E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

CEMİL USTA

FIKIH;


  EVLAT EDİNMEK

SORU: Günümüzde çocuksuz olan kimi aileler evlatlık olarak bir kısmının çocuğunun kendi üzerine tescil ettirmektedir. Bunların İslam’a göre sakıncası var mıdır?             

(Hakan Çalışkan / Fransa)

 

Evlat edinmenin hükmü

İslam’dan önce Arap toplumu akıl, zeka ve cesareti hoşuna giden çocuğu evlat edinip, yanına alır, toplumda onu kendisine nispet ederdi. Böylece yabancı bir çocuğun mirasçı olması sağlanır, gerçek mirasçı ise ya mahrum edilir, ya da miras payı eksiltilirdi. Hatta Allah’ın Rasulü de Zeyd b. Harise’yi evlat edinmişti. Toplum Zeyd’i "Muhammed’in oğlu Zeyd" diye adlandırmıştı. Ancak evlatlık müessesesi şu ayetle kaldırıldı:

"Onları kendi babalarına nispetle çağrın. Bu, Allah nezdinde daha doğrudur. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar, sizin din kardeşiniz ve dostlarınızdır." (Ahzab/5)

Cahiliye döneminde evlatlık; neseb, evlenme, boşanma, miras ve sıhri hısımlık gibi konularda öz çocuk gibi kabul edilirdi. Bu yüzden evlatlığın dul kalan eşi ile evlat edinen erkek evlenemezdi. İşte Hz. Peygamber’in evlatlığı Zeyd b. Harise de Zeyneb b. Cahş ile evlenmiş, ancak mutlu olamamışlardı. Hz. Peygamber’in Zeyd’e sabır tavsiye etmesine rağmen sonunda Zeyd, Zeyneb’i boşadı. Bundan sonra evlatlık lağvedildiği için bunu belirleyecek bir uygulama örneği olarak Hz. Peygamberle Zeyneb evlendiler. Allahu Teala bu evliliği şöyle bildirir:

"Madem ki Zeyd eşiyle ilgisini kesti, biz onu seninle evlendirdik ki evlatlıkları eşleriyle ilgisini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda mü’minlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin." (Ahzab/38)

Hangi gayeyle olursa olsun bir çocuğun gerçek anne babası dışında bir yabancı erkek veya kadın üzerinde tescil edilmesi bir takım haksızlıklara yol açar. Bu yüzden başkasına neseb iddiası aleyhinde şiddet ifade eden hadisler varid olmuştur. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

"Bir kadın kendilerinden olmayan kimseyi bir aileye sokarsa, Allah’tan bir şey bulamaz. Allah onu cennetine sokmaz. Bir erkek de çocuğa bakar olduğu halde onun nesebini inkar ederse, Allah onunla kendi arasına perde koyar ve onu kıyamete kadar öncekilerin ve sonrakilerin önünde rezil ve rüsvay eder. Bilerek babasından başkasına neseb iddiasında bulunan kimseye cennet haramdır.” (Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Aile ilmihali, 544)

İslam hukukunda kimsesiz çocukların bakım ve gözetilmesi tavsiye edilmiştir. Onlara iş imkanı sağlamak, ev edindirmek, evlendirmek, dünyevi ihtiyaçlarını gidermek, ahiret için de İslami prensipleri öğretmek, Kur’an ve sünnete göre bir hayat tarzı sağlamak müslümanların yapması gereken güzel hasletlerdendir. Burada yasaklanan miras konusudur. Zira mirasla ilgili Allah (c.c.) Kur’an Kerim’de kişilerin yakınlıklarına göre önce taksimatı yapmış, sonunda da uymayanların ahiretteki azabının şiddetini belirtmiş, hatta cehennemi de adres olarak göstermiştir. Bir mü’min için acı bir gerçektir. İşe erkekle kızı fark ettirerek veya evlatlar arasında sevdiğim veya sevmediğim diyerek ilahi adalete uymayanların ahiretteki durumunu Allah (c.c.) şöyle beyan ediyor:

"Kim Allah’a ve Peygamberine karşı isyan eder ve sınırlarını aşarsa, Allah onu devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır." (Nisa/14)

Neticede evlatlar mal sahibi olur, amma bu yanlışı yapan anne ve babalar ve benzerleri azabı hak eder. Allah’ım, bizi ilahi adaletten ayırma! Amin.

Başkalarının dünyası için evlatları dahi olsa, kendi ahiretini yıkan kişilerin vay haline.

 

Gayri müslimlere selam verilir mi?

SORU: Gayri müslimlere selam verilir mi? Ayrıca gayri müslimlerin kabri başında Kur’an okumak caiz midir?

(Ayşe Yiğit / Almanya)

 

Selamlaşmak, İslam’ın şiarındandır. Müslümanlar birbirleri ile karşılaştıkları zaman sünnete uygun olarak selamlaşırlar. Böylece hem birbirlerine dua etmiş ve hem de aralarında muhabbet olmuş olur.

Selam vermek sünnet, selam almak farzdır.

Gayri müslimler ile karşılaşıldığı zaman, onlara önce müslümanların selam vermemesi, onlar selam verdikleri zaman da “Ve aleyküm” denilmesi gerekir.

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Yahudi ve Nasranilere ilk önce siz selam vermeyin.” (Müslim)

Ashab-ı Kiram’dan biri, “Ya Rasulullah! Kitap ehli bize selam veriyorlar. Onların selamını nasıl alalım?” diye sordu.

Peygamber (s.a.v.): "Ve aleyküm" deyin buyurdu. (Müslim)

Bir mecliste gayri müslimler, ateistler, İslam düşmanları ile müslümanlar bir arada bulunsa, böyle bir meclise, bir toplantıya giren bir müslüman, meclisteki müslümanları kastederek o topluluğa selam vermelidir. Peygamber (s.a.v.) müslümanlarla yahudilerin karışık olduğu bir meclise rastladı ve onlara selam verdi. (Müslim, Zeki Soyak, İslam Ahkamı, 596)

Gayri müslimlerin

mezarları başında Kur’an okunur mu?

Bu konu Kur’an-ı Kerimde ayeti kerime ile serahaten beyan olunmuştur. "Onlardan nifak üzere vefat eden hiçbir kimse üzerine sen ebeden namaz kılma ve onlardan hiçbirinin üzerinde kıyam etme. (Çünkü cenaze üzerine namaz kılmak, dua ve kabri üzerine kıyam ikramdır. Onlar ise dua ve ikrama ehil değildir.) Zira onlar Allah’a, Rasulüne küfrettiler ve fasık oldukları halde vefat ettiler. Şu halde küfürleriyle fısıklarıyla Rasulullah’ın duasından mahrumiyetlerine sebep olmuştur." (Tevbe/84)

Fahri Razi ve Hazi’nin beyanları veçhile bu ayette salatla murad, meyyite dua ve istiğfardır. Münafıklar ve kafirler duaya ve istiğfara ehil olmadıklarından Cenab-ı Hak onlara dua etmekten Rasulünü nehyetmiş ve duadan mahrumiyetlerinin illeti ve sebebi de onların küfür ve fısıkları olduğunu Cenab-ı Hak bu ayette sarahaten beyan olmuştur.

Ayetin sebebi nüzulü (İbni Ubey) haini marazı mevtinde Rasulullah’ı davetle bedeni nebevilerine temas eden gömleğini kefen olmak üzere vermesini ve namazını kılmakla istiğfar etmesini rica ve niyaz etmesi üzerine Rasulullah gömleğini göndereceği zaman Hz. Ömer: "İbni Ubey necistir ve habistir Ya Rasulullah! Gönderme gömleği." dedi.

Rasulullah: "Benim gömleğim onun azabına mani olmaz. İbni Ubey saildir. Sail de reddolunmaz ve gömleğimi göndermek bir çok münafıkların İslam olmalarına sebep olur."

O gün bin kadar münafığın İslam oldukları mervidir. Rasulullah İbni Ubey’in namazını kılmaya kıyam edince, Hz. Ömer cenazeyle Rasulullah arasına girdi:

"Ya Rasulullah, şu münafığın namazını kılma!" deyince ayet nazil oldu:

"Hiçbirine asla namaz kılma. Onun kabri başında durma. Çünkü onlar Allah ve Rasulünü inkâr ettiler." (Hülasatül Beyan Mehmed Vehbi)

Evet Hz. Ömer'in feraseti böyle idi. Allah’ım, bu günün müslümanlarına da benzeri feraset ver! Amin. Çünkü bugün ne Peygamber gelecek, ne de vahiy. Elimizdeki kitap ve sünnet kıyamete kadar bakidir. Bizler keşke yaşayan canlı bir Kur’an olabilsek. Bizim de Hz. Ömer’e benzer ferasetimiz olsa. Zira Kur’an’sız feraset, insanları her an aldatır.

İslam aleminin değer ölçüsü Kur’an ve sünnet olsa idi, dünya müslümanları bugünkü durumda olmazdı.

Allah’ım! Ümmeti Muhammedi Kur’an’a mahkum et. Amin.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.