E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)

BAŞYAZI;


SÛRETLERDE YORGUN DÜŞMEK

Sûretlerin cazibesinde, şekillere takılıp kalan, siretleri önemsemeyen, ruhâni güzelliklerden, derûni hakikatlerden bîhaber, şekilci bir toplum olduk. Cahilî toplumların özelliklerini, bir meziyetmiş gibi telakki etmeye başladık.

Ya zulüm ve baskılar karşısında, ya da dünyalık endişeler içinde bocalayan, kalbini dünya sevgisi istila etmiş fert ve toplumlar, hiçbir ahiret endişesi duymadan, helal-haram hudutlarını önemsemeden şu dünya mezbeleliğinde durmadan yığınak yapma gayretindeler.

İslamî hassasiyetleri korumak için zorluklara katlanamayan, dolayısıyla durmadan tavizler veren, iradesiz, mal-mülk, makam-mevki düşkünü kişiler, her geçen gün toplumun değerlerine darbeler indiriyorlar. Böylece çok tehlikeli, hastalıklı, yıkıcı yeni bir İslamî anlayış geliştirmeye çalışıyorlar. Maalesef bu sakim anlayışa bir kısım müslüman yazar çizerler de destek veriyorlar. İslam hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan bu kişiler, gazete, dergi köşelerinde, TV ekranlarında, radyo mikrofonlarında yeni yeni fetvalara imza atıyorlar.

Geçenlerde, aralık ayı ortalarında güya toplumun dini inançlarına saygılı bir TV’nin haber saatinde, Haber Saati’ni sunan kişi, karşısına bir hocaefendiyi almış, İslam’da kadın-erkek tokalaşmasının mübah olduğu, bir sakınca bulunmadığına dair fetva almak için zorlayıp duruyor. İstediği cevabı alamayınca da sözünü kesiyor, konuyu açıklamasına fırsat vermiyor.

Gerçi hocaefendi de, el sıkışmada cinsel arzu yoksa bir sakınca olmadığını söylemeye çalışıyorsa da, bu bile spikeri tatmin etmiyor. Kaldı ki kadın-erkek tokalaşmasında böyle bir şart da yoktur.

İslam, haramları yasakladığı gibi, harama götüren yolları da yasaklamıştır. Bir insan bir kadınla veya bir kadın bir erkekle tokalaşırken, kendi kalbine sahip olduğunu düşünelim, karşı tarafın kalbine sahip olabilir mi? Onun kalbine muttali olabilir mi?

Nice ahlaksızlıklar, nice kötülükler, bir bakış, bir tokalaşma ile başlamaktadır.

Bir kısım İslami malumata sahip, kendini ehli ilimden farzeden bazı kişiler de çeşit çeşit nefsânî mülahazalarla bu sakim anlayış karşısında şahsiyetli bir duruş yapamıyor, hakikatleri eğip büküyorlar. Yuvarlak sözlerle meseleyi geçiştirmeye çalışıyorlar.

Diğer bir kısım yenilikçi, reformcu kişiler de, sadece müslümanların değil, bütün insanlığın medarı iftiharı olan, geçmiş alimlerimizi küçümseyici, tahkir edici beyanlarda bulunarak, müslümanların kafasını karıştırıp, halkı o gerçek alimlerin yolundan ayırma ve kendi hastalıklı, tehlikeli görüşlerine tabi kılma çabasındadırlar.

Yakın tarihimizde bu gibi kişiler hep olagelmiş, batı medeniyeti ve ahlaksız toplum hayatı karşısında paniğe kapılmış ya isteyerek, ya da başkalarının tahrik ve teşvikiyle İslam’ı yeniden yorumlama, çağın telakkileriyle tezat teşkil etmeyecek reformlar yapma çabası içine girmişlerdir. Bu gibi hareketler niyet ne olursa olsun, neticede İslam’ı tahribe, İslam toplumunu ifsada sebep olmuştur.

Bu azim hatayı yapanların başında Cemalettin Afganî, onun talebesi Muhammed Abduh ve onun talebesi Ezher Şeyhi Muhammed el-Meraği gelmektedir.

Bu zat, İslam’da reform hareketini o noktaya getirmiştir ki, her bulunduğu mecliste, geçmiş müctehidlerimizin, mezhep sahiplerinin, ictihad tarzlarını, kitaplarını, yaptıkları ictihadları velhasıl her şeylerini tenkit ediyordu. Bu zatın Ezher şeyhi olduğu dönemde Ezher’de talebe olan, kendisinden çok istifade ettiğim, değerli alim, fazıl, vefa timsali merhum Ahmet Davutoğlu hocam, bu zatın 1936 yılında devlet ricali huzurunda:

“Ben Ezher’de bir çok müctehidler görüyorum ki taklid kendilerine haramdır.” dediğini söylemektedir. O dönemlerde bu akımdan etkilenen pek çok insan bir çok ülkede bu azim hatanın temsilciliğini yapmışlardır.

Şu anda Türkiye’de bir kısım ilahiyatçılar da bu akımlardan etkilenmekte, bir çok yanlış görüşlere imza atmaktadırlar.

Zaman zaman anlatmaya çalıştığımız bir mesele var:

“Bir kısım insanlar şahsî görüşlerini naslaştırıyor. İslamî naslarla, kendi nasları çatıştığı zaman Kur’an-ı tevil ederek, hatta tahrif ederek, hadis-i şeriflere mevzudur, zayıftır diyerek kendi naslarını öne çıkarıyor, çok tehlikeli, hatta bazen imana zarar verici bir tavır sergiliyorlar.”

Ramazan ayı içinde, misafir bulunduğum bir evde, Ceviz Kabuğu programının bir bölümünü izlemek mecburiyetinde kaldım.

Program konuklarından biri, İslamî ilimleri hazmetmiş, değerli bir hocaefendinin oğluydu. Çocukluğunu bilirim. Zaman zaman hanelerine giderdim. İyi bir çocuktu. Babası, diğer kardeşi ve kendisinin iyi bir müslüman olmaları için büyük çaba gösterirdi. Hocaefendiden özel olarak, tefsir, fıkıh, faraiz ve nahiv okudum, kendisinden çok istifade ettim. Bu muhterem insanın evladı o günkü programda 19 rakamının şifresinden bahsediyor, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemden, “Muhammed Peygamber” gibi çok yakışıksız bir tarzda söz ediyor, defaatle uyarılmasına rağmen bu tarzını değiştirmiyordu.

Bakınız insanlar kendi görüşlerini nasıl naslaştırıyor. Yıllardır söylediğim, ulaşabildiğim herkesi uyarmaya çalıştığım bu konunun en son, en bâriz örneği 19 rakamının Kur’an’ın anahtarı olduğunu savunan bu insanın vardığı tehlikeli netice:

Tevbe Suresi’nin son iki ayeti 19 rakamının sırrına uygun düşmediği için, “Bu ayetler Kur’an’dan değildir. Sonradan ilave edilmiştir.” diyor, Kur’an’dan çıkarıyor. Asırlardır, İslam düşmanlarının, müsteşriklerin yapmaya çalıştıklarını, bir İslam âliminin evladı eliyle yaptırmaya çalışıyorlar. Ne korkunç, ne dehşet verici bir sapıklık ya Rabbi! Kendi görüşünü naslaştırıyor. Geçmiş alimlerimizi cehaletle itham ediyor ve Kur’an naslarını tevil etmek bir tarafa, tamamen reddediyor. Bir kısım ayetleri, hakikatleri saptırması, Kur’an ayetlerinden bir kısmını Kur’an saymaması karşısında dehşetle irkildim. Allahümmahfaznâ!

Diğer taraftan üniversiteli bir genç TV’leri dolaşarak Kur’an’ın şifresini bulduğunu anlatıyor. Onun notlarından faydalanan bir yayınevi, Kur’an’a, İslam’a iftiralarla dolu bir kitap yayınlıyor.

Hülasa olarak kasıtlı veya kasıtsız, müslümanın saf inancını bozmak için çeşitli çalışmalar yapılıyor.

İçinde bulunduğumuz toplumun bir hastalığı da, ancak ehil olanların konuşup yazması gereken İslamî meselelerde, ulu orta, yalan-yanlış herkes konuşmakta, herkes yazmakta, dolayısıyla insanlarımızın kafası karıştırılmakta, imanî, amelî ve ahlâkî büyük tahribatlar yapılmaktadır.

Bu gidişattan rahatsız olan her kesimden insanlar, güç birliği yaparak bu tahribata karşı mücadele etmelidirler. Aramızda İmam Gazaliler yok. Bu konuda tek başına mücadele edebilecek, ilme, iradeye, cesarete sahip insanlarımız yok. Öyleyse geçmişte, müctehid alimlerimizin yaptıklarını, türlü türlü sapıklıklarla, çeşit çeşit İslam dışı cereyanlarla mücadelelerini, bizler bir araya gelerek, görüş birliği, güç birliği sağlayarak yapmaya gayret etmeliyiz. Aksi takdirde mes’ul oluruz. Kaybedenlerden oluruz.

Nefsi emmarenin, nefsi hayvaninin hakim, nefsi ruhaninin, aklı selimin tutsak olduğu böyle bir toplumda İslamî ve insanî faziletleri öne çıkarmak, savunmak ve hayata yansıtmak elbette zorun zoru bir iştir.

Çoğu kez en yakınımızdaki insanı bile anlayamaz, fark edemeyiz. Nefsani arzularımızı, nefsi emmaremizi öne çıkarır, hakikatlere perde yaparız. Böylece gerçekleri idrak edemez, teslim olamaz, vitrinlere takılıp kalırız.

“Muhakkak Allah Teala, sizin suretlerinize, mallarınıza bakmaz, kalplerinize ve amellerinize bakar.” Hadisi Şerif’ini okur, ya da başkalarına anlatırız da, sûretlerde, kalıplarda yorgun düşeriz.

Rabbimiz Celle Celaluh’un münafıklar hakkında inzal buyurduğu şu ayeti kerimeyi okur da hâlâ kalıplarda takılıp kalır, bir türlü kalbî hayata dönemeyiz:

“Onları gördüğün zaman, kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerini dinlersin. (Cazip konuşmalar yaparlar.) Onlar sanki elbise giydirilmiş kütüklerdir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır. Onlardan sakın. Allah onları kahretsin. Nasıl olup da döndürülüyorlar.” (Münafikun/4)

Ya Rabbi! Bizlere basiret, firaset ver. Nefsimize tutsak etme. Kalbimizi dünya sevgisiyle meşgul etme. (Amin)


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.