E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK(zekisoyak@ilkadimdergisi.com) 

BAŞYAZI;


 İNSANLAR MADENLER GİBİDİR

 "İnsanlar da madenler gibidir." Hem yaratılışlarında mevcut olan özellikler ile hem de kullanım alanları ile bir benzerlik arz ederler. Meselâ bir kömür madeninin bir yaratılışında özellikleri var, bir de kullanım alanında... Onu hayatın bir çok alanlarında kullanırsınız. Ama o her zaman kömürdür. Keza altın da öyledir. O da çeşitli sahalarda kullanılır, fakat hep altın olarak kalır. Yüzük olur ama altın yüzüktür. Saat olur fakat altın saattir.

Bu madenlerin yaratılışlarındaki özellikleri kadar, kullanım alanlarındaki özellikleri de mühimdir. Altını kullanılması gereken yerde kullanırsanız, hem aslıyetini bozmamış, hem de değerini korumuş olursunuz. Fakat olmaması gereken yerde kullanırsanız, onun değerini düşürmüş olursunuz. Adı altın olarak kalsa bile.

"İnsanlar da madenler gibidir." Hem yaratılışları bakımından, hem de yaşantıları bakımından. Çeşit çeşittir.  Her insanın  yaratılışında kendisine mahsus özellikleri olduğu gibi, insanların müşterek olduğu güzel özellikleri de vardır.

İnsanoğlunun diğer varlıklara göre çok üstün ve mükerrem yaratılışının yanında kendi içinde zaaflarının olduğu da bir gerçektir.

Onu yoktan var eden, onu mahlukatın en üstünü olarak yaratan Allah Teala, onun zaaflarını da bildiriyor ki gururlanmasın, kibirlenmesin, bu zaaf yönlerini bilsin de, onu telafi edecek, tedbirler alsın. Bunun için insanoğluna verilen en büyük nimeti yani aklını iyi kullansın. Zaaflarına yenik düşmesin. Dünyasını, ukbasını harap edecek davranışlardan sakınsın.

Allah Teala, insanın genel yapısı hakkında Kur’an’da bir çok yerde bilgi vermektedir.

Şöyle ki:

"İnsana bir zarar dokunduğu zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (sürekli olarak) bize dua eder. Fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider. İşte böylece haddi aşanlara yapmakta oldukları şeyler süslü gösterildi." (Yunus/12)

"Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da sonra bunu ondan çekip alırsak, tamamen ümidini keser ve nankör olur.

Ve eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra ona bir nimet tattırırsak, elbette kötülükler benden gitti der. Çünkü o şımarıktır. Böbürlenendir.

Ancak sabredip güzel iş yapanlar böyle değildir. İşte onlar için bir bağış ve büyük bir mükafat vardır." (Hûd/9-11)

Yukarıda zikri geçen ayeti kerimelerde insanların genel yapısında,

Kendini beğenmek,

Böbürlenmek,

Şımarıklık,

Ümitsizlik,

Sıkıntılı zamanlarda Allah’tan yardım dilemek,

Sıkıntıdan kurtulunca Allah’ı unutmak gibi özelliklerin olduğuna işaret edilmektedir.

İnsan hayatında çeşit çeşit nimetlere gark olduğu zamanlar olduğu gibi, çeşit çeşit sıkıntılara düştüğü, türlü türlü belalara duçar olduğu vakitler de olur.

Böyle zamanlarda iki tip insanın gösterdiği tepki ve neticelerinden bahsedilmektedir. İmanı kemale ermemiş, eğitim almamış veya eksik yahut yanlış eğitilmiş insanların, tepkisinin menfi olduğu, bela ve musibetler karşısında ümitsizliğe düştüğü, Allah Teala’ya yakarışlarda bulunduğu, duası kabul olununca eski hayatına, kötü yaşantısına döndüğü, elde ettiği çeşitli nimetleri nefsinden bilip böbürlendiği kendisini beğendiği anlatılmaktadır.

Böyle durumlarda:

İmanı kemale ermiş, sağlam bir eğitim almış insanların ise neticeyi tam bir tevekkülle karşıladıkları, kendilerine verilen nimetler karşısında şımarmadıkları, böbürlenmedikleri, bela ve musibetler karşısında asla ümitsizliğe düşmedikleri, bilakis büyük bir tevekkül ve sabırla karşıladıkları haber verilmekte ve bu gibi kamil mü’minlerin mükafatının çok büyük olacağı, ebedi kurtuluşa erecekleri müjdelenmektedir.

İnsan hayatı çeşitli grafikler çizerek devam edip gitmektedir. Dünya işlerinde bir çok inişler ve çıkışlar yaşanmaktadır. Keza kalbî hayatımızda da benzeri iniş ve çıkışlar görülmektedir.

Manevî ve kalbî hayatımızda inişlere asla fırsat vermemeliyiz. Sürekli yükseliş halinde olmaya dikkat göstermeliyiz. Dünya hayatında olan iniş ve çıkışlarımız, kalbî hayatımızı, İslamî yaşantımızı asla menfî yönde etkilememelidir.

Dünya işlerindeki muvaffakiyetlerimiz bizi asla şımartmamalı, derûnumuzdaki değerlerimizi zaafa uğratacak davranışlar sergiletmemelidir.

Başarısızlıklarımızda asla ümitsizliğe düşmemize sebep teşkil etmemeli, inancımızın gereği olan doğruları savunmamıza, yaşamamıza asla mani olmamalıdır. Bilakis daha düzenli, daha büyük şevk ve aşkla çalışmalarımız yeni baştan gözden geçirerek, eksiklikleri giderip, yanlışları bırakıp daha sağlıklı bir zemin hazırlayarak çalışmalarımıza devam etmeliyiz.

Allah Teala şöyle buyurmaktadır:

"İnsan hayrı istediği gibi şerri de ister, insan çok acelecidir." (İsra/11)

"İnsan aceleci bir tabiatta yaratılmıştır. Size ayetlerimizi göstereceğim. Acele etmeyiniz." (Enbiya/37)

Ayeti kerimelerden de anlaşılacağı gibi, insan çok acelecidir. İstediği bir şeyin en kısa zamanda, istediği şekilde olmasını ister. İnsanın şerri istemesi öfke halinde veya ümitsizlik halinde kendi aleyhinde söylediği sözler bir nevi kendine yaptığı beddualardır.

Birçok bilinçsiz, İslamî değerlerden mahrum insanımızı, "Keşke bu iş böyle olacağına ölseydim, daha iyi olurdu." "Ya Rabbi! Bu hastalığı yavruma vereceğine bana verseydin." gibi sözler eder. Bu gibi sözler kişinin kendi hakkında beddua etmesi demektir.

Bu ve benzeri durumlar insanın yaratılışında mevcut olan zaaflarından ve eğitimsizliğinden, bilinçsizliğinden kaynaklanmaktadır.

Öyleyse biz Müslümanların yapması gereken:

Netice nasıl tecelli ederse etsin, ister arzu ettiğimiz şekilde, ister hiç hoşlanmadığımız şekilde sonuçlansın, doğru olanı yapmaya devam etmek.

Muvaffak olduğumuz zaman şımarmamak.

Başaramadığımız zaman ümitsizliğe düşmemek.

Asla acele etmemek, fakat ihmal de etmemek.

Her işte teenni ile hareket etmektir.

Bu güzergahı takip ettiğimiz takdirde ulaşacağımız menzil muhakkak bizi sevindirecek, mutlu edecek bir menzil olacaktır.

Allah Teala şöyle buyurmaktadır:

"Sonra kitabı, kullarımız arasında seçtiklerimize miras verdik. Onların kimi, kendisine zulmeder, kimi orta (yolda) gider. Kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur." (Fatır/32)

Bu ayeti kerimenin tefsirinde şöyle denilmektedir:

Kişinin kendisine zulmetmesi: Kur’an ve sünnet doğrultusunda tam olarak yaşamamak, İslamî yaşantısında kusurlu olmak. Günahlara dalmak.

Orta yolda gitmek: Kur’an ve sünneti seniyyeye uygun şekilde hayat sürmek.

Hayır işlerde öne geçmek de: İslam’ı doğru öğrenip, doğru yaşamakla beraberdir. İslam’ın yüce hakikatlerini ulaşabildiği herkese anlatmak, tebliğ etmektir.

İşte amellerin en faziletlisi budur. İnsanların en faziletlisi de bu faziletli ameli yapanlardır.

Amellerin en faziletlisini en kamil manada yaparak, insanların en faziletlisi olmanız, olmamız dileğiyle bütün okurlarımızın, gönüldaşlarımızın mübarek Ramazan Bayramlarını can-ı gönülden tebrik eder, daha nice bayramlara daha iyi günlerde huzur ve saadetle kavuşmayı Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.