E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

YUNUS HÜDAYİ

İLİMDEN İRFANA;


 KUTADGU BİLİG’DEN ERDEMLİ LİDERLİK ÖĞÜTLERİ

İşini insanların harisine tevdi etme, yemeğini nankör insanlara yedirme. Ey Hükümdar! Avunma ve huzura güvenme, bu durum seni gaflet uykusuna düşürür. Sarsmayan, rahvan küheylan attan inip, acz içinde, eğersiz bir ağaca bineceksin.

Heves ve öfke anında hiçbir iş yapma, dişini sık, sabret. Ey kanun yapan! İyi kanun koy, kötü kanun koyan daha hayattayken ölmüş demektir.

Beyler işlerinde yanılırsa ey devletli hükümdar, onların beyliği hastalanmış demektir. Tedavisi gerekir. Acele yapılan işler acı olur. Sözünde durmayan beye ümit bağlama, ömrün boşa geçer ve pişman olursun. Bey iki şey ile beyliğini bozar: Biri zulüm, biri ihmalkarlıktır. Bu ikisi ile memleket harap olur. Bey güler yüzlü, tatlı sözlü, yumuşak huylu olmalı, güzel yüzlü, orta boylu, yakışıklı ve aynı zamanda nâm ve şöhret sahibi olmalıdır. Beylerin kapısını siyaset süsler.

Kılıç kımıldadığı müddetçe düşman kımıldamayamaz, kılıç kınına girerse, bey memlekete sahip olamaz, beyin huzuru kaçar. Gönül ile dilini doğru tut. Cenab-ı Hak’tan ne gelirse, ona razı ol.

 

Vezir nasıl olmalı?

Ey hükümdar! Vezir beylerin eli demektir. Aklı çok, bilgisi deniz gibi derin ve geniş olmalı. Dürüst olmalı. Emin olmalı. Takva sahibi olmalı. Hesap bilir, zeki, bilgili olmalı. Beyler kendileri kötü olmadıkça, dikkat et, kötü kimseleri yanlarına yaklaştırmazlar.

 

Ordu komutanı nasıl olmalı?

Bu işe çok çevik, sert, tecrübeli, tam ve pek yürekli bir adam lazımdır. Cömert ve cesur olmalı. Kendine mal toplamamalı. Kumandan iyi tabiatlı ve alçak gönüllü olmalı. Mağrur adam ihmalkarlık eder. İhmalkar, ya bozulur, ya vakitsiz ölür. Siyaseti bilmeli. O, domuz gibi inatçı, kurt gibi kuvvetli, ayı gibi azılı, yaban sığırı gibi kinci olmalıdır. Kırmızı tilki gibi hilekar, saksağandan ihtiyatlı, gözünü kaya kuzgunu gibi uzaklara dikmelidir. Aslan gibi hamiyetli, baykuş gibi geceleri uykusuz geçirmeli. Tuzu, ekmeği, yemeği bol, atı, elbisesi, silahı da buna denk olmalı. Doğru sözlü olmalı.

Memleketi alan kılıç ile almıştır. Memleketi tutan kalem ile tutar. Bey kendi başını  yememesi için, her duyduğu şeyi ifşa etmemeli, görmemesi gereken uygunsuz şeylere göz yummasını bilmeli, kendisine hakim olup, doğrulukla yaşamalı.

 

Hazinedar

Perişan gönülleri, bu gümüş huzura kavuşturur, eğilmeyen başları bu gümüş eğer. Bey şüphe girmemesi için, iyi dürüst bir hazinedar tutmalı. Gözü tok ve güven vermeli. Uyanık ve zeki olmalı. Eli sıkı olmalı. Hazine harisçe gözetilmeli. Hesap muntazam tutulmalı. El kesesinden cömertlik olmaz. Ticaretten anlamalı. Ticaretten anlamayan kâr edemez. Temiz olmayan şeyler, su ile temizlenir. Eğer su temiz olmazsa nasıl temizlenir.

Ey hükümdar, sağ elin kılıç tutarken, sol elin mal dağıtsın. Hangi memleketi istersen oraya hakim olursun. Memleket cömertlikle muhafaza edilir.

Beylik baş üzerinde kılıç gibidir. Her gün onun için tehlikeli bir iş vardır. O işte istifadesi olan kimseyle istişare etme, bundan sana fayda gelmez.

Üç düşman; dünya, şeytan ve nefsin. Bunlar arasında en kötüsü nefsindir. En çok gürültü de ondan çıkar. Rabbin adını anarsan, şeytan kaçar, dünyayı bırakırsan ondan uzaklaşırsın. Ama vücudu nasıl bırakırsın. Vücudun esiri olma, esir olursan fidye olarak dinini ister.

Çok dost ve ahbap edinmeye çalış, onlarla sık görüş. İnsanları bilmeyerek kendine düşman etme, insan düşmanından fayda görmemiştir. Eğer görmüşse kendi mahareti sayesinde olmuştur.

(Ahmet Taşgetiren, Altın Öğütler’den)

 

SAFLAR EĞRİ, SECDELER RUHSUZ

İkbal, şöyle feryat eder:

“Yazıklar olsun! Artık vecd ve heyecanı kalmadı... Artık müslümanların damarlarındaki kan dahi kurudu. Namazlara bakın; saflar eğri, secdeler ruhsuz, kalbde huzur yok! İçten gelen o ilahi cezbe kaybolmuş...”

“Ey aşk! Ey gönlümüzün deruni manası! Ey ektiğimiz tohum! Ey biçtiğimiz mahsul!

Şu hale bir bak; tıyneti toprak olan insanlar artık eskidiler... Bizim çamurumuzdan şimdi bambaşka ve bize yabancı bir insan meydana geldi.”

 

ONLAR BÖYLEYDİ

 

Abdullah b. Ömer (r.a.)

Ashabın ileri gelen abid ve zahidi idi.

Şöyle derdi:

“Ey ademoğlu, dünyaya kalıbınla sahip ol. Fakat kalbini ve himmetini ondan ayır.”

Şu hikmetli söz ona ait:

“İnsan şu vasıflara sahip olmaz ise ilim ehli olamaz:

- Kendinden üstün kimseye haset etmeyecek.

- Kendinden alt kimseyi hakir görmeyecek.

- İlmine karşılık dünyalık arzu etmeyecek...”

Allah ondan razı olsun

 

Ebu’d-Derda Uveymir b. Zeyd (r.a.)

Der ki:

“Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a andolsun, kim imanının gitmesinden korkmaz ve onu esirgemeye bakmazsa, imanı gider.”

“Ben yapamadığım bir şeyi size söylüyorum. Ümidim; siz onu yaparsanız bana da sevap gelir.”

“Bir saat tefekkür, kırk gece ibadetten hayırlıdır.”

“Bir din kardeşinin azarı, onu kaybetmekten hayırlıdır.”

“Bir müslüman kardeşin hata edip, isyana dalınca darılma, darılacağın onun amelidir. O, isyanı bırakınca yine kardeşindir.”

“Bir mü’min kardeşin değişir, yoldan şaşarsa sakın onu tek başına bırakma... Çünkü o bazen düz, bazen eğri yoluna devam eder.”

Hanımı Ümmüderda diyor ki:

“Her şeyde ibadet halinde olmayı istedim. Bu bende hastalık haline geldi. Bu halime, zikir meclislerinden daha şifa verenini ve daha değerlisini bulamadım.”

Bir gün hanımı ona sordu:

- Senden sonra muhtaç duruma düşersem, yemek için sadaka alayım mı? Şu emri aldı:

- “Hayır, çalış ve ye. Çalışamaz hale gelirsen, buğday başağı topla. Ama sadaka alıp yeme.”

Ebu’d-Derda’nın vefatından sonra Muaviye, Ümmüdderda’yı nişanlamak istedi. Ama o reddetti ve: “Ebudderda’dan sonra kimseyi istemem.” dedi.

Şöyle dedi:

- “Ölümden sonra, neler göreceğimizi bir bilseniz, isteyerek ne yemek yer, ne de su içerdiniz. Biçilen, sonra da yenen bir ot olmayı ne kadar arzulardım...”

Allah onlardan razı olsun.

 

Selman-ı Farisi (r.a.)

Gelirinden bir şey almaz, dağıtırdı. Eliyle kazandığını yemek adetiydi. Hizmetçisini bir işe salınca, hamuru kendisi yoğurur;

- “Ona, iki vazifeyi birden veremeyiz.” derdi.

Hurma yaprağından zenbil yapardı. Bu işini şöyle anlatır:

“Bunun, hammaddesini bir dirheme satın alıyorum. 3 dirheme yapılmış zenbili satıyorum. Bir dirhemini borcuma; birini iyalimin nafakasına ayırıyor, kalan birini sadaka olarak veriyorum.”

Son zamanlarında ihtiyar ve yorgundu. Bir şey taşırken insanlar etrafına toplanıp taşımak ister, o ise;

“Hayır, yerine kadar götüreceğim.” derdi. Halbuki o, emrinde bir çok beldenin olduğu bir vali idi.

Şöyle anlatırdı:

- “Mü’min, doktoru yanında olan hastaya benzer. Doktor ona yarayan ve yaramayanı bilir, zararlı bir şey isterse, “yersen ölürsün” der, sakındırır. Mü’min bir çok şey arzular; ama Allah (c.c.) mani olur; taa ölünceye kadar... sonra cennete girer.”

Der ki:

“Şunlara şaşılır: Dünyaya hırsla sarılır, ama ölüm onu arıyor. Unutmuş; ama, unutulmuş değil... Güler; ama bilmez ki, Rabbi ondan razı mı, değil mi?..”

Şöyle anlattı:

“Allah Rasulü bize ant verdi ve şöyle buyurdu:

- “Her birinizin taşıyacağı dünyalık bir yolcunun taşıdığı azık kadar olsun.”

Allah ondan razı olsun.

(İmam Şa’rani, Veliler Ans. sh. 72-76)


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.