E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

A. HAMİD ÖZYAYLA

HÜR FİKİR;


  IRAK MI, YAKIN MI?

 Irk kelimesi asıl, kök ve damar anlamlarına gelen Arapça bir kelimedir.

Irak ise, kıyı veya aşağı memleket anlamına gelen Farsçadan Arapçaya geçmiş bir kelimedir. Hicaz bölgesine uzaklığı sebebiyle de Irak denilmiş olabilir.

Irak, Ortadoğu’da bir İslam ülkesidir. Resmi adı el-Cumhuriyyet'ül-Irakiyye olup başşehri Bağdat’tır. Kuzeyde Türkiye, doğuda İran ile, güneyde Suudi Arabistan ve Kuveyt ile, batıda Ürdün ve Suriye ile çevrilidir.

Irak’ın yüzölçümü 438.317 km2 ve nüfusu 1995 sayımlarına göre 20.400.000 kişidir. Resmi dili Arapça, para birimi Dinar’dır.

Erbil, Süleymaniye, Selahaddin, Kerbela, Babil, Kadisiye, Necef ve Basra, gibi 18 muhafaza/şehir ile Musul, Kerkük ve Semave gibi 18 idare merkezinden yönetilen Irak’a hayat veren (mecazi anlamda) Fırat-Dicle havzasıdır. (Fırat, tatlı su demektir) Aşıklar diyarı başkent Bağdat’ın nüfusu 5 milyonun üzerindedir. (1995)

Irak Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı’nın (OPEC) kurucu üyelerindendir ve 14 milyar ton petrolle dünya petrol rezervinin % 5’ine sahiptir. Ancak on yıl süren İran-Irak ve ardından başlayan Körfez Savaşı’ndan sonra uygulanan 6 Ağustos 1990 tarihli ambargo ile ekonomik ilerme durmuş vaziyettedir. (1999) Bağdat ve Basra’da olmak üzere uluslararası iki hava limanı bulunan Irak’ın dış ticarette Rusya, Almanya, ABD(!), Brezilya, Türkiye(!), Japonya, Fransa ve Arap ülkelerinin(!) önemli yeri vardır.

Abbasiler devrinde Bağdat başşehir oldu. Emevi devletinin kurucusu Muaviye b. Ebu Süfyan döneminde Haccac b. Yusuf Irak valisi idi. Ateşperest Sasani Devleti ile yapılan Zükar savaşından sonra Irak’ın kapıları Araplara açıldı.

 

Eyalet Valiliği

Sasaniler ile yapılan Köprü Savaşı’nı müslümanların kaybetmesi üzerine Hz. Ömer, gönderdiği birliklerle Kadisiye ve Calula’da büyük zafer elde etti. Nihavend Savaşı’ndan sonra müslümanlar kesin olarak Irak’a yerleştiler. Daha sonra Hz. Ali (r.a.) Kûfe’yi başkent yaptı. İslam Dünyasında Cemel Sıffin ve Tahkim gibi birçok ihtilaf ve çekişmenin Irak topraklarında meydana gelmiş olması bu istikrarsızlığa açıkça delalet etmektedir. Emeviler Irak’a hakim olabilmek için eyalet valiliği sistemini getirdiler. (Bu uygulamanın Türkiye’deki öncüsü merhum Turgut Özal’dır.)

Emevilerin yıkılması ve Abbasi Devleti’nin kurulmasında Irak bir merkez üssü görevi yapmıştır. Nahiv ilminin temelleri Hz. Ali’nin talebesi Ebul Esved ed-Düeli ve arkadaşları tarafından Irak’ın Basra şehrinde atılmıştır. Tabiin neslinin müctehid imamları rey ehli olarak Irak ekolünü temsil etmişlerdir.

Kıraat imamlarından İmam-ı Asım ile talebesi Hafs b. Süleyman Iraklı’dır. İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretlerinin kabri şerifi Bağdat’tadır. Son devrin din mazlumlarından Muhammed Es’ad Erbili hazretleri Iraklıdır. Bu topraklarda Yunus, Yûşâ, Şit, Circis gibi nebiler, Hz. Ali, Hz. Hüseyin, Musa el-Kazım gibi ehl-i beytten zatlarla şii imamları, Abdulkadir Geylani, Cüneyd-i Bağdadi, Maruf-u Kerhî, Rabia el-Adeviyye ve Şibli gibi tasavvuf ehli, Allah dostu veliler yatmaktadır. Bunlardan Yunus (a.s.) Musul-Kerkük civarında Ninova şehrinde insanlara Allah’ın dinini tebliğ etmiştir. Otuz küsur yıldır irşadına rağmen birkaç kişinin iman etmesi, onu izinsiz kavmini terk etmeye zorlamıştır. Kaçarken bindiği geminin alabora olması üzerine çekilen uğursuzluk kurrası Yunus (a.s.)’a çıkmış ve tayfalar tarafından balıklara yem olsun diye denize atılmıştır. Kur’an’da Zennûn ve Sahib-ül Hût olarak da isimlendirilen Yunus (a.s.)’u aylarca balığın karnında yaşatan Cenab-ı Hak onu tevbesi ve nedameti sebebiyle kavmine bağışlamıştır. Aralarında elçileri olmadığı halde üzerlerinden azap bulutları kaldırılan tek kavim Yunus (a.s.)’un kavmidir.

 

Eşraf Siyaseti

Abbasi Devleti’nin gerçek kurucusu sayılan Ebu Cafer el Mansur, Bağdat’ı başkent ilan etti. Abbasi halifelerinden Kaim Biemrillah tarafından Bağdat’a çağrılan Büyük Selçuklu Hükümdarı Tuğrul Bey’in gelmesiyle hakimiyet Büveyhiler’den Selçuklulara geçmiştir. (1055) Moğol istilası, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler derken 1534’de Irak hakimiyeti, Kanuni Sultan Süleyman’ın Irakeyn Seferi ile son buldu. 1639’da imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması ile de Bağdat yönetiminin Osmanlı’ya ait olduğu tescil edilmiştir. II. Abdulhamid ise eşraf siyasetine dayanan bir politika ile Irak’ı idare etmesini bilmiştir. Ancak I. Dünya Savaşı sonrasında toplanan San Remo Konferansı’nda (1920) galip devletler Osmanlı Devleti’nin Arap vilayetlerini (aç kurtlar gibi) aralarında paylaştılar. Nihayet İngiltere 23 Ağustos 1921’de Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ı kral sıfatıyla tahta çıkardı. (Bakalım Faysal’ın nesli mahallenin abisine kafa tutabilecek mi?) 1926’da Musul Irak topraklarına dahil edildi. 1932’de de Irak bağımsızlığını ilan etti. Eylül 1933’te Kral Faysal’ın ölümüyle yerine oğlu Gazi geçti. Gazi döneminde Türkiye İran ve Afganistan ile Sadabad Paktı imzalandı. (1937) 1955’te Türkiye, İran, Pakistan ve İngiltere’nin de katıldığı Bağdat Paktı imzalandı. 1979 yılında İran Irak Savaşı’ndan bir yıl önce Saddam Hüseyin yönetime geldi.

Bir damla petrol bin varil kan

5 Haziran 1926 yılında imzalanan Ankara Antlaşmasıyla Musul Irak’a terk edilirken Irak’ın da 25 yıl süreyle petrolden alacağı aidatın %10’unu Türkiye’ye vermesi kabul edildi. Ancak daha sonra yapılan bir protokolle de Türkiye 500.000 İngiliz Sterlini karşılığında petrol üzerindeki hakkından vazgeçmiştir. Bu protokol kim tarafından ve ne zaman imzalanmıştır bilinmez!

Iraklı Türkmen gruplar Musul, Kerkük, Erbil ve Süleymaniye bölgelerinde yoğundur. Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurma teşebbüsüne girişen Molla Mustafa Barzani’nin zengin petrol yataklarının bulunduğu(!) Kerkük’ü de kendi hakimiyetine almaya çalışması Türkler arasında gerginliğe yol açmıştır. 1959 yılında üç gün üç gece süren Kerkük katliamında çok sayıda Türk lideri öldürülmüştür. 1976 yılında Türkiye Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk Irak’a resmi bir ziyarette bulunmuştur. Körfez Savaşı’ndan sonra 36. paralelin kuzeyinde Çekiç Güç tarafından oluşturulan güvenlik bölgesindeki Türklerin durumunda iyileşme yolunda bir gelişme olmadığı gibi şiddet ve baskılar da artmıştır. Irak’tan getirilen Peşmergeler daha sonra Avrupa’ya gitmişlerdir.

 

İhvan-ı Safa

Ünlü dilci İmam-ı Halil b. Ahmed Arap dilinin genişletilmesini kıyasa dayanarak sistematik bir şekilde yürütmüştür. Muzetile ekolünün şeyhi ünlü kelamcı Vasıl b. Ata’yı hicveden ünlü şair Beşşar b. Bürd Iraklıdır. İslam medeniyeti çerçevesinde ilk ansiklopedik eserleri yazan Iraklı bilgin Cahiz olmuştur.

Irak edebiyatında ortak fikirlere sahip beş Basralı filozof ve ilim adamının kurduğu İhvan-ı Safa ekolünün çok önemli bir yeri vardır.  Farabi ve İbni Sina gibi bilginler Bağdat’ta kaldıkları gibi İmam Gazzali de Nizamiye Medresesi’nde hocalık yapmış, ünlü Türk dilcisi Kaşgarlı Mahmut ise Araplara Türkçe öğretme amacıyla yazdığı Divan-ı Lügati’t-Türk’ü muhtemelen 470’de Bağdat’ta Halife Muktedi-Biemrillah’ın oğlu Ebul Kasım Abdullah’a takdim etmiştir. Irak toplumunda Bin Bir Gece Masallarının da müstesna yeri vardır. Irak sahasında yetişen en büyük sima hiç şüphesiz Türkçe, Farsça ve Arapça üç ayrı divanın ayrıca 10’un üzerinde  manzum ve mensur eserin sahibi Fuzulî’dir. Divan şairi Fuzulî meşhur su kasidesini yazarken Leyla ve Mecnun ile Hadikat-üs Süadâ/Saadet Erenlerin Bahçesi’ni Fırat ve Dicle’yi karşısına alarak divitini hokkaya batırmıştır.

Kûfe’ye yerleşen sahabelerden ilmi otoritesiyle sivrilen Abdullah b. Mes’ud (r.a.)’un 4000 civarında öğrenci okuttuğu rivayet edilir.

Ebu Hanife ve öğrencileri ehli rey olarak Irak ekolünü temsil etmişlerdir. Abbasi Halifesi Me’mun Bağdat’ta tercüme merkezi olarak faaliyet gösteren zamanın akademisi sayılan Beytül Hikme’yi kurmuştur. (813-833) Büyük Selçuklu veziri Nizamül Mülk tarafından Bağdat’ta kurulan ve İslam tarihindeki ilk çekirdek üniversite olarak kabul edilen Nizamiye Medreseleri o dönemin hatırasıdır. Bu üniversite halk arasında Batıni faaliyetlere karşı Sünniliği korumak, uyarmak amacıyla kurulmuştur. Irak denilince Kındî’yi, Farabi’yi, Ebu Bekir er-Razi’yi anmamak mümkün müdür?

 

Vatandaşlar duymasın(!)

El hasılı vel kelam, Bağdat’ın kapısını siyah tarağını bıyık olarak üst dudağına saplayan Genç Osmanlar açmıştı. Nadana şirin görünmek için şimdilerde taş fırın erkekleri sakal, bıyık, tüy, tozalak ne varsa hepsini kazıyor.

Bir zamanlar Dicle kenarında aşırılan bir koyunun hesabı vermekten korkan Ömerler vardı. Şimdilerde ise kuzuyu bir şekilde yemek için suyu alttan bulandıran kurt politikacılarımız var. Daha ne olacaktı? Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Vatandaşlar duymasın(!) amma fikirsiz seçmenin zikirsiz dervişi ve şükürsüz mollası olacağı aşikâr. Eğri bir cismin gölgesi de eğri olacaktır. Bir millet kendini düzeltmedikçe Allah o kavme hidayet vermeyecektir.

Haccac b. Yusuf ile Hama ve Humus katliamı yapan Saddam Hüseyin’in ne farkı var? Saddam, sademe fiilinin mübalağalı ismi failidir. Sa-de-me fiili ise sert bir şeyi diğerine vurmak, aniden başa geçmek demektir.  Fail fiiline uygundur. ABD Ortadoğu’da bu defa sert kayaya çarpmıştır. Zira Saddam ABD’nin APOS’udur.

 

Yörük semai faslı

Irak, Türk musikisinde bir perde ve birleşik makamdır. Hammâmizâde İsmail Dede’nin Irak makamının remel usulünde "Bir âh ile ol gonca-feme halin ayan et" şeklindeki bestesi ile Sultan III. Selim’in aynı makam düyek usulünde:

"Zahidâ suret gözetme

İçeri gir cana bak."

şeklindeki bestesi meşhurdur. Dünya durdukça ve hayat devam ettikçe insanlık çala çala daha ne makamlar duyacaktır. Öyle ya bir gün yörük semai faslına geçilecek ve arşın sahibi her rahmet ayı ramazanın girişinde kullarına musallat olan hainlerin cezasını verecektir.

Kimine sandıkta, kimine fundukta.

Kiminin na’line kiminin muhhuna vurulacaktır.

Irak bir gün yakın olacaktır inşaallah... Barışta ulusal güvenlik zırhına, savaşta milli irade perdesinin arkasına saklanan çarıklı erkanı ne düşünürler acaba?

Başörtüsünü bahane edip irticayı mikroskopla büyütenler, şimdiler de dış güvenliğimizi tehdit eden bölgesel gelişmeleri teleskopla seyrederken hangi masa örtüsünün altına gizlenirler bilinmez. Adamlar, parlementosu kurulmuş, haritası çizilmiş, parası basılmış, bayrağı asılmış sözde bir devletin İmralı’daki liderini getirdikleri gibi kaçırmazlarsa şaşırmayın.

Arabeskin toplu korosu Merve’den Safa’ya koşmuş bakın nasıl yalvarıyor: Feryada gücümüz yok, feryatsız duy bizi yâ vedûd...

 

Kaynak:

D.İ.A. cilt: 19, Irak mad. İstanbul, 1999

Not:

Apos’dan kasıt eski Mısır’daki Apis Öküzüdür.

Arapça’da funduk/otel, na’l/pabuç veya nal; muhh ise/beyin, öz ve ilik anlamındadır.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.