E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AHMET BELADA (ahmetbelada@yahoo.com)

TARİHE YÖN VERENLER;


MEVLANA CELALEDDİN RUMİ (2)

 Namazı

Namaz vakti gelir gelmez hemen yüzünü kıbleye çevirir, rengi uçar ve namazda son derece cezbe halinde olurdu. Sipehsâlar (hizmetçileri) diyor ki: “Yatsıdan sonra el bağlar ve namaza durur, iki rekat namaz kılıncaya kadar sabah olurdu. Bir keresinde kış günlerinin en soğuk zamanlarıydı. Namaz kılarken öyle ağlıyordu ki, yüzü, sakalı, gözyaşlarıyla ıslanmıştı. Soğuğun şiddetinden sakalında boncuk gibi buz taneleri sallanıyordu, fakat namazını terk etmedi.”

 

Cömertliği ve gözü tokluğu

Tabiatında dünya malına ilgisizliği vardı. Bir çok kesimden çok muhtelif hediyeler gelirdi. Hiçbirini kendi yanında bırakmaz, yardımcılarına verirdi. Bazen oğlu Veled, evde bir şeyin olmadığını söylediğinde: "Bugün bizim evden dervişlik kokusu geliyor." derdi.

Cömertliği öyle bir noktaya ulaşmıştı ki, eğer bir dilenci bir şey istediğinde verecek bir şeyi olmazsa üstündeki elbisesini çıkartıp verirdi. Devlet adına, halk için verirdi. Bundan dolayı da ayda 15 dinar maaş alırdı. Geçimini de bununla sağlardı.

 

Aşk ve muhabbete çağrı

Mevlana’nın aşkını ve aşka çağrısını anlamak için yaşadığı çağı iyi anlamak ve tanımak gerekir. Kendisi de başta olmak üzere yedinci asırda esen akılcılık ve ilm-i kelam tartışması, İslam dünyasının doğusundan batısına fırtına gibi esiyordu. Bu hal insanı halden ziyade gale sevk ediyordu. Aşk ve muhabbet küllenmiş, kalp soğumuştu.

Bu soğuk ve uyku veren uyuşturucu hava içinde ve böyle bir ortamda Mevlana; aşk sesini, muhabbet nağmesini, sevgi narasını yükseltti. Bu ses, bu aşk nağmesi İslam aleminin bedeninde şimşek gibi çaktı, gök gibi gürledi. Mevlana bütün gücü ile aşka çağırdı. Muhabbetin büyüklüğünü ve aşkın harikulade başarılarını açıkladı.

Aşktan hapishane gülistan olur, aşksız olursa bahçe küllük olur.

Ey aşık, Tur Dağı’nın canı aşka geldi.

Tur mest (sarhoş) oldu. Hz. Musa da kendinden geçip yere yığıldı.

 

Mevlana’da tasavvuf telakkisi

Mevlana’da tasavvuf anlayışı ve onun insanlara sunduğu mesaj; tembellik, işsizlik, ruhbanlık değildir. O, aksiyon, gayret, kazanma, çalışma ve sosyal hayatta aktif rol almayı öneriyor. Ruhbanlığı ve dünyayı terk etmeyi İslam’ın ruhuna aykırı kabul etmektedir. Ona göre, eğer sosyal hayat istenmeseydi, cuma namazı, cemaatle namaz, emr-i bil maruf ve nehyi anil münker neden ısrarla istensin.

Bir şiirinde:

"Kuş ona dedi ki: Ey efendi, bir kenara çekilmek iş değildir,

Ahmed’in (s.a.v.) dininde rahiplik yoktur.

O yüce Peygamber Efendimiz rahipliği yasaklamıştır.

Boş yere bir kenara çekilmek bidattir.

..

Mübarek ümmetin içinde, arasında ol.

Hz. Muhammed’in sünnetini ihmal etme, ona sımsıkı sarıl.”

Mevlana gözünde dünya

Dünya her nefeste yeniden yeniye yaratılıp durmadadır. (Halk-ı cedide-yeni tecelli) İnsanların pek çoğu mahkumdur. Bedeni zindanda, fakat ruhu yedinci kat gökte olan kişiler çok azdır. Bu dünya zıtlar alemidir, her şey zatiyle kaimdir ve her şey izafidir. İnsanlar Allah’a kul olmadıkları takdirde altın ve gümüşün tutsağı olurlar. Hırstan kurtuluşun tek yolu aşktır.

Gayesiz kimseleri tuzağına düşüren, adeta kuş avlamak için ağzını açmış bir timsahı andıran bu dünyada, beylik, ağalık, vezirlik halka yük olmaktır. Dünya mülkü adama hırs verir.

Hak’tan gafil olmak, masivaya bulanmak dünya değildir. Din yolunda sarf edilmek üzere kazanılan paraya Peygamber (s.a.v.):

"Ne güzel mal." demiştir. Su geminin içinde olursa onu batırır, altında olursa yüzdürür. O halde insanoğlunun içine dünya sevgisi girmemelidir.

 

Değerlendirme:

"Sema"sı ile, "Ney’i" ile, "Şeb’i Arus’u" ile bunların da ötesinde "Mesnevi"si ve içinde yazılanlarıyla ilgili, lehinde ve aleyhinde en çok konuşulan insanlardan biri de hiç şüphesiz Mevlana’dır.

Kimilerine göre büyük bir mutasavvıf, kimilerine göre büyük bir alim, kimilerine göre büyük bir hümanist, kimilerine göre meczup, kimilerine göre ise zındık; bu durumda hakikaten kim? İki sayıda yazmaya çalıştığım Mevlana portresi dikkatle okunacak olursa bu söylenenlerin cevabı bulunabilir. Gene de biz bütüncül anlamda bir değerlendirmede bulunmayı uygun gördük.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, söylenen bir söz ve insan hakkında kanaat sahibi olmak ve sağlıklı fikir belirtmek için o dönemi ve o dönemde söylenen sözlerin ne mana ifade ettiğini iyi bilmek gerekiyor. Aksi takdirde yanlış yorumlar yapılır, kişiler hakkında olumsuz görüşler belirtilir ki, bu büyük haksızlık olur. İşte Mevlana’yı değerlendirirken de buna bakmak icap ediyor.

Şu hususu da ifade etmeliyiz ki, böylesine çok yönlü bir zatın eserlerini terceme ederken de dikkatli olmak gerekiyor. Zira o dönemde söylenen bazı kelimeler bugün için olumsuz karşılanabilir. Nitekim Mevlana hakkında yanlış kanaatlerin oluşmasında bunun büyük payı vardır.

Bir diğer önemli husus da tasavvufla iştigal eden insanların her söz ve davranışları ulu orta aktarılmamalı. Söylenmesi gereken hususlar gerekli kişilere gerektiği kadar ifade edilmeli. Maalesef buna fazla riayet edilmiyor. İyi niyetle söylenmeye çalışılan sözler ve kerametler değişik algılamalara sebep oluyor. Haliyle bu durumdan bigane olan insanlar da yanlış sözler sarf edebiliyor. Dün böyleydi, bugün de böyle. Bu konuda yanlış düşünenler kadar bu duruma sebep olanlar da dikkatli olmalı.

Mevlana’nın tasavvufi yönü ön plana çıktığından hoşgörü, müsamaha, tevazu ve bütün bunların ötesinde aşk doruk noktaya çıkmış durumda. Bu anlayışları sergilemesinden dolayı da insan sevgisi zirveye çıkmış. Bu sevgiden ve hasletlerden dolayı hümanist demişler.

Bütün din mensuplarını "dergaha" çağırırken dergahın İslam’a giden yol olduğunu ifade ediyor.

Dönemine damgasını vuran yaşayışıyla önünde olmaya çalışan, daha sonraki nesillere yol gösteren büyük alim ve mürşid Mevlana kültür hazinemizin medar-ı iftiharıdır. Allah rahmet eylesin.

 

Eserleri

1- Mesnevi, 25700 beyit.

2- Divan-ı Kebir, 30-40 bin beyit arası.

3- Mektubat, 147 mektuptan oluşuyor.

4- Meclis-i Seba.

5- Fihi Ma-Fih.

Kaynak: Tasavvuf ve Tarikatlar, Selçuk Eraydın, Marifet Yay., s. 204-205

 

M. İkbal ve Mevlana

Mevlana aşığı M. İkbal, Türkiye’ye gelirken uçağın Türk hava sahasına girmesi ile beraber ayağa kalkmış, bir müddet öyle bekledikten sonra yanındakiler sormuş:

"Niçin böyle yaptınız?"

M. İkbal:

"Bu topraklar Hz. Mevlana’nın kabrinin bulunduğu mübarek topraklardır. Mukaddes mekanda yaşayan millet de öyle bir millettir ki, yıllarca İslam’ın muhafızlığını yapmıştır. Eğer Türk milleti olmasaydı, İslam, Arap yarımadasında hapsolurdu. Bunun içindir ki, gönlümde Mevlana’ya ve O’nun necip milletine karşı sonsuz bir saygı ve ihtiram vardır. İşte bundan dolayı, yani onlara hürmeten ayağa kalktım."

(İmandan İhsana Tasavvuf, Osman Nuri Topbaş, s. 65)

 

Mevlana Mesnevi’yi şöyle tanıtıyor

"Mesnevimiz, Vahdet dükkanıdır. Onda Vahid’den, yani Hakk’tan başka ne görürsen, o puttur...

Bu kitap, masal diyene masaldır. Bu kitapta halini gören ise er kişidir. Mesnevi, Nil ırmağının suyuna benzer. Kıpdiye kan görünür amma Musa’ya âb-ı hayat..."

"Erlerden gönül iste, bilgisizden laf,

Sadetten inci iste, ceylandan misk."

(Türk Klasikleri Mevlana Celaleddin Rumî eserlerinden seçmeler, s. 74, 1999, Akpınar Yayınları Ahmet Sirac, Mustafa Gülay.)


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.