E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

SELİM ARMAĞAN

KAPAK;


  HER ZAMAN VE MEKANDA BARIŞ

 Barış sihirli bir kelimedir. İçimizden, ta ruhumuzun derinliklerinden başlar, evrenin ölçü bilmez sınırlarına uzanır. Bazen adı kütle çekim kanunu, bazen doğal kanun olur. Bazen ahlak, örf, âdet, töre, sosyal hukuk; bazen de savaşlara son veren kanla yazılmış zoraki kurallar olur.

Koca kainat ve içindeki bunca varlık; güneş, ay ve yıldızlar barış temelinde adalet ve ölçü üzerinde hareket eder. Barış ağacının kökü hak ve adalettir. Gövdesi ölçülü ve dengeli davranıştır. Meyvesi huzur, saadet ve tatlı dildir.

"Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir..."(1)

Barışa ulaşabilmemiz için imkanlarımız dahilinde adalet tesis etmemiz gerekir. Kökü olmayanın dalı da olmaz, yaprağı da. Temeli sağlamca atılmamış, haksızlıklar üzerine dikta ile kurulan ve adına barış ve istikrar denilen düzen aslında kendini yutacak, kendi ışığını söndürecek karanlıkları beslemektedir. Kendilerine emanet edilen insanların canlarını dahi koruyamayan, insanları birbirinin boğazına sarılan sistemlerde barıştan söz edilemez.

Aslında barışın da, savaşın da temelinde çok önemli görmediğimiz sebepler vardır.

"Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır."

"Baba dostudur.”

"Hatırı olmasa ben yapacağımı bilirdim." gibi sosyal barışa destek veren bir çok örnek sayabiliriz.

Herkesin bildiği bir kral hikayesi vardır:

“Ailesi ve ülkesi tarafından çok sevilen kral, yurdunda barış tesis etmiş, huzur ve emniyet ülkesini kurmuştur.

Kralın çok sevdiği bir keçisi, kraliçenin de çok sevdiği bir aynası vardır. Barış ortamından rahatsız olan şeytan, keçinin bağlı olduğu kazığı gevşetir. Keçi bağından kurtulur, aynada gördüğü keçiye tos vurur, ayna kırılır. Kraliçe keçiyi keser, kral da kraliçeyi öldürür. Ülkede asayiş bozulur. Sakince düşünebilenler derler ki, hep suçlu şeytandır. Şeytan da geriden onları izler ve şöyle der: "Benim ne suçum var. Ben sadece keçinin bağını gevşettim."

Bu kıssayı neden naklettim? İçimizde bir çok kimse, büyük felaketlerin küçük görülen davranışlardan çıktığının farkında değil. Hatta yaptığı bu çirkinliği şeytan gibi savunur durumda olanlar var.

Basit görülen küçük dolandırıcılıklar, kapkaççılıklar bir de bakıyoruz ki cinayete sebep olmuş. Dedikodu, iftira, yalancılık bazen arkadaşlıkların, dostlukların zarar görmesine, ailelerin ayrılmasına, hatta ülkeler arası savaşların çıkmasına neden olmuştur. Barışı insanlar yapar ve onlar korur. Önce barışçı insanlar yetiştirmeli, fertlerin gönüllerinde barışı temin etmelidir.

 

İç barış

Adı barış ve güven (İslam-iman) olan yüce dinimizin rahmet Peygamberi Efendimiz, sözleriyle fertten topluma barışı şöyle tanımlar:

"Dikkat edin! Vücutta bir et parçası vardır ki, o iyi (salih) olursa bütün vücut iyi olur. O bozuk olursa bütün vücut bozulur. İşte o kalbtir."(2)

Öyle ise açalım gönüllerimizi, yüreklerimizi, tâ sinemizin nadide köşesindeki sevgi, barış odalarını.

"Yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran (tezkiye eden) kurtulmuştur. Kendini kötülüklere gömen de ziyan etmiştir."(3)

Unutmayalım! Basit bir özden yaratıldık. Gurura kapılmaya, kibre, zulme ve diktatörlüğe gerek yok. Biz aynı babanın öz çocuklarıyız, üvey olanımız yok.

"Ey insanlar! Biz, sizi bir erkekle dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Şüphesiz Allah’ın yanında en değerli olanınız, en muttaki olanınızdır. Elbette Allah her şeyi bilen ve haberdar olandır."(4)

Bu ayet bize kendimizi tanıtmak ve bizi sosyalleştirmek istiyor. Sosyal barış ve onun korunmasında dikkat edilecek hususları da açıklıyor.

1- İnsanın nereden gelip nereye gittiği kendisini meşgul edip ferdî barış tehlikeye girmesin diye ilk önce bir hüküm koyuyor:

- “Sizi Ben (Allah) yarattım.”

2- Niçin varız sorusunda da huzursuzluk istemiyor. Yaratma nedenine sebep açıklıyor.

- “Tanışmak (Rabbi ve diğer insanlarla).”

- “Sosyalleşmek.”

3- Hem yaratıcı, hem de diğer insanlarla tanışmak konusunda çıkabilecek en önemli probleme dikkat çekiyor:

- “Kibir, üstünlük taslama...”

- “Bana olan yakınlığınız (takvanız)dan başka üstünlüğünüz yoktur. İzafi üstünlüklerle sosyal hayatı felç etmeyiniz.” diyor.

İşte bütün zamanlara hakim olacak sosyal barış çağrısı. Bilindiği gibi Kur’an-ı Kerim, insanın psikolojik doğasına ve onun gönül alemindeki hallerine kendisini şahit tutar. Nankörlüğüne, mızıkçılığına... v.s. barış yapmaya elverişli olup olmadığına da yine insan kendisi karar verecektir. İnsan öncelikle kendisini affedecek yüreği ve cesareti içinde bulmalıdır. Kendisi ile barışık olmalı ki alemle de barışı olabilsin. Aksi halde zamanla alet, teknik, yöntem ve silahlar farklılaşır ama düşünce değişmedikçe gönül temizlenmedikçe, kendisi için istediğini kardeşi için de ister duruma gelmedikçe değişen pek bir şey olmaz.

Ne farkı var Hulagu’nun ilim düşmanı, kütüphane kitap düşmanı katil kafa yapısıyla Zeus adına Olimpos eteklerinde gençlere çıplak spor gösterileri düzenlettirilip(5) onları ruhen öldüren kafanın ve bu yüzyılın Hulaguları ve Zeus tapınakçılarının elbise ve eşofman boyu ile ilgilenip sporu engelleyen öğrenci düşmanı ilim kültür düşmanı bağnazın? Bataklıklarda gençlerini ruhsuz ceset yapan kafanın?

Allah aşkına aynı atanın çocukları olarak neyimizi paylaşamıyoruz da dünyayı zorluklarla meşakkatler ülkesi haline getiriyoruz?

 

Sosyal barışa ilk adım

Ölçüsüzlükler ölçü olamaz. Kuralları, oyunu kuran koyar. Hayatı başlatan yüce Rabbimiz de hayatın kurallarını koyar ve kuralı koymuştur. İstikrarın, barış ve huzurun temeli de kuralları kabul edip insanlığın sevincine ve kederine ortak olmaktan geçer.

Başlangıç tanışmaktır. Yeni doğan bir bebek gibi anne, baba, abla ve kardeşlerle başlar ve topluma yayılır. Bu tanışma monolog değildir. Hep kendi konuşan, hep dikte ettiren, hep kabul ettiren, hep zorlayan bir anlatım ve sindirme değildir tanışmak. Tanışmak diyalogdur. Birinci ve ikinci şahısların eşit hakka sahip olduğu, baskı ve zorlamanın olmadığı, herkesin kendisini özgür hissettiği bir ortamda konuşmak, hemhal olmaktır.

"Biz halkımızı tanıyoruz. Onları her gün ziyaret ediyoruz. Onların sorunlarını dinliyoruz. Yine de sağlıklı bir barış ortamı bulamadık. Yüz binlerce asker, polis, hakim, avukat hatta özel güvenlikçiler istihdam ediyoruz, yine de barışı sağlayamıyoruz, kendimizi dahi onlara özel yetiştirilmiş personele korutturuyoruz." diyenler kendilerine baksınlar. Halklarını tanıyorlar mı? Bulundukları toplumda her fırsatta kendilerini mi tanıtıyorlar? Yoksa maskeli yüzlerini anlatıp halkın inanması için baskı mı yapıyorlar? Kimse enayi değil, herkes ifade edemese de sindirilse de kimin ne mal olduğunu biliyor. Barış arayanlar, huzur arayanlar kendi içlerine baksınlar.

 

Yobaz eksik olmaz

Rabbi ile barışık olmayan kendisi ve çevresi ile de barışık olmaz. Nankör kişiden alicenaplık nasıl beklenir ki? Tarihte Rabbinin kendisine verdiği nimetleri hazmedememiş, kendisini bir şeyler zannetmiş zavallı çoktur. Ama bakın büyük bildiğiniz kim varsa gitmiştir. Atomu yapan da, atom da, üzerine atılan da, emir veren komutanlar da, savaş sonrası barış yapıyorum diye kanlar üstünde antlaşmalar imzalayanlar da. Pek tabi ki savaşı ilk başlatan daha canidir. Barış tahammülsüzü, hoşgörüsüz ve saldırgandır.

"Gerçekten de günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysen parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler."(6) Adem’den beri bu bağnaz tahammülsüzler vardır.

Bu yobazlar ve benzerleri de göstermiştir ki; barışın önündeki en büyük engel tahammülsüzlük, bağnazlık, önyargıcılık, kibir ve şımarıklıktır. Zaten kulakları tıkalı, gözleri örtülü biriyle tanışmak ve barışmak da olanaksızdır.

Ey Allah’ın merhametli kulları, gönül kulaklarımızı ve gözlerimizi açalım!

"Şayet onlar seni yalanlıyorsa, (şunu bil ki) onlardan önce Nuh’un kavmi, Âd, Semûd, İbrahim’in kavmi, Lut’un kavmi ve Medyen halkı da (Peygamberlerini) yalanladılar. Musa da yalanlanmıştı. İşte ben o inkarcılara süre tanıdım, sonra onları yakaladım. Nasıl oldu cezalandırmam. Nitekim bir çok ülke vardır ki, o ülke halkı zulmetmekte iken biz onları helak ettik. Şimdi o ülkelerde duvarlar, çökmüş tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz hale gelmiş kuyular ve ıssız kalmış ulu saraylar vardır. Sana karşı çıkanlar hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki gözler kör olmaz; lakin göğüsler içindeki kalpler kör olur."(7)

Barış, fazlası zararlı diyet hapı değildir. Gerçek barış emperyalizmin maniple ettiği, hedef saptırdığı, kendi çıkarları için çifte standart uyguladığı bir oyuncak hiç değildir.

İslam ülkeleri, kendilerini savunacak silaha sahip olduğunda durdurulmalılar. Silahsızlandırılmaları gerekir, gerekir de gerekir artık. Birleşmiş Milletler toplantılarından Yüksek Konsey toplantılarına bir telaş alır yürür. Batı kendisi sahip olduğunda; İsrail, Çin, Hindistan v.s. sahip olduğunda ise onların hakkıdır. Onlara yakışır. Onlar tebrik edilirler. Denemeler yapması için savaşlar çıkartılır.

Birleşmiş Milletlerin Irak’ın Kuveyt’i işgaline son vermek amacıyla(!) Irak’a müdahalesinde binlerce Iraklı genç, ihtiyar, kadın, çocuk ölürken günlerce dünya medyası petrol akıntılarına maruz kalmış kara batak kuşunun çektiği çileleri göstermişti. Ama perişan Iraklının tek kare resmini göremedik. Hâlâ çocuklar mamasız, hastalar biilaç, perişan. Sadece Iraklı mı adaleti bulamayan? Birçok ülke, milyonlarca insan.

Kendi menfaatini, emperyalizmini adalet kabul eden, dünyaya adalet dağıttığını söyleyen jandarma ülkelerde Iraklının, Filistinlinin emsali olabilecek bir vatandaşı var mıdır? Bu nasıl İnsan Hakları Evrensel Beyannamesidir ki, beyannameyi yazıp yayınlayan kurumda ve dizaynında haksızlık vardır ve yasallaşmıştır. Dünyada kast sistemini güçlünün haklılığını resmileştirmiştir.

Bu nasıl milletler topluluğu binasıdır ki, herkes kendi milli dilinde kendisini ifade edemez. Bu nasıl genel kurul ki, çoğunluğun aldığı kararı, hatta hepsinin oy birliği ile aldığı kararı bile Çin, Amerika, Rusya gibi bir elin beş parmağını geçmeyen ülkeler veto (iptal) edebiliyor. Bu kuruluş ne kadar adalet getirir dünyaya, insanlarına ve doğasına?

Yazımızın bütünlüğü içerisinde kendi özümüzde barışı hazmedemezsek barış yapamayız, bu nedenle kalbimizde yeni dizayn yapmalıyız dedik. Dünyamızın kalbi de Birleşmiş Milletler ise onun kalbinde de yeni dizayn yapılmalıdır.

İşte Amerika, BM izin vermese de Irak’a vuracağım diyor. İşte barış beyannamelerinin hepsine imza atan ABD ve yandaşları! İşte barıştırdıkları dünya! Onlar bombalarını hep barış adına atarlar!

- Barış istiyoruz, gerçek barış.

- Dünya çocuk günü.

- Dünya yaşlılar günü.

- Dünya sigarasız günü.

- Dünya ... günü.

Günü değil, en azından cahiliye Arabı’nın ulaştığı dünya barışını istiyoruz. Onlar haram aylar dedikleri dört ayda savaş yapmaz, düşmanları ile karşılaşsalar da zarar vermezlerdi. Düşmanları da mert idi. Onlar da saldırmazdı. Hani bizim barışla geçen tek günümüz, hani İslam aleminde kan akıtılmayan saat?

Bırakalım onlardan cahiliye erdemini beklemeyi... Evimizin tam ortasına ateş atan, nesilleri birbirine düşman eden onlar değil mi?

 

Barış istiyoruz

Asyalı, Afrikalı, Hintli, Çinli, Avrupalı, Amerikalı, Müslüman, Hristiyan, Yahudi, Budist’in haklarını istiyoruz.

Barış belgelerinin içinde aç, biilaç bırakılan Afrikalının, bombalar altındaki Çeçen’in, Filistinlinin ya da Keşmirli annelerin, çocukların, ihtiyarların haklarını istiyoruz. Asya’daki mazlum ülkelerin, Amerika’da ezilen halkın da...

Tüm dünyada fuhşa itilen kadın ve erkeğin, uyuşturucuya, kumara, cinayetlere itilenlerin haklarını da istiyoruz. Hakarete uğrayan müslümanların, inancıyla alay edilen, eğitim hakları engellenen kızların da haklarını istiyoruz.

Evrensel beyannamelerin kağıt üzerindeki üç-beş damla mürekkep olarak kalmasını istemiyoruz. Soruyoruz: Barış, elitin güvenlik çemberi mi?

- Dünya elitleri, müstekbirleri lâ yüs el (hesap sorulmaz) mi?

- Adalet denilen kavramda; özgürlükler denilen güzel melodi de elitin takdir ettiği dozda kullanılan ve fazlası zararlı ilaç mıdır?

- Allah’ın hür olarak dünyaya getirdiği insanları kimler köleleştirdi?

Gönlündeki kirleri temizlemeye çalışan gerçek adaleti ve barışı isteyenlere zamanlar üstü barış çağrımızın bazı maddelerini hatırlatıyoruz. Biz müslümanların çağlar önce ulaştığı barış kültürü ve yüzlerce yıllık barış dönemlerini de modern çağın cılız barış havarilerine ibretle sunuyoruz.

1- İnanç ve düşünce özgürlüğü:

Bu konuda inananlardan ehli kitap olanlara ortak çağrı:

"(Rasulüm) de ki: Ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz. Allah’tan başkasına tapmayalım. Ona hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın..."(8)

Diğer düşünceler özgür ve adil bir ortamdadır.

"Allah sizinle din uğrunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara adil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah adaletli olanları sever."(9)

2- Araştırmacı yaklaşım:

"Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın."(10)

3- Sorumlu ahlak anlayışı:

"Kim bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın haksız yere bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur..."(11)

4- Bilimsellik:

Bilime ve bilgine saygı.

"De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür."(12)

5- Bitki ve hayvanlarla da barışık çevrecilik:

"İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de tuttukları kötü yoldan dönerler."(13)

Çevreyi batıran, nükleer bomba atanlar, bitkilerin ve hayvanların genleri ile oynayanlar, hatta insan neslini bozanların kimler olduğu ortada.

Hz. Peygamber’den sadece bir çevreci örnek: Medine-i Münevvere'ye hicret edince şehrin etrafında harem bölgesi oluşturur.

"Medine Ayr’dan Sevr’e kadar haremdir."(14)

Harem bölgesinin özel izinler dışında ağaçları kesilmez. Otları biçilmez. Hayvanları avlanmaz. Dünyadaki her köye, her şehre harem istiyoruz.

Burada sadece beş maddelik bir örnekleme yaptım. Birer, ikişer ayetle yetindim. Oysa her madde ile ilgili yüzlerce ayet ve hadisi şerif ve binlerce uygulama var şanlı tarihimizde.

Özgür insanların eşit, mutlu, cıvıl cıvıl, yemyeşil, Allah’tan başka kimseye boyun eğmeden yaşayabileceği bir dünya için gönlümüze harcı, yarın değil hemen bugün koyalım.

 

Kaynaklar:

1- Bakara/263

2- Buhari, Müslim

3- Şems/9-10

4- Hucurat/13

5- Prof. Dr. Kemal Aytaç, Avrupa Eğitim Tarihi, İfav, İstanbul, 1992

6- Nuh/7

7- Hacc/42-46

8- l-i İmran/64

9- Mümtehine/8

10- Hucurat/6

11- Maide/32

12- Zümer/9

13- Rum/41

14- Buhari/Cihad.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.