E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

MEHMET TAŞDELEN

DÜŞÜNCE;


DEŞİFRE

Misyonerlerin çalışma sahaları

1) Dini alanda çalışan misyonerler

Din sahasında ilk önce ruhbanlık ile başladılar ve bunlara çok önem veriyorlardı. Bu sayede İslam’ı yaralamayı, onun hakikatlerini değiştirmeyip, hedefliyorlar ve misyonerlerin tamamını din alanında boyun eğdiriyorlardı. Bunu da rahipler vasıtasıyla gerçekleştiriyorlardı. Çünkü İslam, batılıların nazarında Hristiyanlık için tek düşman idi.

Haçlı seferlerinin başarısızlıkları, İslami fetihlerin giderek genişlemesi, Osmanlı’nın Avrupa’daki engellenemeyen fetihleri, batılıları derin bir korkuya sevk etmiş, İslamî ilimleri öğrenmeyi, daha sonra da Müslüman halklar arasına fitneler, yanlış bilgiler, hurafeler sokup, temellerini sarsmayı hedef edinmişlerdir.

Fransa Üniversitesi’nde hocalık ve  sömürgeci Fransa’nın Doğu İşlerinden Sorumlu Bakanlık görevini yapan Luis Masonyon şöyle der: “Doğudan gelen öğrenciler (İslam ülkelerinden) önce Fransa’ya gelir, Hristiyanlık medeniyeti boyası ile boyanır ve bunlar ona sevdirilir, hoş gösterilir. İslam inancından döndürülüp İsa bin Meryem’e ulaşır. İsa da Allah’ın oğludur.”

Misyonerlerin diğer grubu ise; İslamî değerlerin sözde noksanlığını, yetersizliğini anlatıp, çağdaşlık, eşitlik, sosyal haklar gibi unsurları Müslüman nefislere benimseterek, batının kıymetini, insancıllığını, medeniyetini öne çıkarıp batıya olan meyli artırmak için gayret içerisinde idiler.

İngiliz misyoner Ceyb, Dışişleri Bakanlığı’nda misyonerdir. "İslam Nereye Gidiyor" isimli kitabında şu görüşlere yer veriyor:

"İslam meselesi Avrupa’ya kıyasla akademik bir olay değildir. İslam dini, Müslümanları hayatlarının tüm tasarruflarında hakimiyeti altına almıştır. İslam dini, kanunların toplandığı sistem değil, mükemmel bir medeniyettir." Ceyb, devam ediyor:

"Bu asırda Müslümanlar, dini tasarrufları için İslam’ı öğrenmede İslamî ilimlerde geride kalmadı. Dinin aslına ve usullerine çok sıkı bağlıdırlar. Bu ısrarları ile batılı düşünürlere, batılı beyinlere tesir etmekte, teslim olmaktadırlar. Bu da açık bir delildir ki İslam fikri, İslam’ın usulleri değişmeye, tahrifata çok uzaktır. 

 

2) Sömürü alanında çalışan misyonerler

Haçlı seferleri haçlıların hezimeti ile sona erdi. İslam beldelerinde geri dönerken hiç yeise, ümitsizliğe kaybetmeden İslam memleketlerinin dinini, ahlakını, örfünü, kültürünü, inancının öğrenmeye başladılar. Bir daha o memleketi istila ettikleri zaman, kendileri gibi düşünen insanların çoğalması, fazla zorlanmadan istilasını yapmak ve İslam toplumunun zayıflaması ile beraber kontrollerini daha kolay yapmak ve kısa sürede yok etmek fikrinde idiler. İşte bu istilanın gerçekleşmesi için de birinci maddenin önemi daha da ortaya çıkmış oluyor. Bunun örnekleri son günlerdeki hızlandırılmış Hristiyanlaştırma çalışmaları, milyonlarca incilin beleş dağıtılması iş, aş, eş karşılığında Müslüman kalplerin çalınması çalışmaları gibi.

 

3) Siyasi alanda çalışan misyonerler

İslam ülkelerinin ekserinin istiklalini, bağımsızlığını, hürriyetini kazanmasından sonra, bütün batı konsolosluklarında, sekreter ya da kültür ataşesi makamında çalışan o memleketin (Müslümanların) lisanını çok güzel konuşan, gerektiğinde gazetecilerle, fikir adamlarıyla, siyasetçilerle görüşüp devletin o konudaki fikir, görüş ve emirlerini sunan, yaptırım gücü olan kişiler, misyonerlik adına Müslümanlara ve devletlerine baskılar uygulayıp bilimde, ekonomide, teknolojide, eğitimde, sporda, hayatın her alanında geride kalmamız için, bizi yönetenlere telkin ve talimatlar verirler ve hatta onları para karşılığında satın alırlar. Yeter ki Müslümanlar, ileri milletleri geçmesin. Ve sözleriyle Müslümanları öyle hale sokmak istiyorlar ki: “Gördünüz mü, sizi bu halde getiren şey, sizin inandığınız dininiz. O sizi geriye götürür. Baksanıza halinize; iş yok, ev yok, para yok, huzur yok. Buyurun Hristiyanlığa. Uyun batıya, çağdaş olun. (Ne demekse! Sanki herkes aynı çağda yaşamıyor.) Cebiniz para görsün.” işte bunu da kültür ataşeleri ve yerli işbirlikçileri vasıtası ile yapmaya çalışırlar.

 

4) İlmi alanda çalışan misyonerler

Bu grupta çalışan misyonerlerin sayısı sayılacak kadar çok azdır. Aslında müsteşrikler (misyonerler) daha çok Müslüman milletlerin dillerine, kültürlerine ve dinlerine karşı tahrifat içeren konularda hükmedici, etkileyici olan çalışmaları çok sevmişler ve benimsemişlerdir. İlmi alanda çalışan misyonerler, diğerlerine nazaran İslam’ı yanlış anlama ve anlatma konusunda daha az gayretleri olmuştur. Çünkü bu grubun dayanakları hile, desise ve tahrifatlara dayalı iddiaları olmamış, araştırmaları daha çok hakka ve hakikate yakın, akla ve mantığa yakın, halis ve katkısız olarak araştırmalarını topluma sunmuşlardır. Bunun neticesi olarak da hakka ve hakikate ulaşan, İslam ile şereflenen, hidayete ulaşan misyonerler ortaya çıkmıştır.

Aslında bu grubun ortaya çıkmasının en önemli sebebi olarak ise, mali istek ve arzudan daha ileriye gitmemiş, asıl gayeleri misyonerliğin asli gayesine ulaşmak olmamış, araştırmaları heva ve hevesten mücerret olmuştur. Bu grup ne din, ne siyasi, ne de gerçek araştırmalar yanında muteber olmuş, sadece maddi kârları için var olmuşlardır.

 

5) Ticari alanda çalışan misyonerler

Bazı insanların mizaçlarının gereği ticarete ve yolculuğa meyleden, ya da boş vakti bol olan insanlar için gerekli ticari ortamı hazırlayıp onun bu isteğini doyurmak ve o kişiyi geçmiş milletlerin tarihine, kültürüne ulaşmasını sağlayıp, sonra da onda ulaşabildiği kadar insana ulaşmasını isteyerek, vermesi gereken ince, hileli, kolay olan bazı fikirleri Müslüman kalplere üflemesi istenir.

Bu tüccar misyonerler için diğer bir kanaat ise şöyledir: Bazı insanlar ticari geçimsizlikleri nedeni ile bu yola başvurarak yaşamına gerekli olan maişetini kazanmak ve kapalı olan tüm kapıların kendisine diğer misyonerler tarafından kendisine açılacağını bildiği için bu yola tevessül etmişlerdir. Ya da bu kişiye bu yola sevk eden şey, içindeki o kontrol edilemeyen Hristiyanlığı yayma aşkı, ya da ona küçüklüğünde verilen İslam ve Müslüman düşmanlığı olabilir.

Bilindiği üzere misyonerlerin asıl hedefi İslam’ın ilerlemesini, Müslümanların dinlerine olan bağlılığını ve bağlarını koparmak ve İslam’ı zayıflatmaktır. Bunu yaparken de bizden birisi gibi olan kişileri kendi elleri ile yetiştirmek, ya da Müslüman beldelerinde kurdukları eğitim-öğretim merkezlerinde bu kişileri hazırlayıp Müslüman halkların başına liderler olarak lanse etmek ve yönetici olmalarına yardımcı olmaktır. Bu kişiler lider oldukları zaman ise malum sonuç. Eğitim felç (İslam’dan uzak), ahlak felç (İslam’dan uzak), ekonomi felç (İslami değerden uzak). Şöyle bir seyri temaşa edelim. Bütün İslam ülkelerinin en son haline bir bakın, bir düşünün. Hiçbirinde ne huzur var, ne saadet. Bu da gösteriyor ki misyonerler ektiklerini biçiyorlar. Kılıç yolu ile boyun eğdiremedikleri şark insanını ekonomi yolu ile, ahlaksızlık yolu ile, hırsızlık yolu ile boyun eğdirmiş gözüküyorlar.

Allah, İslam alemini gaflet uykusundan sıçratarak uyandırsın.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.