E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

 

YUNUS HÜDAYİ

İLİMDEN İRFANA;


SİYASETNAME’DEN ERDEMLİ SİYASET DÜSTURLARI

Abdullah b. Ömer b. Hattap anlatıyor: “Babam Ömer (ra), dünyadan ayrılacağı zaman kendisine onu ne zaman göreceğimi sordum:

- “Öteki dünyada.” dedi.

- “Daha çabuk görmek istiyorum.” dedim.

- “Ey oğul! Dünyadan ayrıldığımın bir, iki veya üçüncü gecesi rüyanda görebilirsin.”

On iki yıl geçtiği halde göremedi. Bu sıralarda bir gün babasını gördü, sordu:

- “Babacığım, üç gece sonra seni rüyamda görebileceğimi söylememiş miydin?”

- “Sevgili oğlum! Bağdat yakınlarında bir kasabanın eskimiş bir köprüsü varmış. Memurlarım onu düşünüp tamir ettirmemiş. Koyunlar köprüden geçerken birinin ayağı deliğe girip, kırılmış. Ben de bu güne kadar onun cevabıyla meşguldüm.” diye cevap vermiş.

Padişah hiç bir zaman memurlarının durumundan gafil olmamalı, devamlı kontrol etmeli, zulüm ve hıyanet zuhur ederse azletmelidir. Büyük bir işe bir memur atarsa onun ardından kontrolcü bir müfettiş göndermelidir.

Melik, inkar ve küfürle ayakta kalabilirse de zulümle ayakta kalmaz. Padişah, dört grup suçluyu bağışlamamalıdır:

1- Memleketin yıkılmasına çalışanı,

2- Haram iş işleyeni,

3- Devlet sırrını korumayanı,

4- Dili ile padişaha dalkavukluk yaparken, kalbiyle muhalifleri ile anlaşanı.

Padişah; dini, milleti kuvvetlendirip, İslam kanunlarını yüceltmelidir. Dini, alimlerden öğrenmeye gayret etmelidir.

Padişah, dünyanın dört bir köşesine tüccar, seyyar, sufi, eczacı kılığında casuslar göndermeli. Ülkenin meşhur yollarına haber alma merkezleri kurmalı, aylıkların, yollukların ödenmesine dikkat etmelidir.

İşin ehliyle istişare etmeli, bu ehillerin zıt da olsa fikirlerini ortaya koymaları gerekir.

Terfi ettirilerek üst makamlara getirilenler, buraya gelene kadar çok sıkıntı çekmişlerdir. Onların yaptığı bir hata açıkça cezalandırılırsa itibarları düşer ve onların yetişmesi için yapılan emekler boşa gider. Gizlice bir daha yapmaması için uyarılmalı.

Padişah kadınlarının  padişahlara hakim olduğu dönemlerde ülkede rezalet, kötülük, fitne ve fesattan başka bir şey görülmemiştir.

Allah kıyamete kadar bu dergahı, sarayı ve divanı dindar kişilerle süslesin.

Bu dünya, padişahların amel defteridir. İyi olurlarsa iyilikle, kötü olurlarsa kötülükle, nefretle anılırlar.

Haksız yere kan dökülmesine mani olmak padişaha farzdır. Vergi memurları ve işlerini denetlemek, gelirini giderini bilmek, devlet mallarını korumak, hazine ve ambarın doluluğunu, boşluğunu ölçmek, düşmanın zararını önlemek vazifesidir.

Peygamber (sav) Efendimiz’in buyurduğu gibi, “İşlerin hayırlısı orta yolu takip etmektir.”

Yapacağınız her işte Allah rızasını gözetiniz. Onun emrine boyun eğerek, dine hizmet ediniz.

 

ONLAR BÖYLEYDİ
Mutarrif b. Abdullah

Bir oğlu vardı, öldü. Zahirde hiç bir üzüntü hali göstermedi; sakalını güzelce taradı. En güzel elbiselerini de giydi. Buna şaşanlar oldu. Sordular, şu cevabı verdi: “Musibet karşısında perişan olmamı mı  bekliyordunuz? Allah’a and olsun, dünya ve içindekiler hep benim olsaydı; sonra, ahiretin bir içim suyu karşılığı bunları almak isteselerdi hemen verirdim. O bir içim suyu, bu dünya ve içindekilere tercih ederdim.”

Dedi ki:

“Ben, gecemi uyku ile geçiririm. Nadir olarak sabahlarım. Bu hali geceyi ibadetle geçirip, sabaha kendini beğenmiş olarak çıkanın halinden daha fazla severim.”

Allah ondan razı olsun.

 

Alâ b. Abdullah

Mutarrif'in kardeşidir.

Derdi ki: “Bana göre; afiyet halinde olup şükretmek, belaya düşüp sabretmekten daha sevimlidir.” Bunun tefsirinde Süfyan Servi'yi dinleyelim:

- Süleyman Peygamber (as) nimet içindeydi, Cenab-ı Hak onu şöyle övdü:

- “O ne güzel kul! Daima tevbe eder, Rabbi’ne yönelir.” (38/30)

Eyyüb Peygamber (as) belaya duçar olmuştu. Onu överken şöyle buyurdu:

- “O ne güzel kul! Daima tevbe eder, Rabbine yönelir.” (38/44)

İki vasıf da aynı hakkı alıyor. Bu iki durum da, yani sabrın ve şükrün getirdiği ecir aynı olunca, ahiret içinde şükrü, bela içinde sabra tercih ederiz.

Allah ondan razı olsun.

 

Ebu’l-Âliye

Bir kimsenin ruhban gibi davranmasını ve onların kılığına girmesini hoş karşılamaz:

- “Müslümanın kendine has giyinişi vardır. Temiz ve güzel giyinir.” derdi.

Allah ondan razı olsun.

 

Bekir b. Abdullah Müzeni

Şöyle derdi:

- “İyi amellerin arasında, en değerlisi olarak, salih zatlara olan sevgimi buluyorum.”

Dedi ki:

- “Bir kimsenin, cimrilik adeti ile öfke duygusu körelmedikçe, muttaki sınıfına geçemez.”

“Din kardeşlerinden bir cefa görürsen; bil ki, yaptığın hata icabıdır. Derhal Allah'a dön ve tevbe et. Ayrıca bir sevgi görecek olursan, Allah'a karşı olan taatından hasıl olduğunu bil ve şükret.”

Allah ondan razı olsun.

 

Ala b. Ziyad

Dedi ki:

“Siz öyle bir zamandasınız ki, pek az kimsenin ancak onda birinin dini eridi. Ama, öyle bir zamana yetişeceksiniz ki, o zaman da, pek az kimsenin onda birinin dini kalacak.”

Bir şahıs geldi:

- “Bu gece seni cennette gördüm.” dedi. Şu cevabı aldı:

- “Acıdım sana... Bu bir şeytan oyunudur. O bu oyun için ikimizden başkasını bulamadı mı?..”

Allah ondan razı olsun.

 

Ebu Hazım

Derdi ki:

“Sözün revaç bulduğu, buna karşın amelin hiç olduğu bir devreye yetişirsen; şerli insanlar arasında kaldığını ve şerli zamanda yaşadığını bilesin.”

 

AKİF’İN HASSASİYETİ

Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un, en çok rahatsız olduğu şeylerden biri din, vatan, millet gibi mukaddesata sövülmesiydi.

Arkadaşı Semih Rifat Bey, Akif’in sevmediği bir adamı koluna takarak (güya Akif’le barıştırmak için) onun bulunduğu yere getirdi ve Mehmet Akif de o adamı görür görmez yayından boşalmış ok gibi dışarı fırladı...

Daha sonraları, bu davranışının doğru olmadığı Mehmet Akif’e hatırlatıldığında şöyle cevap verdi:

“Evet, ayıp ettim. Samih buna meydan vermeyecekti. Benim o adamla bir zorum yok. Fakat o mukaddesatıma sövdü. Basri, (Hasan Basri Çantay) o benim evladımı öldürseydi yine affederdim. Daha ileri gideyim. Herkesin huzurunda benim yüzüme tükürseydi yine geçebilirdim, madem ki bana gelmiştir ve onu aziz bir dostum getirmiştir. Fakat o, benim mukaddesatıma sövdü, mukaddesatıma sövdü.”

 

BİR SÖZ

“Denize kavuşan bir nehirde nehirlik biter. Girdiği denizin bir parçası olur. Yediğimiz bir ekmek bünyemiz içinde erir ve vücudumuzun bir parçası haline gelir. Seven bir kimsenin varlığı da, duyduğu muhabbetin şiddeti kadar sevdiğinde kaybolur.” (MEVLANA)


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.