E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

A. HAMİD ÖZYAYLA

HÜRFİKİR;


ELİN ÜSTÜNDE KİMİN ELİ VAR?

İnsanları birbiriyle tanışıp kaynaşmaları için kavimler halinde yaratan, şubelere ayırıp yeryüzüne dağıtan güç Cenab-ı Hakk’ın kudretidir. Dünyanın ekolojik dengesini kuran Allah (c.c.) siyasi veznesini de oluşturmuştur.

Merhum Elmalılı M. Hamdi Yazır, Kehf Suresi’nin tefsirinde dünya siyaset mizanının kantarının kavm-i etrak olduğuna işaret etmiştir. Medeniyet coğrafyasının yer haritasını çizen en önemli etken dindir. Dünya liderleri iki de bir birbiriyle oyun oynayan çocuklar gibi “Elin üstünde kimin eli var?” deyip durmaktadırlar. Allah’ın kudret eli onların üzerindedir. Kullarını Mirsad’da devamlı gözetleyen Allah (c.c.) el-Cebbâr ismi şerifi ile istediğini zorla yaptırandır. Aciz varlıkların cüz’i iradeleri ile külli irade sahibine rağmen galip ve muktedir oldukları nerede görülmüştür? Kaldı ki, ins ve cin topluluğu kendi iradeleri ile ilgili kaderden sorumludur. Rahmet inmeden önce rüzgar ile bulutları kamçılayıp haberci kuşları uçuran ilahi irade, duvara çivi çakan çekici vuran güçtür. Duvar bağrını delen çiviye boşuna sitem eder.

Din, medeniyet demektir, medeniyet ise uygarlık... Medeniyeti yaşatan devlettir, devleti ise din... Mesela; Osmanlı, İslam medeniyetini temsil eden bir cihan devletidir. Yani, din-devlet ve medeniyet birbirini tamamlayan bir sac ayağıdır ki, birinin yokluğu, ocaktaki ateşin üzerine su dökülüp sönmesidir.

 

Küfür tek devlet olamaz

Osmanlı, takip ettiği dünya siyaseti ile kendi içindeki yetmiş iki buçuk milleti adalet ve iyilikle idare ettiği gibi; farklı dinlere mensup diğer millet ve ülkeler arasında da hakemlik yapmıştır. Osmanlı’nın çaldığı düdüğe kimse itiraz etmemiştir. Zalimin karşısında ve mazlumun yanında fotoğraf çektirmiştir. Gençliğinde yaşlılara hizmet edene yaşlandığında ona hizmet edecek gençler yaratan Allah (c.c.), elbetteki kendisine gerçek manada kul olanlara da “bila ivaz vela garaz” hizmet edecek köleler yaratmıştır. Mesela Kanuni, Fransa Kralı Fransuva’yı Alman İmparatoru Şarlmen’e karşı koruyarak hanif hristiyanların teveccühünü kazanmıştır. Türkiye’nin AB’ye girmesine sıcak bakmayan Fransa vefasızlık örneği sergilemiştir.

Toplum mühendisleri tarafından ihdas edilen “tek tip insan modeli” fıtrata uygun değildir. Mecazi anlamda dünyaya egemen zinde güçler kendi aralarındaki utanç duvarlarını yıksalar da (Almanya gibi), gümrük birliğine gitseler de (AET gibi) ortak askeri tatbikatlar yapsalar da (ABD gibi) aynı parlamento çatısı altında toplansalar da, aynı para birimini kullansalar da (AB ülkeleri gibi) aynı bayrağın gölgesine sığınsalar da, birbirine pasaportsuz-vizesiz serbest dolaşım hakkı tanısalar da tek devlet olamayacaklardır. Çünkü bu, dünyanın düzenini kuran ilahi gücün yasalarına aykırıdır. Küfür tek millettir, ancak tek devlet olmaları muhaldir.

 

Yarım yumurta ile ferfene olmaz

Bunun tarih arşivinde çok örneği vardır. Bugün Almanya’nın başını çektiği AB ülkeleri geçmişte kendi aralarında yaptıkları 10 yıl, 30 yıl ve 100 yıl savaşlarını nasıl izah edeceklerdir? Münkir bir toplum ve devlet için menfaat her şeyin üstündedir. Dinler arası diyalog çağrısı yapanlar, ticaret, siyaset ve iktisat alanlarında işbirliği yapmadıkları sürece medeniyetler arasındaki din çatışmasına engel olamayacaklardır. Yarım yumurta ile “ferfene”ye katılmaya çalışan Türklere dirsek gösteren AB’nin hevesi kursağında kalacaktır. Derede abdest alırken ciğerini kapıp giden kargaya Nasreddin Hoca merhum nasıl bağırmıştı:

“Afiyetle yiyemeyeceksin... Çünkü tarifesi bende.”

Siyasetin Güldüren Adam’ı, “Devleti yönetenler üç önemli özelliğe sahip olmalıdır.

1- Hidayet,

2- Feraset,

3- Dirayet.” diye bağırmaktadır. Lakin kim dinler?

Baş yerde, kuyruk havada.

“Yamadık dünyamızı yırtarak dinimizden,

Sonunda din de gitti dünya da elimizden.” diyen Akif merhum “Fakirlik neredeyse dinsizlik/imansızlık olayazdı.” buyuran Peygamberimizi ne kadar haklı çıkarmıştır.

“Zindan iki hece Mehmed’im lafta,

Baba katili ile baban bir safta.” diyen şairlerin sultanı Necip Fazıl Kısakürek de haklı çıkmıştır.

Dünya siyasetinde çalışan değil, düşünen kazanmaktadır. Alacağı cevabı düşünmeden talebe yetiştiren bir hocaya, kendisinden yaşlı olduğunu ima etmek için ağarmış saçlarını işaret ederek, “Değirmende ne işiniz vardı hocam?” diyen boz adama yılların hocası der ki:

“Haklısın amma kaç kafa çıktı bu kuru kafadan?” diyerek boz adamın kel kafasını gösterir.

 

Vefa neredesin?

AET, AT derken AB olan Avrupa ülkeleri çifte standart yapıp yapmadıklarını izah edebilmeleri için 15 yıldızdan oluşan AB bayrağındaki eksik Hilal’i nereye yerleştireceklerine karar vermelidirler. Yıldızlar hilal ile ayrı bir görünüm kazanır. Bayraklarındaki on-onbeş yıldıza bakıp kendisini yer tanrısı zannedenler, gece gökyüzüne baksınlar. Orada milyarlarca yıldız var,  Süreyya’dan Tarık’a.

Türkleri “Tanrı’nın gazabı bir millet.” olarak tarif eden protestan bir rahip olan Martin Luther’in Almanya’sı bir zamanlar 1740’de I. Friedrich Wilhelm imzası ile Osmanlı Sultanı III. Ahmed ve Sadrazam Nevşehirli Damad İbrahim Paşa’ya gönderdikleri mektupla diplomatik ilişki kurmanın yollarını araması Avusturya’ya karşı Osmanlı Devletini kazanma amacı güderken; 2002 Almanya’sı Türkiye’nin AB’ye üyelik müracaatını duymazlıktan gelmektedir. I. Cihan harbinde bizi Almanya’nın macerasına kurban eden vefa nerdesin? Necip bir milletin neslini öksüz, yetim bırakan, milleti muhannete muhtaç eden Talat, Cemal ve Enver neredesiniz?

1000 yıllık kutsal Roma-Germen İmparatorluğu’nu tarihin çöplüğüne atan Napolyon’un torunları ile Almanların Türkiye’ye karşı aynı blokta yer almaları hayreti muciptir.

 

Uyuma! Hadi gözümü kapadım. Öp...

Daha 1898’de II. Wilhelm’in İstanbul-Kudüs ziyareti ile Osmanlı-Alman siyasi yakınlaşmasını sağlayıp İslam dünyasının rüzgarını arkasına alabilmek için kendisini Şam’da “300 milyon müslümanın dostu” ilan etmesine karşılık 2002 Almanya’sı Türkiye’ye karşı nasıl sırtını dönebilir? 1933’te iktidar olan Nazi’lerin lideri Adolf Hitler’in bile ana hedeflerinde müslüman aleyhtarlığı yoktur. Buna rağmen Almanya’nın kurucu bir üye olarak, AB dönem Başkanı Danimarka Başbakanına gözdağı vermesi, eski düşmanın dost olmayacağını tekid etmektedir. 1945’te yerle bir olan Almanya, 1949’da bağımsızlığını kazanır. 1951’de Avrupa Konseyi’ne, 1955’te de NATO’ya üye olur. AET 1957’de kurulur. 1961’de Berlin duvarı örülür ve 1989’da yıkımına karar verilir. 1982’de Hristiyan Demokratlar iktidar olur. Helmuth Kohl’un oğlu, kızımız Elif’in kocası ve milli damadımız olmasına rağmen Almanlar Akif merhumun diliyle:

“Değil mi bir anasın sen? Değil mi Alman’sın?

O halde fikr ile vicdana sahip insansın.” zihniyetini hala korumaktadırlar.

1898’de Osmanlı Sultanı II. Abdulhamid’i ikinci ziyaretinin bir hatırası olarak Alman İmparatoru Kaiser II. Wilhelm’in İstanbul Sultanahmet’te (eski AT meydanında) inşa ettirdiği Alman Çeşmesi gözyaşının pınarı gibi galiba kurumuştur.

Turkcell reklamındaki ihtiyar, kümes ortamında yaptığı tren yolculuğunda samanlıkta kendi başlarına buyruk iki özgür çocuğa “yarısı bizden, yarısı sizden” diye mırıldandıktan sonra “Uyuma... Hadi gözümü kapadım... Öp...” derken gözünün biriyle durumu idare ettiği gibi ABD de gözünün birini kapatıp AB’den Türkiye’yi öpmesini istemektedir. Zaten Almanya I. Dünya harbinde Osmanlı’yı alnından bir öpmüş ve duyun-u umumi ile bir nesli perişan etmiştir. Osmanlı Devleti ittifak ülkelerine savaş tazminatı ödemeye mahkum edilmiştir. Bunun gibi 1990 yılında Irak-ABD savaşı öncesi ve sonrasında Almanya üzerine düşeni yapmadığı için merhum Özal’ın teklif ve tezi üzerine ABD’nin Ortadoğu’da uğradığı barış uğrundaki görev zararına ortak edilmesi mecbur kılınmıştı. Almanya’nın AB’ye girişimize engel olan tali sebebi budur. II. cihan harbinde yerle bir olmuş Almanya’yı mamur eden Türk insanı Avrupa kıtasında basit bir işçi parçası değildir. Bunun böyle olduğunun sebebini kavimlerin göçü meselesinde aramak gerekmektedir. Ülkelerin sınırlarını tayin eden unsur kan ve can değil, dindir. Bu sebeple AB de bir hristiyan kulübüdür. Kişiye özel ceza yasaları ile kendi ülkesinde parya olanlar Avrupa Birliği’ni Habeşistan zannedip kahrolası Ashab-ı Uhdud’a sığınmasınlar. Kazıklı Voyvodalara güvenmesinler. Sonra “Tecrübe, hayatta yenen bütün kazıkların bileşkesidir.” diyenleri haklı çıkarırsınız.

 

Hayatta en sahte mürşid paradır

Para sesi su sesine benzemez. Gurbetçilerimiz Alman devlet ve özel bankalarındaki mevduat hesaplarını hele bir kurutsun, Almanlar nasıl kırıtacağını bilemeyebilir. Artık ortalıkta ne Mark, ne de müslümanların I. dünya harbinde siyasi desteğini elde etmek için Hz. Muhammed adına çerçevelik siyasi laflar edecek Prens Bismark!..

 

Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak

Almanya’nın Türkiye’nin AB’ye üyelikte elinden tutmayışının asıl sebebi, Osmanlı devleti gibi ulu bir çınarın gövdesinden filizlenen Türkiye’nin bir dünya devleti olmasının önüne geçmektir. Almanya protestan nüfus ağırlıklı bir hristiyan devletidir. Protestanlar, kilise cemaatinin en fanatikleridir. Martin Luther, “dinde reform” hareketini içi boşalmış, dünya görüşü olmayan mistik bir hristiyanlığa tekrar saygınlık kazandırmak için başlatmış ve dini, siyaset üstü bir makam olarak görmüş, zaten siyasete alet olamayacak bir dine taze kan getirmiştir. Yani; dini, devlet işlerinden ayırt etmiştir güya. Oysa ki AB ülkelerinde ruhban sınıfının parlamenterler üzerindeki egemenliği hala devam etmektedir. “Hocanın dediğini tut, ama gittiği yoldan gitme.” safsatası bize mahsustur. Adamlar hala İncil’e yemin ederek parlamentoya giriyor.

Ben inanıyorum ki eğer Dünya Kiliseler Birliği adına Papa II. Jean Paul, Türkiye’nin AB’ye girmesini isterse bu iş kına gibi olur. Şayet Kur’an’daki ehli kitapla ilgili ayetleri ahkam ayetleri gibi bir kenara itin demezlerse. Bence AB’ye üyelik müzakereleri için Kopenhag’a giden heyetin başında Diyanet İşleri Başkanı da olmalıydı. Şu dini siyasete alet eden Yaşar Nuri ile dinler arası diyalog toplantılarını tertipleyen DİB’ten sorumlu Aydın(!) Mehmet Hocamız da, şark meselesini çok iyi bilen Yavuz Bülent Bakiler Hoca da... Adamlar belki utanırdı amma velakin bizim din ile devletin arası hep şeker rengi. Ateist Mitterand’ın ölürken kızına: “Kızım Allah da varmış... İsa da varmış. Lâkin biz bir defa yok dedik, evet diyemeyeceğiz.” dediği gibi. Ülke olarak laiklik dedik amma layık olduğumuz yere gelemedik bir türlü... İstiklal Marşımız neden “Korkma!” diye başlıyor şimdi daha iyi anladım. Ya siz?..


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.