E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AHMET TAHA

HABER YORUM;


  OKULLAR VEYA SİSTEMİN KUL ÜRETİM MERKEZLERİ AÇILDI

Açılan okullarla birlikte sistem kendine kul yetiştirme çabasına da başlamış oldu. Okullara verdiğimiz zeki, pırıl-pırıl, adeta gözünden kıvılcımlar fışkıran çocuklar gidiyor, yerine sınıf ilerledikçe, aklı beyni uyuşan, okula adeta cenazesi giden öğrenciler geliyor. Her sabah yeni bilgiler almak, eğitim-öğretim görmek, yeni hayat tecrübeleri edinmek gibi bir hedefi olmayan öğrenciler, uzayan tatile seviniyor, çalan zillerle birbirini ezercesine okuldan uzaklaşıyor. Zorunlu olmaktan çıkarılsa veya büyüklerin zorlaması olmasa, okullar kapanma aşamasına gelebilir. Öğrencilere, ideal, heyecan, merak duygusu, geleceğe yönelik bir hedef vermek yerine; donuk, ruhsuz, günübirlik, kaskatı bir kul sistemi sunuluyor. Dinden, maneviyattan, ahlaktan uzak, ideal, heyecan ve merak duygusunu kaybeden bir gençlik ne vatanına, ne milletine, ne de insanlığa bir fayda sağlayabilir. Aksine birilerine kul olur, birilerini kul edinir. Fırsat buldukça kesesini, kasasını doldurur. Çıkarcı olur, mide ve şehvetinin gereğini yapar. Ahiretini unuttuğu için bütün hesaplarını dünyaya göre ayarlar.

 

Bizler ne yapıyoruz?

Biz büyükler, çocuklarımıza kendi kültürel değerlerimizi, dinamiklerimizi, zengin tarihi tecrübelerimizi kolektif hafızamızı aktarmak, öğretmek yerine, bizi biz yapan ne varsa hepsini kötülüyor, küçümsüyor, yok sayıyor ve hatta açıkça savaş açıyoruz. Kula kul olma sistemini ısrarla uygulamaya çalışan toplumlar, zorluklara göğüs germe güçlerini yitirirler, esen sert rüzgarlar karşısında tutunamaz, oraya buraya savrularak adeta aptallaşırlar. Eğitim kurumlarında her geçen gün baygınlaşan, yılgınlaşan genç beyinlerle dış ve iç güçlerin fitne ve fesatları nasıl engellenir?

Ancak alternatif okullar kurarak, bilinçli, üretici, eleştirici, ideal ve heyecan sahibi, insanlar yetiştirecek bir eğitim sistemi ile bu ülke kalkınır, gelişir ve kurtulur.

 

Sisteme kul olmayan yanar(!)

Bu sistemi elinde tutan açık ve gizli iktidar sahipleri hiçbir itiraz dinlemiyor. “Biz ne dersek o.” mantıksızlığı ile hareket ediyorlar. İnsan aklına ve mantığına ters emir ve yasaklar, sırf kanun ve yönetmenlikte var diye uygulanıyor. Oysa insanlar kanun için değil, kanunlar insan için olmalıdır.

Yıllardır kanayan bir yara ve en büyük kadın hakları gaspı olan başörtüsü yasağının hiçbir mantığı ve bilimsel bir açıklaması da yok. En mantıklı(!) açıklama; “Onlar iktidar  olursa bizim kadınlarımızın başını zorla kapatırlar.” ifadesidir. Oysa böyle bir uygulamanın düşüncesi de yok, pratiği de imkansız. Ancak kendi başlarına gelmesinden korktukları, belki düşünce paranoyası haline getirdikleri evhamlarını, kin ve düşmanca bir tavırlarla uygularken de hiç vicdanları sızlamıyor.

 

Başörtüsünü yasaklamanın mantıksızlığı

Oysa başörtüsü ne siyasetle, ne günlük politika ve politikacılarla ilgilidir. Başörtüsünü siyasi emellerine alet etmek, çıktığı oy avcılığında sermaye edinmek isteyenler var diye, istismarcıların yerine, başörtülüleri cezalandırmak en büyük haksızlık ve vicdansızlıktır. Başörtüsü, kimsenin tekelinde değil ve istismar malzemesi de yapılamaz. Karayollarında kaza oluyor diye yolları trafiğe kapatmak, doların sahtesi yapılıyor diye doları tedavülden kaldırmak kimsenin aklına gelmiyor. Ancak kötü niyetli, istismarcılar bahane edilerek Allah’ın emri, dinin zaruri bir gereği olan başörtüsü yönetmenliklerle yasaklanabiliyor.

 

Eğitimin problemleri

Türkiye’de yaklaşık 16 milyon öğrenci okullarda sorunlarla boğuşuyor. Kalabalık sınıflar, ikili ve birleştirilmiş sınıflarda bırakın eğitimi, ne kadar öğretim yapılabilir. 2002 yılı ortalamalarına göre sınıf mevcudu 56 kişi, 11 bin okulda ikili, 17 bin okulda ise birleştirilmiş sınıflarda eğitim-öğretim yapılıyor. Öğretmen, kalabalık sınıflarda öğrenci ile iletişim kuramıyor. Birleştirilmiş sınıflarda bilgi aktarımı dahi yapılamıyor. Öğrenci derse katılamıyor, söz alamıyor. Konuları tartışmaya ise, hiç zaman ve imkan yok. Kuru bilgi aktarımının dahi yapılamadığı okullarda öğrenci hedefsiz, plansız, programsız bir şekilde günü kurtarmanın, okulu bitirip, diploma almanın hesabını yapıyor.

İkili eğitim yapan okullarda sabahın erken saatlerinde başlayan dersler, akşam karanlığına kadar sürüyor. Sabah 5.30’da kalkan 6.30’da derse başlayan öğrenci, uyku ile ders arasında gidip geliyor. Öğrenci tabir edilen, akşamın 19.00’una kadar okulda kalanlar ise öğrenmeye yardımcı adrenalin salgısını bitirdiği için yorgunluk ile ders arasında kalıyor.

 

8 yıllık zorunlu ile sorunlar çözülemedi

8 yıllık zorunlu-kesintisiz eğitim, sorunları azaltmak yerine içinden çıkılamaz hale getirdi. Kör inat gereği 3-5 bin kapasiteli okullar 3-5 yüz öğrenci ile harabe haline gelirken, köyler-kasabalar öğretmensizlikten şehre akın ediyor. Şehirlerdeki ilköğretimler yapılan ek binalarda ihtiyacı görmekten çok uzak. Veliler haklı olarak bir yolunu bulup çocuğunu şehre getirmek, daha kaliteli eğitim aldırmak istiyor. Köyde ilköğretimin adı var, branş öğretmenleri yok. Bu sebeple köyler-kasabalar boşalıyor, şehir merkezleri 60-70 kişilik balık istifi sınıflarda ders verilmeye çalışılıyor. Oysa beş yıllık ilk okuldan sonra yine zorunlu olan 3 yıllık ortaokulu İHL, Kur’an Kursu, meslek lisesi vb. gibi yerlerde tamamlansa, hem eğitim sağlanır, hem de devlet zahmet ve masraftan kurtulur. Farklı yetenek ve kabiliyette olan, farklı ihtiyaç ve yapıda olan insanları eğitim bilimlerine ters bir şekilde, aynı sınıflara doldurmak, aynı bilgileri aktarmaya çalışmak, insanı robot görmekten farksız bir anlayıştır. Robot görülen insanlarla da bu ülke ancak bu hale gelebilir.

 

Problem çözmek yerine başörtüsü çözdürmek

Eğitimin yüzlerce çözüm bekleyen problemleri dururken yetkililerin başörtüsü ve başörtülü öğrencilerle uğraşması gerçekten garip bir olay. Öğrencilere problem çözdürmek, kafalara, genç ve dinç beyinlere bilgi ve tecrübe aktarmak yerine, kılık kıyafetle uğraşmak, kafanın dışını çözmeye çalışmak, ancak insanlık düşmanı, vatanını-milletini sevmeyen insanların yapabileceği bir iştir. Bir siyasi parti halktan oy isterken; “Başörtüsünün çözüm yeri sokaklar, okul önleri değildir. Biz bu işi Meclis’te çözeceğiz.” diyordu. Halk, zamanın mevcut partilerine değil, bu sözü veren partiyi tercih etti. Sözler tutuldu. Sokaktaki, okul önlerindeki mazlum bacıların gözyaşları kana dönüştü. Beddualarla karışık duaları arşa yükseldi. Okullarına  giremediler. Devamsızlıktan sınıfta kaldılar. Bazıları okula girmek istedi diye mahkemelik oldular. Zalimler değil, mazlumlar cezalandırıldı.

Sözünü tutan(!) mevzubahis parti ise başörtülü bayan milletvekilinin örtüsünü Mecliste çözdürdü. Böylece partinin de, Türkiye’nin de çözülmedik başörtüsü problemi kalmamış oldu. Aynı partiler ve benzerleri yine bizden oy istiyor. Bir utanmaz yüz, bir kızarmaz yüz sermayesi dahi olmayan, meşin suratlı politikacılar yine ekranlarda boy gösteriyor. Yine kandıracaklar, yine kanacağız. Çünkü bizler hafızasını yitirmiş, bir önceki yediğimiz yemeği dahi unutan bir toplumuz. Geçmiş yılların zulüm, haksızlık, yolsuzluk ve hırsızlıklarını unutacağız. Mevcut partilerden en çok ve usturuplu yalan söyleyenine kanarak oy kullanacağız.

 

Kadıköy ve Eyüp, zulmün merkezi

Yasakçılıkta hiçbir gerileme yok. İstanbul’un değişik semtlerinde zulüm, bırakılan yerden devam ettiriliyor.

Kadıköy İHL, Kartal ve Eyüp Anadolu İHL’de başörtülü kızlar okullarına yine alınmadı. Kızlar okul ve eğitim yerine sokaklarda kaldılar. İstiklal Marşı’nı okul yerine sokakta söylediler. Sokak çocuklarına yardım ettiğini söyleyen yetkililer, okula eğitim görmeye gelen çocukları sokağa bırakmaktan nasıl bir zevk alıyorlar merak konusu.

Öğrenciler ve velileri, yaklaşan seçimlere dahi aldırmadan, kendilerine ilgisiz kalan, bir yönetmenliği kaldırmayan ve yanlış uygulanmasına engel olamayan siyasilerle sandıkta görüşeceklerini ifade ediyorlar.

 

Bu tarihi bir yere not edin: 20 Eylül 2002

1- 11 Eylül’de ABD’deki uçaklı eylemler ve peşinden dünyayı sarsan ABD terörünü yaşadık.

2- 12 Eylül, askeri darbenin yıldönümü idi. Partiler kapatıldı, liderler yasaklandı. Bir süre sonra eski partiler ve liderler devlet yönetiminde yerlerini aldılar.

3- 28 Şubat MGK’sında alınan kararlarla yine hükümetler yıkıldı. Partiler kapatıldı. Sivil toplum örgütleri takibe alındı. Bir kısmı kapatıldı. İnsanlar fişlendi. Sorgusuz infazlar yapıldı. YAŞ kararları ile insanlar görevden alındı. YAŞ kararı ile görevden alınan askeri personelin başka bir yerde çalışması da engellenerek açlığa mahkum edildi.

4- 20 Eylül 2002’de Yüksek Seçim Kurulu 3’e karşı 4 oyla Necmeddin Erbakan ve Tayyib Erdoğan’ın milletvekili adayı olamayacakları kararını aldı. Murat Bozlak ve Akın Birdal hakkında ise oybirliği ile aday olamayacakları kararı alındı. YSK, bu kararla TBMM’nin 312. maddede yaptığı değişiklik ve yine TBMM’nin çıkardığı, verilen cezaların sonuçlarını ortadan kaldıran yasalar görmezden gelinmiş oldu. Böylece hukuk değil guguk kararları geçerli olmuş oldu. Türkiye  ve dünya, bu kararları daha çok tartışacak.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.