E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

 

ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)

BAŞYAZI;


  AT VAR, MEYDAN VAR, SÜVARİ NEREDE?

 Toplumu derinden sarsan yoğun sıkıntılar yaşanmakta, üst üste gelen yığın yığın meseleler, çoğu kez çözümsüz kaldığından toplum hafızasını bulandırmakta, hatta yer yer bellek kaybına uğranmaktadır. Dolayısıyla çok yakın geçmişte cereyan eden bir çok olaydan ibret alma, ders çıkarma kabiliyeti yok olup gitmektedir.

Çeşit çeşit çıkar hesapları yapan iç ve dış güçler bu ortamdan azami derecede faydalanmakta, toplumu kendi karanlık emelleri doğrultusunda yönlendirmek isteyen bu güçlere türlü türlü fırsatlar verilmektedir.

Bu karanlık güçlerin oyunlarını bozmak, onlara fırsat vermemek için, ülkemizde çok özel eğitim alma imkanı bulmuş, Allah Teala’nın bir lutfu olarak böyle ortamlarda bulunmuş kişilere çok büyük vazifeler düşmektedir.

Bu gibi kişiler basit, çoğu zararlı güncel konular içinde boğulup kalmamalı, bizim dışımızda oluşturulan suni gündemlerle çok kıymetli zamanlar zayi edilmemelidir. Günlük politikaların dedikodusu ile meşgul olarak karanlık güçlerin yaptığı karanlık hesaplara alet olmamalıdırlar.

Müslüman akıllı kişidir. Aklını, aklı teşviş edecek, bulandıracak, bu ilahi nimeti ifsat edecek sahalarda kullanmamalıdır. Müslüman akıllıdır. Ancak asla akılcı değildir. Çünkü akılcılık batıl, bozuk felsefi bir akımdır. Her müslüman, bu farkı farketmeli, aklı, vahyin emrine vermeli, nefsin tasallutundan korunmalı, vahyin değişmez asaslarını, hakikatlerini idrak etmek, bütün bir topluma idrak ettirmek, hayatın bütün safhalarına yansıtmak için kullanmalı, yormalıdır.

Müslüman başkalarının dayattığı gündemlerle meşgul olmak yerine kendileri gündem oluşturmalı, toplumu bu sağlıklı gündemlerle meşgul edip, meselelere çözüm bulmak için kafa yormalı, çareler üretmelidir.

Atalarımız “At bulunur, meydan bulunmaz; meydan bulunur, at bulunmaz.” demişlerdir. Ancak yukarıda zikredilen, özel bir eğitim alma imkan ve fırsatını yakalayan, Allah Teâlânın bir lütfu olarak böyle ortamlarda bulunan şahıslar için hem at hem de meydan vardır. Yeter ki hem atı, hem meydanı en iyi bir şekilde değerlendirelim. İyi bir süvari olalım, süvarisi olmayan bir at bir süs eşyası gibi kalır veya acemi biniciler elinde heder olur.

İslam’ı doğru öğrenme,

Doğru yaşama,

Doğru tebliğ etme,

Yaptıklarını Allah rızası için yapma,

En doğru en sağlıklı ölçüleri alma,

Dolayısıyla meseleleri doğru teşhis edip doğru tedavi etme,

Eğitim ve öğretimini sünneti seniyyeye en uygun bir tarzda almış ve bu hususta kendilerine her zaman örnek teşkil eden bir ortam içinde bulunmuş bu kişiler, aldıkları bu özel eğitimin gereği olarak özel mesuliyetler yüklenmişlerdir. Her zaman ve her şartta bunun idraki içinde olmalıdırlar.

Şayet bu kişiler;

Bu güzel, bu özel manevi ortamı değerlendirmezler,

Nefislerini ön plana çıkarırlar,

Dünyayı ahirete tercih ederler,

Bu güzel ortamı bulandıracak yanlış davranışlarda bulunurlar,

Çok basit kıl kındap şeylerin dedikodusu ile meşgul olurlar,

Doğrudan ve dolaylı ikazları farkedemez veya önemsemezler,

Almış oldukları bu özel eğitimin gereğini yapmazlar ise;

Bu durumdan öncelikle kendileri çeşit çeşit manevi zararlara uğrayacakları gibi, hizmetlerin gelişip genişmemesine, bu hizmetlerin, bu hizmetlere muhtaç insanlara ulaşmasına, bir çok insanın bu eğitim, bu hizmet ortamına girmesine mani olmak gibi bir vebal yüklenmiş olacaklardır.

Bu bir nimet külfet dengesidir. Herhangi bir nimete nail olan kişi veya toplum, o nimetin getirdiği külfetleri de omuzlamak, büyük bir şevk, büyük bir aşkla gereğini yerine getirmek mecburiyetindedir.

Şu husus asla unutulmamalıdır:

Bütün İslam tarihi boyunca, Asr-ı saadet neşesini, o saadet asrının heyecanını yaşamış, şartlar ve toplumlar ne kadar değeşirse değişsin, asla değişmeyecek olan Kur’anî, Nebevî ölçüleri almış, Rasullullah sallallahu aleyhi ve sellemin o kutlu yolunu, o kutlu izini kare kare, nokta nokta takip etmiş,  yaşamaya çalışmış, o nebevi yaşantıyı bütün müesseseleri ile hayatın bütün safhalarına taşımış, zamanın ve zamanenin türlü türlü engellemelerine takılmadan, dünyanın türlü türlü cazibelerine kapılmadan Allah yolunda çekilen çileleri zevk edinmiş, bu hassasiyetlere sahip olmuş cemaat, toplum ve devletler her zaman azın azı bir kibrit-i ahmerdir.

Bu azın azı olan toplumların veya devletlerin bir ferdi olmak ve gereğince hareket etmek, şereflerin en yücesidir. Bunun idrakinde olmak ne büyük bir saadettir.

Atalarımız: “Komşunun gelini komşuya kız, komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.” demiştir.

Bu atasözü, yukarıda zikri geçen o kutlu cemaatin, o kutlu devletin bir ferdi olup da, bu büyük nimeti idrak edemeyen gözü dışarıda, kalbi teşvişte, kararsız, istikrarsız, maymun iştahlı kişilerin ruh halini göstermekte çok mühim bir gerçeği dile getirmektedir.

Şahsiyetli fert ve toplumlar:

Şartlar bütün şiddetiyle aleyhlerinde gelişse, bela ve musibetler sağanak sağanak üzerine yağsa, tarihin en acımaız işkencelerine tabi tutulsa veya dünyanın bütün imkanları önlerine serilse, malı mülkü, makam ve mevkii kendilerine arz edilse, asla ve asla, İslam’ın değişmeyen ve katiyyen değiştirilemeyecek olan esaslarından, İslami yaşantısından taviz vermezler.

İslam dışı, ahlak dışı ilkel, behimi düşüncelere, fikirlere, yaşantılara asla meyletmez, rağbet edemezler.

Fâniye meyl ü rağbet ne fenadır.

Müslüman olana büyük cefadır.

Ey aziz kardeşim! Dinle şu sözü;

Rabbimize kulluk sonsuz sefadır.

Özel eğitimler almış, o güzel ortamlarda nefeslenmiş şahıslar, Rabbimize kul olmayı, alemlerin efendisi canımız, cananımız Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin sünneti seniyyesi üzere yaşamayı, onun ve kutlu yolunun hizmetçisi olmayı, ahlakı ile ahlaklanmayı şereflerin en büyüğü kabul edip gereğince hareket eder. İslam dışı yaşayışların bir manevi ölüm olduğu idraki içinde bulunur.

İlahi! Pak eyle bizleri masivâdân,

Koru bu acizleri her türlü hevadan,

Yolunun hâdimi bu günahkâr toplumu

Saklagil fitneden, çeşit çeşit riyadan.

Asr-ı Saadette, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin kutlu huzurunda mutluluklar yaşayan o kutlu insanlar, aldıkları o özel, o nebevi eğitim neticesinde çok müstesna bir topluluk, sonra da bir devlet vücuda getirdiler.

İnsanlık tarihi o zamana kadar bu derecede bir saadet asrına ve saadet toplumuna şahit olmamıştı.

O saadet asrından sonra gelenler ise onlara yakın oldukları, onları örnek aldıkları, rehber edindikleri ölçüde o mutluluğu tatmışlar, onlara yakın benzer toplumlar ve medeniyetler tesis edebilmişlerdir.

Özel yetiştirilmiş, özel bir eğitim almış böyle kişilerden, böyle bir toplumdan özel davranışlar beklemekten tabii bir şey olamaz ve böylesi bir toplumda sergilenen bu özel davranışlar, fedakarlıklar da elbette çok tabii olarak karşılanır. Çünkü asr-ı saadet müslümanlarında benzer davranışlar ve fedakârlıklar o kadar çok sergileniyordu ki, başka türlü davranmak, aykırı hareket etmek yadırganıyor, asla tasvip görmüyordu.

Asr-ı saadet müslümanlarının en belirgin özellikleri:

- Tam inanmak,

- Tam muhabbet,

- Tam teslimiyet,

- Tam itaattir.

Bu mühim özelliklere sahip olan fert ve toplumların Allah’ın izniyle başaramayacağı, üstesinden gelemeyeceği hiç bir mesele yoktur.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.