E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

A. HAMİD ÖZYAYLA

HÜR FİKİR;


  NÛR’UN ALÂ NÛR

“Hamd/ övülmek; gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur.” (En’am/1) ayetinde işaret edilen karanlıklardan kasıt zahirde gece karanlığı, ay ve güneş tutulması, batında ise her türlü zulüm, cehalet ve basiret körlüğüdür. Ayet-i kerimede zulümât’ın çoğul kalıpta nur’un ise tekil siygada zikredilmesi dikkat çekicidir. Zira; karanlıkların menşe-i, enva-i çeşit olabileceği halde aydınlığın kaynağı tektir.

“Allah göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba, kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nispet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Bu) nur üstüne nurdur.

Allah dilediği kimseyi nuruna eriştirir. Allah (c.c.) insanlara (işte böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.

(Bu kandil) bir takım evlerdedir ki Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah-akşam O’nu (öyle kimseler) tesbih eder ki; onlar, ne ticaret, ne de alışverişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak-bullak olduğu bir günden korkarlar.

Çünkü (o günde) Allah, onları yaptıklarının en güzel ile mükafatlandıracak ve lütfundan onlara fazlasıyla verecektir. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır. (Nur/35-36-37-38)

En-Nur Allah’ın güzel isimlerinden birisidir ki; gök cisimleri ile alemleri; alimler, veliler, nebiler ve seçkin kullarla gönülleri aydınlatan anlamındadır.

Bu manada kullarının mana aleminde yolunu aydınlatan Kur’an’ı Kerim’in bir ismi de Nur’dur. Ayrıca Kur’an’ın 24’ncü suresinin adı da Nur’dur. (Medine’de inmiştir ve 64 ayettir.)

 

Hayat bir tecrübedir

İnsanın bedenen örtülmesi ve bilgi ile donatılması belirli bir talim ve terbiye ile olur. Adına, “aile ocağı” denilen ana okulunun müdürü baba, sınıf öğretmeni de annedir.

Temyiz çağına kadar (4-6 yaş grubu) çocukların eğitimi duyu organları (beş duyu) ile gelişir. Çocuğun fiziki yapısı ve kıkırdak dokusu geliştikçe davranış kalıpları da değişecektir. Çünkü insan evren ve iklimle değişen ve gelişen bir varlıktır. Bu değişimi sağlayan, ilahi kudret sahibi Allah (c.c.)’tır. Temyiz çağındaki bir çocuğun önündeki ilk model anne ve babadır. O yaşlardaki bir çocuk anne ve babasının her şeyi bildiğini sanır. Toprağa cemre düşüp, ağaca su yürüyünce, yani mükellef olup da akıl devreye girince (12-15 yaş grubu) insan anne ve babasının bazı şeyleri bildiğini, rüşdüne erdiğinde (18-20 yaş grubu) bazı şeyleri kendisinin de bildiğini ifade eder. Olgunluk döneminde (33-40 yaş grubu) insan evlenip çoluk çocuğa kavuşunca bazı şeyleri anne ve babasının bilmediğini söyler. Hatta ihtiyarlayan anne ve babasının bunadıklarını, hiçbir şey bilmediklerini iddia eder. Ancak kendisinin de anne ve babasının yaşlarına geldiğinde meğer onların çok şeyler bildiklerini anlar. Eee... Ne de olsa hayat bir tecrübeden ibarettir.

İnsanın bir basarı/gözü, bir de basireti/idraki vardır. Göz ışığı ve renkleri algılar, basiret ise idrak ve akıl yoluyla hadise ve düşünceleri yorumlar. Gözün merceği ikidir. Birisi yedek olarak yaratılmıştır. Fakat kalp gözünün merkezi ise bir gönüldür. İşte mü’min olay ve hadiselere basiret gözü ile bakmalıdır. Zaten de öyle bakar.

 

Nor-Moon tarikatının hormonlu müridleri vardır

Gönüller Sultanı Yunus Emre bunun için:

“Gönül çalabın tahtı/Çalap gönüle baktı/Kim gönül yıkar ise/İki cihan bedbahtı.” demiştir.

İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerinden birisi temyiz ve tefrik kabiliyetidir. Sevki ilahi/içgüdü ile kodlanmış hayvanat, nebatat ve cemadat/cansız varlıklar teklif-i ilahiden sorumlu değildir. İnsanın elde ettiği bütün bilgi ve tecrübeler akıl ve nakil ürünüdür. Nakilden kasıt kitap ve sünnet, akıldan maksat ise kıyas ve icma-i ümmettir. İnsan akıl ve şehvetten yaratılmıştır. Şehevi/nefsani arzularını üzerine yağan yağmurla dirilen topraktan, aklın isteklerini vahiy yoluyla Kur’an’dan alır. Akıl bir yol göstericiye, bir mürşide muhtaçtır. En büyük mürşid Allah kelamıyla peygamberlerin irşadıdır. Kur’an ayetleri gerçekte akıl ve basiret için güneş ışığı gibidir. Öyle ki Teğabün Suresi’nin 8. ayetinde: “Allah’a, Peygamberine ve o nura (Kur’an’a) inanın.” buyurulmuştur.

Mevlana (K.S.) İslam’a ve Kur’an’a sırtını dönen bir kişiyi evine giren güneş ışığını perde çekerek engelleyen hasta bir kimseye benzetmiştir. Hal böyle olunca güneş ışığından nasibini alamayan hasta gönüller, hazik tabiplerin tedavisine muhtaçtırlar. İnsanoğlu Kur’an gibi bir şifa kaynağı varken; Yogo’dan, mistik Hint kültüründen ve eski Mısır’dan gelme sapık inanışlardan, Nor-Moon tarikatının hor-moon’lu uygulamalarından medet ummaktadır. Yazık ki ne yazık...

 

Eğitim, öğretimden öncedir

Varlık aleminde eğitimi en zor canlıdan birisi insandır. Bazen bir insanın eğitimi bir ömür boyu sürebilir. Bana göre insanın eğitilmesi en öncelikli organı dilidir. Koşu atlarının ağzına vurulan gemle binicisinin eline verilen kayışa terbiye denir. Bu yüzden bazı insanların nafile oruç yerine dillerini tutmaları daha güzeldir. Sükut; onun için altındır. “Eğitim mi öncedir, öğretim mi öncedir?” münazarasında taraf olsaydım “Eğitim önemlidir” derdim. Çünkü eğitemediğimiz bir insana/varlığa fazla bir şey öğretemezsiniz. Kur’an’da besmeleden hemen sonra okunan Fatiha suresinin birinci ayetinde “Hamd/övülmek alemlerin rabbi olan Allah içindir.” denilmektedir. Rabb, terbiye edip düzene sokan anlamında Cenab-ı Hakk’ın güzel isimlerinden birisidir. Allah’a ibadette ilmi ile amil olan kişiye de Rabbani denir.

İnsanoğlu okumaya Allah’ın adıyla başlamalı, kesin bilgi ifade etmeyen zandan kaçınmalıdır. insanların çoğu çıplak aklı heva ve hevesi ile ortaya koydukları, ilim ve bilgi diye sundukları şeyin aslı nefsin kuruntularıdır. Şeytani vesvese ve ilhamlardır. Zaten maksadı önceden belli olmayan öğrenilen bilgiler sahibi için bir yumurta küfesidir. İnsanoğlu bilmediği şeyleri Kur’an ve hadisten öğrenmelidir. Mesnetsiz konuşmamalıdır. “Bilmediklerimi ayağımın altına koysaydım başım göğe değerdi” diyen Hz. Ali (r.a) gibi olmalıdır. Gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini  bilen Cenab-ı Hakk’ın ilminin ezeli ve ebedi olduğunu unutmadan taşıyabileceği kadar ilme talip olmalıdır. Filhakika ilim de rızık gibidir.

 

Devlet olmayan derdest olur

İnsanoğlu bilmediklerini zikir ehline sormalı, bildiklerini bilmeyenlere öğretmelidir. Başkaları ile paylaşılamayan faydalı bir ilim, zekatı verilmeyen bir mal gibi bu dünyada ve ahirette sahibine bela olabilir. İnsanoğlu bilmediği şeyler üzerinde ısrar etmemeli, bilmeden hüküm vermemeli ve cahillerden  uzak durmalıdır. İlim ehline saygı ve sevgi göstermeli, insan idrakini aşan bilgi alanlarına dalarken dikkat etmelidir. Zira insan aklının da diğer duyu organları gibi kapsam alanı sınırlıdır. Haddi zatında insanoğlu taşıyamayacağı  bir yükle mükellef kılınmamıştır. Karıncanın yükü ayrı, devenin yükü ayrıdır. Göklerde uçanla karada gezen bir değildir. Deryada yüzenin durumu da daha başkadır.

Allah, iman edenlerin dostudur, kendilerini karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlere gelince, onların dostları tağutlardır, onları aydınlıktan karanlığa çıkarırlar. İşte onlar ateşin halkalarıdır. Onlar orada temelli kalacaklardır.(Bakara/257)

Dinde hiç baskı ve zorlama yoktur. Gerçekten doğruluk sapıklıktan ayrılmıştır. Artık tağuta sırt çevirip Allah’a inanan hakikaten kopmayacak sağlam bir kulpa yapışmıştır.  Allah, pek iyi duyan ve bilendir. (Bakara/256)

Tağut; isyankar, azgın, din tanımayan, Allah’a kafa tutup arşa hırlayan manalarına gelir. Buna göre şeytanlar, insanları hak yoldan saptıranlar, küfrün bayraktarlığını yapanlar birer tağuttur. Artık bu işin lam’ı cim’i yoktur. Fert ve cemaat olarak iradesi net olmayan bir toplumun devlet idaresinde yeri yoktur. Zaten devlet olmayanlar dernek oluyorlar. Daha sonra devlete hakim bir şahsın iki dudağı arasında derdest edilip fesh oluyorlar.

 

İnsan mekanik bir aygıt değildir

Peygamberimizin “Benim ümmetimin ihtilafı rahmettir” hadisinde ifade edilen ihtilaf, itikadi ve siyasi anlamda değildir. Bu ihtilaf, İslam’ın aslına uygun fıkıhtaki fer’i hususların yorum ve anlayış farklılığıdır. Cehennemdeki zalimlere “Allah’ın laneti üzerine olsun” diye bağıran müezzin melek-zebani ile günde beş defa inkarcıları imana, müminleri de namaza ve kurtuluşa davet müezzin bir olur mu?

Müezzin deyince aklıma geldi. Mekanik bir aygıt haline gelen günümüz insanı bilgi akışını internetten, mesaj ve haberleşmeyi cepten, gıda ihtiyacını marketten, vaaz ve nasihati paketten, ezan ve salayı kasetten, cenaze örtüsünü gazete veya naylon poşetten edinmeye başlamıştır.

Muhtemelen Y. Nuri’nin Diyanet’ten Sorumlu Devlet Bakanı olmasıyla “hazır kart” misali “hazır hatim” ve “hazır namaz” ve hatta uydu anteniyle mihraptaki dev bir TV ekranına görüntüsü gelen sanal imam eşliğinde abdestsiz “buyurun cenaze namazına” denilecektir. Ahmak ve angıt bir cemiyet tesis etmeye çalışan toplum mühendisleri, çağdışı diye nitelendirdikleri milli ve manevi değerlerimize millet olarak muhtaç olacağımız günler gelmeden acilen tedbir almalıdırlar.

Merkezî vaaz ve merkezî ezan sistemi ile başlayan uygulama diğer kurum ve kuruluşlara da sıçrayabilir. Mesela temel örgün eğitimin yapıldığı bir okulun müdür odasına yerleştirilecek bir cihazla amfideki tüm öğrenciler tek elden fevkalade yetiştirilebilir. Böylelikle her yıl bütçe açıklarıyla kara delikler oluşturan öğretmen alımlarının önüne geçilmiş olacaktır. Aynı saçma mantıkla “Her kavşakta madem trafik işaretleri merkezi sistemle çalışıyor... Bunca trafik polisine ne ihtiyaç var” denilebilir. “Türk insanı, doğuştan zaten askerdir.” düşüncesinden hareketle muvazzaf askerlik görevi yaygın bir eğitim verebilecek Kışla TV gibi resmi bir kanalla her evde yerinden ve yaygın bir askeri eğitim yapılabilir. Neden olmasın?

 

İmamlık müezzinlikle başlar

Sağ olsun Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen sayesinde her yıl milyonlarca gencimiz açık öğretimle bir güzel yetişmektedir. Diyanet, merkezî vaaz ve ezan sisteminden derhal vazgeçmeli ve müslüman Türk toplumuna din hizmeti vermek için eleman yetiştiren hafızlık müesseselerinden mezun olan hafızların geleceği karartılmamalıdır. Madem bu ülkenin ve bu necip milletin ekmeği herkese yeter, o halde bu dayatmanın sebebi nedir?

İmamlık, müezzinlikle başlar. Bütün camilerimizde din görevlisi teke bindi. Böyle giderse araba janta oturacağa benziyor. Merhum Özal dönemindeki teşkilat yapısına tekrar kavuşması gereken Diyanet ile il ve ilçe müftülükleri imza memurluğu veya yoğun bürokrasiden kurtarılmalıdır.

Diyanet İşleri personelinin rantbl çalıştırılması için, ücrette adalet prensibine dikkat edilmelidir. Öğretmenlerimize her yılın başında eğitim tazminatı veriliyor da her yıl ağaca bağlı gibi görev yapan imam-hatiplerimize, müezzin kayyım ve Kuran Kursu öğreticilerine ramazan ayına girerken eğitim tazminatı verilemez mi? Devletin esas problemi, sistemi kurtarmak değil, vatandaş arasında ekmeği eşit paylaştırmaktır.

Böyle giderse 82’nci Netekim Paşa vesayeti ve Kanuni Orhan Aldıkaçtı yönetimindeki Şef Ahmet, Ûdî Devlet, Neyzen Mes’ut ve Kemankeş Bülent eşliğindeki 57’nci koronun solo türkü faslı 03 Kasım 2002’de sona erecektir.

Millet bir elinde mendil, bir diğerinde zil, Ali Ercan’ın eski kasetlerini koymuş  teybe, resmî seçim sonuçlarının açıklanacağı anı bekliyor.

Seçim kıran kırana, horon tepen tepene gidiyor. Haydi Hayırlısı...


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.