E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK zekisoyak@ilkadimdergisi.com

ÖLÇÜLER DENGELER;


AZ YEMEK, AZ UYUMAK, AZ KONUŞMAK-2

Yiyecek ve içeceklerimizin helal ve temiz olmasına çok dikkat etmeliyiz. Şüphelilerden sakınmalıyız.

Bu hususta Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin. Eğer gerçekten Allah’a kulluk ediyorsanız, O’na şükredin.” (Bakara/172)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, sohbetlerinin birinde kıyametin, mahşerin dehşetinden, ahiret ahvalinden bahsetmişler, orada bulunan Hz. Ali, Osman bir Mazun, Abdullah bin Mes’ud radıyallahu anhüm ve bir kısım sahabiler;

Devamlı oruç tutmaya,

Geceleri hiç uyumadan namaz kılmaya,

Kadınlarına yaklaşmamaya,

Et yememeye,

Eski, yıpranmış elbiseler giymeye,

Bir kısmı da kendini hadım etmeye niyet etmişlerdi.

Durumdan haberdar olan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, onların yanına vardı ve:

“Ben hem uyurum, hem namaz kılarım.

Oruç tutar, iftar ederim.

Kadınlarıma yaklaşırım, et yerim.” buyurdu ve onları niyet ettikleri şeyleri yapmaktan menetti.

Bu hadise üzerine şu ayeti kerimeler nazil oldu:

“Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri (kendinize) haram kılmayın ve aşırı gitmeyin. Allah aşırı gidenleri sevmez.

Allah’ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin. Kendisine iman ettiğiniz Allah’tan korkun.” (Maide/87-88)

Ayeti kerimelerden de anlaşılacağı gibi Allah Teâlâ’nın helal kıldığı temiz, iyi rızıklardan yiyecek ve içeceğiz. Ancak israf etmeyecek, kifayet miktarı yiyip içmeye dikkat edeceğiz.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Çardaklı ve çardaksız bahçeleri, çeşit çeşit hurmaları ve ekinleri, birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytin ve narları yaratan O’dur. Meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin. İsraf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez.” (En’am/141)

“Ey Adem oğulları! Mescide her girdiğinizde ziynetli elbiselerinizi giyin. Yiyin, için. Fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez.” (Araf/31)

Allah Teâlâ, çeşit çeşit yiyecekler, içecekler yarattığına ve bu nimetleri insanların emrine verdiğine göre bir sofrada çeşitli yiyecek ve içeceklerin bulunmasında bir mahzur yoktur.

Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin zaman zaman sofrasında çeşitli yiyecekler bulunmuştur.

Bu hususta Enes bin Malik radıyallahu anhden şöyle bir rivayet vardır:

“Bir terzi, hazırlamış olduğu bir yemeğe Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemi davet etti. Ben de onunla gittim. Ona, bir arpa ekmeği, içinde kabak bulunan bir çorba, kurutulmuş et ikram etti.”

Enes bin Malik şöyle dedi: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin tabağın etrafından kabakları araştırarak topladığını gördüm. O günden beri kabağı çok severim.” (Buhari-Müslim)

Sofrada çeşitli yiyecek ve içecekleri bulundurmak ve yemekte hiçbir mahsur yoksa da, az ve kifayet miktarı yemek, sofrada mevcut olanla yetinmek gerekir.

Cabir radıyallahu anh şöyle rivayet ediyor:

“Bir gün Cabir radıyallahu anh, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin hanımlarından birinin evinde idi.

Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme “Yemek var mı?” diye sordu.

- Evet, dediler.

Üç parça arpa ekmeği getirildi. Onları bir sofra üzerine koydu. Onlardan birini alıp benim önüme, bir tanesini de kendi önüne koydu. Üçüncüsünü de ortadan ikiye böldü, yarısını kendi önüne, yarısını da benim önüme koydu.

Sonra “Katık var mı?” diye sordu.

- Biraz sirkeden başka bir şey yok, dediler.

- Ondan daha iyi katık mı olur, getirin, buyurdu.” (Müslim)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve onun güzide ashabı, hep kifayet miktarı yiyip içmişler, mevcut olanla yetinmişler, fazla ve çeşitli yiyecek, içecek olduğu zaman da asla israf etmemiş, fazlasını fakir ve muhtaçlara ikram etmişlerdir.

Mikdam bin Ma’dikerb  radıyallahu anh şöyle bir hadis rivayet etmektedir:

“Ademoğlu karnından daha kötü bir kap doldurmamıştır. Ademoğluna belini doğrultacak bir kaç lokma yeter. Bundan fazlasını yemesi icap ederse, midesini üçe bölsün.

Üçte birini yemek için,

Üçte birini su için,

Üçte birini de nefesi için ayırsın.” (Tirmizi)

Ebu Hureyre radıyallahu anhden rivayet edilen bir hadisi şerif de şöyledir:

“Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kafir bir adamı misafir etti ve bir koyun sağılmasını emretti. (Misafir) sütü içti. Sonra bir koyun daha sağılmasını emretti. Onun da sütünü içti. Sonra bir koyun daha sağıldı, onun da sütünü içti. Sağılan koyunların sayısı yedi oldu. Yedi koyunun sütünü içtikten sonra doydu. Bu adam sabah olunca müslüman oldu.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir koyun sağılmasını emretti. Misafir onun sütünü içti. Bir daha sağıldı. Onun sütünün tamamını içmeden doydu.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bunun üzerine şöyle buyurdu:

“Mü’min tek bağırsağını doyurmak için içer. Kafir ise yedi bağırsağını doldurmak için içer.” (Buhari, Müslim)

Diğer bir hadisi şerifte de şöyle buyurulmaktadır:

“Bir kişilik yemek iki kişiye yeter.

İki kişilik yemek dört kişiye yeter.

Dört kişilik yemek sekiz kişiye yeter.” (Müslim)

Yukarıda da zikredildiği gibi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ashab-ı Kiram, evliyayı izam hep az yemeği tercih etmişlerdir.

Ebu Süleyman Darânî şöyle diyor:

“Açlıktan karnım arkama yapıştığı zaman yaptığım ibadetlerin tadını daha çok duyuyorum. Zira hikmet gelin gibidir. Rahat içinde uyuyacağı ve damat ile başbaşa kalacağı boş bir ev ister.”

Çok yemekten sakınmakla beraber yiyecek ve içeceklere bağımlı olmaktan, herhangi bir yiyecek ve içeceğin tiryakisi olmaktan da sakınmak gerekir.

Mübah olan yiyecek ve içeceklerin de tiryakisi olmamalıyız. Çünkü tiryakisi olduğumuz şeyleri elde edebilmek için haramlara, şüphelilere dalar, zamanla haram-helal hassasiyetimizi kaybedebiliriz.

Hz. Ömer radıyallahu anh, çok et satın alan birisini gördüğü zaman onu azarlar ve şöyle derdi:

“İçki tiryakiliği gibi etin de bir tiryakiliği olduğunu bilmez misin?”

Selefi salihin sık sık helaya gitmekten utanırlar, Allah Teâlâ’yı zikredemeyecekleri bu yerlerde vakit geçirmeyi büyük bir ziyan kabul ederlerdi. Onun için helaya sık sık gitmemek için az yer, az içerlerdi.

Malik bin Dinar:

“Doğrusu üç günde bir defa helaya gidip gelmekten utanıyorum.” diyor.

Rabi bin Enes şöyle dedi:

“Sivrisinek aç olduğu müddetçe yaşar. Doyduğu zaman şişer ve semirir. Semirince de ölür. Ademoğlu da böyledir. şişip semirdiği zaman kalbi ölür.”

Çeşit çeşit nimetlerin içinde bulunan bir müslüman, bu nimetlerden itidal üzere yiyip içer, israf etmez ve nefsinin tüm arzularına rağmen, iştihasını çeken bu rızıklardan tıka basa yemez, sabrederse, aynı zamanda Allah Teâlâ’nın sevdiği, sabreden kullarından olur. Elde olmayana sabretmek de bir sabırdır. Fakat elinin altında çeşit çeşit yiyecek içecek, çeşit çeşit imkan ve fırsatlar var iken sabredip, israf etmeyip onlardan kifayet miktarı faydalanıp, fazlasını Allah yolunda sarf etmek çok daha büyük bir sabırdır. Onun için bir çok maddi imkana sahip olan Allah dostları, bu imkanlarını, maddi varlıklarını Allah yolunda sarf eder, kendi nefisleri için kifayet miktarı faydalanırlardı.

Bir gün, Emevi Devleti’nin halifelerinden Ömer bin Abdülaziz’in yanına halası geldi. Halife Ömer bin Abdülaziz, ekmekle yağ ve tuz yiyordu.

Halası durumu görünce üzüldü ve şöyle dedi:

- Ey müminlerin emiri! Yanına bir ihtiyacım için gelmiştim. Ama ihtiyacımı söylemekten önce şunu sorayım: Bundan daha iyi bir yemek yiyemez miydin?

Halife Hz. Ömer bin Abdülaziz, Emevi Devleti’nin koca halifesi şöyle cevap verdi:

- Hala yanımda başka bir şey yok.

Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri açlığın, az yemenin faziletini şöyle nazmeylemiş:

Açlık ki tok eyler, ol kamu azayı.

Açlıkta bu nefs terk eder dünyayı.

Hem açlık açar hem rumuz manayı.

Açlıkta bulur bu can, bu dil Mevla’yı.

Nandan boş olan pür hikmettir.

Gönlü gözü uyanık, işi ibrettir.

Açlık ki tamam hiffet ve iffettir.

Her derde şifadır, ol tene sıhhattir.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.