E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

 

AHMET TAHA (ahmettaha@ilkadimdergisi.com)

HABER YORUM;


 

Değerli okuyucularımız! Haber-Yorum sayfamızda bundan böyle içerik olarak bazı değişikliklere gideceğiz.

Bu sayıdan itibaren sayfamızda hadiselerin günü birlik yanını değil, kalıcı ve ufuk veren taraflarını ele alan yorumlara yer vereceğiz. Bunu yaparken, gazete ve dergilerin köşe yazarlarından uygun bulduğumuz yazıları ve kendi yorumlarımızı ilave ederek meseleyi geniş bir perspektifle vermeye çalışacağız.

Bu sayıda gündemimiz sıcaklığını giderek artıran Irak meselesi ile Ortadoğu haklarının geleceği ve Kıbrıs meselesi... (A. T.)

 

SAVAŞA HAYIR / METE GÜNDOĞAN / MİLLİ GAZETE

Batı’nın bilinçsizce tercih ettiği bu yeni yön sayesinde 10 yılı aşkın bir süredir dünyada zulüm, kan, gözyaşı eksik olmamış, insanoğlu, İran-Irak savaşına, Körfez savaşına, Bosna katliamına, Azerbaycan katliamına tanık olmuş ve şimdi de Irak operasyonu ile kimbilir nelere tanık olmaya adaydır.

En son 11 Eylül terör olayı ile Batı, müslüman ülkelere adeta topyekün savaş açmıştır. Terör, hiçbir şekilde tasvip edilemeyecek bir olaydır ve bir insanlık suçudur. Ancak Batı’nın, henüz içyüzü aydınlanamayan bu olayı ve bir adamı kullanarak Afganistan’a nasıl yerleştiğine ve oradaki doğal kaynakları nasıl kullanıma açmaya başladığına hep birlikte şaşkınlıkla şahit olduk. Çünkü terör olayı bu işgallerin ve sömürünün adeta bir payandası olarak kullanılmıştır!

Yeryüzünde huzur, barış ve saadetin tesisi için artık bu yanlışların yapılmayacağı yeni bir yola girilmesi ve doğrulara dönülmesi zorunluluğu, kendisini açıkça göstermektedir. Bunun için de; bu yeni bin yılın başlangıcında gerçeklerin bilinmesi ve dikkate alınması, teşhislerin doğru ve isabetli yapılması, geçmişte yapılan yanlışların tekrar edilmemesi ve artık bunlardan gereken derslerin alınmış olunması zarureti vardır.

Bu bakmdan, medeniyetler arası diyalog çok büyük önem taşımaktadır. Ancak bu diyalog sayesinde, savaş değil, barışın sağlanması ve insanlığın beklediği, özlediği yeni bir dünyanın kurulması mümkün olabilecektir.

Yirminci asır boyunca yaşanan sıkıntılar sebebiyle, insanoğlunun saadeti için şu altı esasın temel alınması gereği artık aşikaren ortaya çıkmıştır. Bunlar:

- Savaş değil, barış,

- Çatışma değil, diyalog,

- Çifte standart değil, adalet,

- Üstünlük (tekebbür) değil, eşitlik,

- Sömürü değil, işbirliği,

- Baskı ve faşizm değil, insan hakları ve özğürlük.

işte bu temel esaslar çerçevesinde yapılacak çalışmalar, başta bölgenin olmak üzere bütün insanlığın saadetine vesile olur. Şimdi dünya yeni bir dönüm noktasındadır. Bundan sonra yapılacak çalışmalar, bu temel prensipler esas alınarak yönlendirilmelidir. Çünkü insanlığın mutluluğu ve kalıcı bir barış içinde yeni bir dünya, ancak bu prensiplerle gerçekleşebilir.

İşte bu çerçevede hükümetin yapması gereken iş, bölge barışı başta olmak üzere dünya barışına hizmet etmektir. Savaşa çanak tutarak barışa hizmet edilmez. Savaşa engel olunarak barışa hizmet edilir. Bugün açıkça görülmektedir ki D8 çalışmaları, bu barışın nasıl tesis ettirileceğinin en güzel delili ve şablonudur. Bu sebepten dolayı, D8 çalışmalarına derhal hız verilmeli, ikinci ve üçüncü aşamalarının tamamlanmasına hizmet edilmelidir. Başka çıkış yolu da yoktur. Olmazları denemenin lüzumu ise hiç yoktur.

 

SAVAŞ; SANATI VE TARİHİ DE ÖLDÜRECEKTİR / MİNE ALPAY GÜN - Milli Gazete

Olası Irak savaşının getireceği yıkımdan sadece insanlar ve doğal çevre zarar görmeyecek. Tarihi eserler, sanat yapıtları da yüzlerce yıllık yaşlarına veda edeceklerdir.

Üstelik Irak, sadece başkent Bağdat değildir. Bağdat’a 90 kilometre uzaklıkta, Dicle sahilinde Abbasi halifesi Mu’tasım’ın, 836’da kurduğu hükümet merkezi Samarra, adeta Türkler’le Araplar’ın bir sanat sentezinde buluştukları yerdi... Zira halifenin muhafız kıtası Türkistan’dan getirilen Türk subay ve askerleri ile; onların ailelerinden oluşan sivil katılımla; sanat tarihine oldukça zengin bir miras bırakılacaktır. Samarra Mütevekkiliye Camii ve Cevzak Sarayı, bu harikulâde buluşmanın izdüşümünü vermektedir.

Büyük Selçuklu hatıralarını yaşatan Bağdat Nizamiye Medresesi, Melikşah’ın ünlü veziri Nizam’ül-Mülk’ün eseridir. Ki bu bilge devlet adamı, Siyasetname isimli eserin de yazarıdır.

Kerpiçin, tuğlanın, kesme taşın şiirinin yükseldiği İslam sanatı.. İlk camiler, tromplu kubbeler, alçı süslemeler, kemerler, nişler, mukarnaslar, palmetler, bitki, geometri ve yazı motiflerinin ahenkle yanyana gelişleri...

Karahanlılar’ın, Gazneliler’in, Selçuklular’ın hatıraları daha çok Türkistan, Afganistan, Hindistan ve İran’dadır. Ne ki Irak, Zengiler Devri’nin sanat sahnesidir âdeta. Bağdat surlarını yenilemek Zengiler’e nasip olmuş, ne ki Nureddin Zengi asıl efsane eserleri Musul’a kazandırmıştır. Musul Ulu Camii, sanat çevrelerince özellikle mimarisi bir şahika kabul edilmektedir. Bu dönemde dillere destandır, Musul’daki sarayların, surların, sütunların, görkemli kapıların şaşaası. Dikdörtgen planlı Ulu Camii, zamanla pek çok sultanın restoresinden geçmiş. Ne ki benim de görme şansına sahip olduğum minare, caminin  ilk yapısından kalma orijinal ve çok görkemli idi. Bir sabah namazı, güneş doğarken ziyaret ettiğimiz minare; göz kamaştıracak güzellikte idi. On beş metre yükeklikteki gövde tezyinî kuşaklarla yedi kota ayrılmıştı ve her kuşak ayrı bir tuğla dizisi örneği gösteriyordu. Bordürler, geçmeler, örgüler, nefis firuze renginin hâkim efsûnu; kelimeleri kifayetsiz kılıyordu.

Musul’da Bedreddin Lü’lü’nün yaptırdığı Karasaray, nesih ve kûfi kitabeleri, rumî ve palmet, lotuslarla, kıvrık dallarla bezelidir. Yine Musul’da Bedreddin Lü’lü’ye ait El-Han isminde bir kervansaray da hayli meşhur idi.

Abbasi halifesi Mustansır’ın yaptırdığı Bağdat Mustansıriye Medresesi ile gezintimizi nihayetlendirelim. Ki saydıklarımız sadece birkaç sanat yapıtıdır. Oysa bu tarihlerden önce ve çok sonraları Irak coğrafyası değerli sanat eserleri ile donatılmış. Kûfe şehri, Peygamber torunlarının acısına şahit olmuş. Halâ o günlerin ıztırabı çok canlı olarak buralarda yaşanmaktadır.

Yeni bir savaş, sadece yaşayanlara değil; geçmişe, medeniyete, kültüre, hatıralara da çok fazla zarar verecektir.

 

KIBRIS ÜZERİNDE SÖZ HAKKI / ALİ BULAÇ – ZAMAN GAZETESİ

Altını çizmemiz gereken ilk husus, AB’nin anlaşmaya rağmen Kıbrıs Rumlar’ını tam üyeliğe kabul etmiş olmasıdır. Şimdi bu fiili duruma Annan Planı çerçevesinde ve biraz da emr-i vakiyle “hukuki kılıf” bulunmak isteniyor.

Denktaş, 58 görüşmeye katıldığı halde bir çözüm başarmadıysa da, söz konusu plandaki “gizli tuzaklar”a dikkat çekmektedir; ihtirazi kayıtlarını kaale almak gerekir. Bu planın hangi düzeylerde siyasi eşitlik ve egemenlik haklarını garanti altına aldığı, Türkler’i üstü örtülü azınlık durumunda konumlandırmadığı ve eskiye dünüşün önüne hangi engelleri koyduğu önemli noktalardır.

Bir başka açıdan Kıbrıs, tarihi bir derinlikten ve bir gelecek perspektifinden bakılması gereken bir konudur. Türkiye’nin Ege ve Akdeniz’de Kıbrıs’ın dışında bir adası yoktur. Kıbrıs’ın stratejik bir değerinin öneminin kalmadığını öne sürenler, İngilizler’in bu adaya verdikleri önemin farkında olmalılar. Akdeniz’in bu “yürümeyen gemisi”nde inisiyatif sahibi olan bir güç; Akdeniz, Kuzey Afrika ve Ortadoğu üzerinde de inisiyatif sahibi olur. Türkiye’nin burada elinin zayıflaması, gelecekte İslam âleminin de güvenliğini tehdit altına okar.

Kıbrıs, sadece Kıbrıslı Türkler’e bırakılmayacak kadar önemlidir. Bu hafta yapılan gösterilerde “işgalcileri istemiyoruz” diye bir pankartın asılması gerçekten “büyük bir vefasızlık” örneğidir. Türkiye’den binlerce insan bu ada için hayatını vermiştir. Son 300 senedir Hristiyan dünyasından tamamen haklı sebeplerle kazanılmış ilk toprak parçasını sembolize eden bu adada yaşayan Türkler, 30 Aralık gününü unutmuş görünüyorlar. Onlar elbette yüksek standartlarda yaşama hakkına sahiptirler; Türkiye’nin neredeye 30 yıldır burayı “yaşanabilir” hale getiremediği doğrudur. Ama bunun çözümü bencilce davranıp her şeyi ceffelkalem silmek değildir. Eğer Kıbrıslı Türkler, Rumlarla beraber AB’de cennete gireceklerini düşünüyorlarsa yanılıyorlar. Onları koruyan ve güçlü kılan Türkiye’dir.

Gösteri yapmak bir haktır; buna kimsenin itirazı olamaz. Ama çözüme tek başlarına sokakta gösteri yapan Kıbrıslı Türkler karar veremez. 70 milyon nüfusun da rızası ve gelecek düşüncesi önemlidir.

 

“ÜMMETİM BOZULDUĞU VAKİT” / A. MUHSİN MERİÇ – VAKİT GAZETİSİ

“1910’larda Ezher şeyhi Şeyh Bahid Efendi’nin bir sorusuna mukabil “Avrupa, bir Osmanlı devletine hâmiledir, bir gün gelecek onu doğuracak; Osmanlı da bir Avrupa devletine hâmiledir, bir gün gelecek onu doğuracak!” meâlindeki cevabı veren Bediüzzüman Hazretleri’nin işaret ettiği, bir bozgunun haberi idi aslında. Hem de ne bozgun! Her nura savaş açan bir yarasa bozgunu... Her sünnetin yerine geçirilecek bir bid’at bulan kökü dışarıda nifak hareketi. Can damarlara ilişen, kan içen bir vampir taarruzu. Topyekün mukaddesata tecavüz eden, îmânın erkânına ilişen bir ejderha harekatı. Tüm zamanların en kansız ama en amansız bozgunu uğruna darağacı-zindan-işkence’ şeytan üçgeni az mı insan yuttu geçmişte? Ya alevleri göklere yükselen imkanızlık ateşinde can veren ve cehennem yolculuğuna çıkan milyonlar?.. Düşününce tüyler ürperten bir bozgun bu bozgun.

Ya bozgunun tam orta yerinde kalan bizler! Sel gibi her yanımızı istila eden bid’at, inkâr, ahlâksızlık fitnelerine tutunacak kaç ‘sağlam kulp’umuz kaldı? Geçmiş zamanda bir ocakta kaldırılırdı kazan. Şimdi ise kazan kaldırılmayan ocak neredeyse hiç yok; her yer bâğî tâifei, isyankâr güruh ile dolu.

Elbet ‘umûmî bozgun’da ‘istisnâî düzgün’ kalmak azim mükafaat gerektiren büyük bir maharet. Buna işaret, Resûl-i Ekrem’in o müjde dolu hadisinde: “Ümmetim fesâda uğradığı vakit, kim ünnetime sımsıkı yapışırsa yüz şehîdin ecrini ve sevabını kazanabilir.”

Bir, on, elli değil; tam yüz şehîd sevâbı... Şehadetten başka hangi makam, imanla kabre girmek yolunda bize fayda verebilir? İşte ateş ortasında İbrahîm kalmanın,  içerisine düştüğümüz alev denizinin gül bahçesine dönüşmesinin tek çaresi: Muhammedî olmak. Kur’an’ı kale, sünneti siper bilmek.

Bundan sonra ikinci bir bozgun yaşama lüksümüz, gücümüz yok! Eski hâl muhal; ya yeni hâl, ya izmihlâl.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.