E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

M. FEHMİ REYHAN

DÜŞÜNCE;


 MEDİNE’DEN MEKTUP VAR

On yıllık bir maceranın, bekleyişin sonunda, ummadığım ama az ihtimalle gerçekleşme payı olan bir durumun şahsı olarak şu anda Medine'de bulunmaktayım. Çok sevdiğim bir görevi burada yerine getirmenin mutluluğunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Hissettiğim, duyduğum, gördüğüm gibi aktarma gayretindeyim. Ara sıra genelin dışına çıkıp gerçekleri söylersem yanlış mı yaparım bilmiyorum. Bunu Tahir'e sormak yerinde olur. İşte şehir, işte Medine ve ben...

Şehir ve insan. İnsan ve Medine. Medine ve bütün insan cinsleri. Her renk, her dil, her boy, her cins, her giyside insanlar, müslümanlar. İşte Medine. Medine kelimesiyle, medeni kelimesi arasındaki kök ilişkisi öteden beri dikkatimi çeker. Medineli olmak medenileşmek demek ki. Yani, Medine 6. ve 7. yy.dan itibaren medeniyetin kaynağı olmuş. Medeniyeti tattırmış insanlığa. İnsan olmanın gereklerini, kurallarını, koymuş. Yesrib’i Medineleştiren, insanlığın önderi, şehrin ruhu, ufukların aydınlığı. Bulmuş onda, onun getirdiğinde, insanlık, huzuru ve ebedi saadeti. Giderken de, buyurmuş ki, “Getirdiğime uyarsanız, hiç mutsuz olmazsınız. Uymazsanız, geriye dönersiniz, mürtecilerden olursunuz, hiç mutlu olamazsınız.”

Medeniyetler çatışması diyorlar ya, medeniyetlerinin(!) temeli (Roma, Yunan) öldürmeye dayananlar. Cemil Meriç, "Umrandan Uygarlığa’’da böyle demiyor mu? Batı medeniyeti, savaş uygarlığıdır demiyor mu? Bunu da örneklemiyor mu? İşte rahmetin kaynağı bir medeniyet ve vahşetin kaynağı bir uygarlık. İşte bunun çatışması diyorlar. Aslında tek taraflı savaş var ortalıkla.

İnsana, insanlığını, medeniyeti öğreten kaynağın adresi Medine. Şehirlerin anası Mekke diyorlar ya Medine... Medine’nin her yerinde bir yumuşaklık, bir letafet var. Tabiat onda, çöl şartlarına rağmen. Dağların çevrelediği taraflarındaki sert görüntü, ovamsı bölümlerde pek görülmüyor. İnce çöl kumlarını siyahlaştıran petrol ve onun meydana getirdiği koku "Mescid" ve çevresinin güzel havasını pek bozamıyor.

Hemen hemen her müslümanın "yeşil kubbe"nin arzusuyla, onu görmenin aşkıyla, onun altındaki "alemlere rahmet olarak gönderilen" büyük insanı ziyaret, onu selamlamak coşkusuyla yandığı, Medine’den, buranın havasından, manzaraları görmek de ayrı bir zevk, ayrı bir tat, ayrı bir lezzet. Medine’de ziyaretçi olarak bulunmakla, mukim ya da uzun dönemli misafir olarak kalmak bir farklılık. Bu farklılığı yaşamak hem bir güzellik, hem de zorluk. Her iki hali yaşayan iki kişi olmak çok zor. Böyle bir olayın kahramanı olarak, sahifeleri işgal ediyorum.

Oturdum bir sütunun dibine ve her zamanki gibi beş on dakika temaşa ettim. "Harem"in içini ve içini dolduran insanları.

Sadece, başlarına bakmak ve sarılan, giyilen nesneleri çözmek bile ayrı alem. Örgü takkeleriyle Pakistanlılar. Takke (her renkten) Arap müslümanların tercih etmediği bir başlık. Hiç durmadan düzelttikleri beyaz, çoğunlukla beyaz kırmızı örtüleriyle Araplar ve özellikle, Suudi Araplar. Arapların başlığına, diğer ırktan müslümanların iltifat etmemeleri, kullanma zorluğundan ileri gelse gerek.

Şu ilerideki grubun başlığı Mevlevi serpuşu olmalı. Kimler mi? Muhakkak balkan müslümanı, büyük ihtimalle Bosnalı. Derviş tipli genç müslümanlar. Sayıları çok az, ama ağzı dumanlı, kalbi imanlı müslümanlar. Feslilerin Mağrib müslümanları olmaları gerekir. Uzak Doğu müslümanları beyaz ve sert takkeleri tercih ediyorlar. Bense başı açık. Benim gibi olan Pakistan Bangladeşliler.

Şimdi kendinizi on binlerce müslümanın sürekli hareket halinde olduğu bir mekanda  bir sütuna sırtınızı dayamış  o müslümanları temaşa eden, gözlemleyen bir müslüman olarak hissedin, yukarıdaki satırları düşünün. Böyle bir atmosferin içinde inancınızın sarhoşu olup başınız dönmez  mi?

Düşünüyorum. Ben nerdeyim, buraya nasıl geldim, bu imkanı bana bahşedene ne yapsam? Bu manzaranın kaynağı olan Rabbim ve onun bizim için seçtiği insana bu kadar yakın olmanın nimetinin şükrü nasıl eda edilebilir? "Haci" diyen her insan dindaşın, hepsi aşklı, hepsi arzulu, şevkli, coşkulu ve senin yanında. Onların nasibinden, onların duasından, onların kabulünden bizim hissemize bir şey düşer mi acaba?

İşte Harem’deki duygulardan  bir kesit. Ara sıra dalıyorsunuz bir tanıdık sima görür müyüm diye kalabalığın arasına. Yüz binlerce hareket eden insanın arasında bir tanıdığa rastlamanın oranını M. Aydoğdu’ya bırakıyorum. Onun için rastlamak istediğim halde bulamadığım abilerim affetsinler.               

Fikret’i görmekten  dolayı son derece mutlu oldum. Onlar bana içinde bulunmaktan haz duyduğum bir topluluğu hatırlattılar. Sağ olsunlar. Yad ettim dostları, selamlarını aldım.

Evet gönül dostları... Medine’den sizlere, bir eski dosttan sizlere, biraz da karışık duygu ve düşüncelerle sunmak istediklerim. Tekrar buluşmak ümidiyle... Sürç-i lisan ettiysek affola... Selamlar...

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.