onu müslüman yapar” denilmemiştir.

Niçin? Çünkü çocuk temiz bir fıtratla dünyaya gelmiştir. Şayet anne ve baba onu, zararlı ve yanlış şeylerden korurlarsa, çocuğun varacağı yer İslam olacaktır..

28- Yine Hadis-i Şerifte, özet ve örnek olarak bazı yanlış ve batıl adreslere dikkat çekilmiştir. Tahrife uğramış yahudilik, hristiyanlık bugün için de kötülük odaklarıdır. Yalancılık, sahtekarlık, inkarcılık denilince akla bunlar gelir. Öyle ise bir çocuğun yahudileşmesi nasıl olur?

29- Çocuk ilk konuşmaya başladığında doğru konuşur. Çünkü yalanı bilmez. Ne zaman ki doğru konuştuğunda anne ve babasından bir tokat yerse işte yalana ilk adımı atmış olur. Nasıl olur bu? Mesela, çocuk elinde olmayarak herhangi bir tabağı veya bardağı kırsa; bardağın kırıldığını gören ve duyan anne, asık suratla, çatık kaşla, sinir dolu bir tavırla ve bağırarak: “Bardağı sen mi kırdın?” dediğinde, çocuk o korkunç atmosferde, bardağı kendisi kırdığı halde “Ben kırmadım.” der. Böylece yahudilikten bir şey öğretilir çocuğa. Böylece o temiz fıtrat, bu tür pisliklerle kapatılmaya çalışılır.

30- Böyle değil de, anne veya baba, bardağın kırıldığını gördüklerinde veya duyduklarında, “Evladım eline bir şey oldu mu? Bardak mühim değil. Bir daha alırız. Yeter ki sana bir şey olmasın.” demiş olsalardı, çocuk her zaman doğruyu konuşacaktı.

31- “Baba ve anne olarak çocuklarımıza örnek olalım.” sözümüzün altında işte bu acı gerçek yatmaktadır. Bir baba olarak, “Bu evde ben ne dersem o olur!" der isek, yanlış bir söz söylemiş oluruz. Bunun yerine aile fertleri içinde hangi üyenin sözün akla, mantığa ve dinimize uygunsa, onun dediği olmalı ve paylaşma ahlakı aile hayatımıza ahlakî olmalıdır. Böylece o evde edebî ve ahlakı olan bir özgürlük ortamı oluşur. Yalanın yerini doğru, sahtenin yerini gerçek, zulmün yerini adalet, baskının yerini paylaşmak ahlakı doldurur.

32- Böyle bir ev hüviyetine kavuşmak için babalar, çocukları için bazen baba gibi, bazen arkadaş gibi, bazen doktor, bazen mürşit ve bazen de lider gibi hareket etmelidir. Sadece “Ben babayım” diyerek, her şeyi o sözün üzerine yığmaya çalışmak, o babayı despot etmekten öteye bir şey yapmaz.

33- Bu arada şu hakikati   söyleyelim ki, ailenin ilk öğretmeni baba ve annedir. Anne öncelikle evinin ve çocuklarının onurlu bir öğretmenidir. İslamiyet, anneyi evinde öğretmen olarak görür. Bu onurlu öğretmenin vereceği ders, öncelikle Allah'ın kitabından olur: “Evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın.." (Ahzab Suresi/34)

34- Çocuklar ile irtibatımızı sürdüreceğimiz bir başka alan da, çocuklarımızın çevresidir. Çocuklar etrafında olup bitenleri tanıdıkça, çevresi genişler. Burada da baba aktif rol almak mecburiyetindedir. Özet olarak isimlerini vereceğimiz meseleler, babanın çocuğuna doğru olarak öğreteceği ve mesaj vereceği ciddi konulardır, ki bunlar; kentleşme, turizm, hava kirliliği, ekoloji, parklar, sigara, gürültü, trafik, kalabalıklar, para, fuarlar, piknik yerleri, oyuncaklar, TV, radyolar, okullar, sinemalar, stadlar, kahvehaneler, internet salonları, gazeteler, ulaşım vasıtaları, iletişim araç ve gereçleri, kütüphaneler, minareler, ezan ve cemaatler, sivil örgütler, vakıf ve dernekler v.s... Tüm bunlar çocuğun çevresini oluşturacak olan yerlerdir. Bu yerleri doğru ve olması gereken özellikleri ile çocuklarımıza anlatmaz ve bildirmezsek, acı faturasını yine babalar olarak bizler öderiz..

35- Demek oluyor ki 0-7 yaş arası çocuğun terbiye ve gelişmesinde birinci aktif insan anne, daha sonraki dönemlerde ise aktif insan babadır. Anne ve babanın sorumluluğu eşit, ancak görevleri ve rolleri farklı olabilir.

36- “Allah sizi, analarınızın karınlarından öyle bir halde çıkardı ki, hiçbir şey bilmiyordunuz. Size kulaklar, gözler ve kalpler verdi ki, şükredesiniz.” (Nahl Suresi/78)

37- Evet bizler analarımızdan dünyaya geldiğimizde hiçbir şey bilmiyorduk. Bizi öncelikle ana ve babalarımız işledi.. doğru veya yanlış olarak. Anne ve babalar çocuklarını, çocukluk yaşlarında ihmal ederlerse, bu ihmalcilik bir manada çocuklara isyan etmek demektir. Çocuklar da büyüyünce, baba ve annelerine isyan edebilirler. Bu acı gerçeği hiçbir zaman göz ardı etmemeliyiz.

38- Tıpkı buna paralel olarak şu gerçeği de bilmeliyiz: Her anneden doğan çocuk, bir manada anne-babasına borçlu olarak dünyaya gelir. Bu borcun ödenmesi, dünyaya gelen çocuğun, kendi çocuğunu eğitmek ve terbiye etmekle borcu ödenmiş olur.

39- Sevgili Peygamberimiz (s.a.v): “Yaptığınızı bulursunuz.” buyurur.

Bizler babalarımıza ne yaparsak, çocuklarımız da bizlere aynısı yapacaklardır. Ne ekersek, onu biçeceğiz. Unutmayalım.

40- Çocuklarımız ya cennetimiz veya cehennemimizdir. Ahirette ellerinin yakalarımızda olup, haklarını istememelerini ve Rabbimizin huzurunda mahcup ve rezil olmamamızı istiyorsak (Abese Suresi/36) yol yakınken, yuvamızı ihmal etmeyelim.

O aile yuvamızdan uçurtacağımız çocuklarımız cennete de gidebilir, cehenneme de...


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.