E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)

BAŞYAZI;


ZALİMLER-MAZLUMLAR  

İnsan denen mükerrem varlığın yaratılış hikmeti, yaratanını tanıması ve O’na kulluk etmesidir. Bu hikmeti anlayıp kavramaya ve gereğince hareket etmeye yardımcı olmak çok büyük bir fazilettir. Bu hikmetin anlaşılmasına, yaşanılmasına mani olmak ise, aşağının aşağısı bir rezalettir.

Zulümlerin en bayağısı, inancın ve inancın gereğini yaşama üzerinde estirilen terör ve baskılardır.

İnsanlık tarihinin şahit olduğu en acımasız, en zalimane terörler, iktidar sahiplerinin inanan insanlar üzerinde uyguladığı terörlerdir. Hz. Adem aleyhisselamdan beri, zaman zaman bozulan toplumlarda ekonomik ve siyasi gücü elinde bulunduranlar, hükmettikleri toplumlara tiksindirici boyutlara varan çeşit çeşit baskılar ve zulümler yapmışlardır. Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri de bu bozulan toplumların ıslahı ve yeniden yaratılış hikmetini anlayıp kavramaları için peygamberler ve bu peygamberlerle ya yeni bir nizam göndermiş, ya da kendilerinden önceki peygambere verilen ilahi nizamla hükmetmelerini emir buyurmuştur.

Her yeni peygamberin gelişi ve hak nizamın indirilişi ile insanlık tarihinin hak-batıl mücadelesi yeni yeni boyutlar kazanarak devam ede gelmiştir. Bu mücadelede Hakk’a karşı direnenler, her zaman ekonomik ve siyasi gücü elinde bulunduranlar olmuştur. Onlar bütün imkanlarını seferber ederek, sömürdükleri, kanlarını ve iliklerini emdikleri ve bir sürü haline getirdikleri insanların yaratılış hikmetini anlayıp, peygamberlerin, onların izinde gidenlerin, hak nizamın safına geçmemeleri için her türlü çaba ve gayreti göstermişlerdir.

Çünkü onlar haksız yere, zulmen elde ettikleri makam ve mevkilerini, mal ve mülklerini haksız kazançlarını, itibarlarını kaybetmek istemiyor ve direniyorlardı. Bir köle haline getirdikleri, yaratılış hikmetini ve yaratanını unutup, çeşit çeşit putlara tapan, çeşit çeşit batıl inançlara sahip olan insanları da: “Bu yeni gelen peygamber, bu yeni din sizin düzeninizi yıkacak. Sizin her şeyinize el koyacak. Şimdiki hayatınızı yaşayamayacaksınız.” gibi sözlerle hak dine karşı kışkırtıyor. Hak dine, onun mübelliği peygamberlere çeşit çeşit iftira ve yalanlar da bulunuyorlar. Bütün bunlara rağmen bu iftira ve yalanlara aldırmayıp iman edenler ise tehdit ediyor, tehditle imanından dönmeyenlerin imkanlarını kısıtlıyor, elinden alıyor, bununla da neticeye varamadığı zaman işkencelere başlıyorlardı.

Bu karakter bütün asırlar boyunca zalimlerin, hak düşmanlarının ortak karakteridir.

1- Önce ikna etmeye çalışmak.

2- İkna olmazsa tehdit etmek.

3- Tehditle de olmazsa iftira etmek, imkanlarını elinden almak.

4- Bununla da olmaz ise işkence etmek ve hatta hayatına son vermek.

Hak-Batıl mücadelesinde zalimlerin, ehli küfrün inananlara yaptıkları işkence, tahakküm ve zulümlerin hangi boyutlara kadar ulaştığını şu hadisi şerif çok açık bir şekilde göstermektedir:

Habbab bin Eret radıyallahu anh rivayet ediyor:

“Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem, hırkasını kendisine yastık yapmış bir vaziyette Kabe’nin gölgesinde yaslanmış oturuyor iken, müşriklerin eziyetlerinden şikayet ettik ve: Bizim için Allah’tan yardım istemeyecek misin? Bizim için Allah’a dua etmeyecek misin? dedik.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Sizden önceki milletlerde iman eden kimse, yakalanıp, kazılan bir çukura atılırdı. Sonra bir testere getirilip başından başlayarak ikiye ayrılırdı. Onu dininden döndürmek için demir taraklarla tararlardı. Derilerini yüzüp kemiklerinden ayırırlardı. Bütün bu yapılanlar onları dinlerinden döndürmüyordu. Vallahi Allah bu işi tamamlayacaktır. Hem de öylesine ki bir süvari San’adan çıkıp (Yemen’de bir şehir adıdır. Şimdiki Yemen’in baş şehridir.) Allah’tan ve koyunlarını kurt kapmasından başka hiç kimseden korkmadan Hadramut’a (Arap yarımadasının doğusunda bir bölge) kadar gidecektir. Ne var ki siz acele ediyorsunuz.” (Buhari)

Görüldüğü gibi kafir ve zalimler kan ve zulümle elde ettikleri saltanatlarını, ekonomik imkanlarını, çeşit çeşit çıkarlarını kaybetmemek için her türlü aşağılığa, bayağılığa tevessül ediyor, zulüm etmekten, işkence etmekten, öldürmekten asla çekinmiyorlar. Bu zavallılar bilmiyorlar ki, bu yaptıkları asla Hakk’ın galibiyetine mani olamayacak, Hak din ve onun samimi, ihlaslı tabileri muhakkak galip gelecektir.

Bu zavallılar bilmiyorlar ki, bu yaptıkları ile ebedi hayatlarını mahvediyorlar. Cehennemi ve cehennem azabını hak ediyorlar. Ne büyük bir nasipsizlik, ne büyük bir hüsran ya Rabbi!..

Hadisi şeriften çıkaracağımız bir çok hikmetler ve ibretler vardır:

1- Bir müslüman olarak Rabbimize  kul olmak, inancımızın gereğini yaşamak yolunda Rabbe yürürken, O’na kavuşana kadar çeşit çeşit engeller ile karşılaşacak, buna hazır olacak ve neticesine katlanacağız.

2- İman etmek, müslüman olmak ve müslümanca yaşamak için bedel gerekmektedir. Bizden öncekiler, çeşit çeşit zulümlere, işkencelere uğrayarak, hatta bu uğurda canlarını vererek bir bedel ödemişler. İman, aşk, sevda bahçesinde şehadet gülleri dermişler ve Rab katında yüce mertebelere ermişlerdir. Bunu böyle bilecek, böyle inanacak ve ona göre davranacak, külfetsiz nimete konmak ham hayaliyle vakit öldürmeyecek, seyirci değil vakıanın içinde olmak cesaretini göstereceğiz.

3- Bir kişi ve toplum neye inanıyor, hangi inanca hizmet ediyorsa, o inancın kurallarına göre hizmet etmek, o kurallara göre hareket etmek mecburiyetindedir. Bunun sonunda hoşa gitmeyen, can sıkıcı durumlar ve hatta hayat-nemat meselesi olsa bile kendi kurallarını terk edip başka kurallarla sahaya çıkmak bir kısım geçici muvaffakiyetler elde edilse bile neticesi bozgundur, hezimettir.

4- Hakkın zaferi; din, dil, ırk, farkı gözetmeden bütün insanlığa hizmettir, rahmettir. İnsanın en tabii, vazgeçilmez hakkı olan, din, can, mal, namus hak ve hürriyetinin korunması, inandığını inandığı şekilde yaşama hakkının muhafaza altına alınmasıdır.

San’adan Hadramut’a kadar korkusuz yolculuk müjdesi İslam’ın hakim olduğu bütün coğrafyalarda yaşanılacak mutluluğun bir müjdesidir.

Bugün insanlığın yaşadığı mutsuzluklar, gerek çeteler marifetiyle ve gerekse devletler marifetiyle yapılan terörler, İslamsızlıktan, ilahi düsturun, Kur’anî hakikatlerin, nebevi yaşantının fert, toplum ve devlet hayatından uzaklaştırılmasından kaynaklanmaktadır.

5- Mazlum, mağdur ve mustazaf durumda olanların, inançları uğrunda işkenceye tabi tutulan, hakları ellerinden alınan, hakları gasbedilenlerin acele etmemeleri, ümitsizliğe kapılmamaları gerekmektedir.

İmanları uğrunda zulme uğrayanlar, zulüm çarkları arasında lime lime parçalansalar da, tiksindirici işkencelere tabi tutulsalar da asla davalarından vazgeçmemeli, düzenbazların çeşit çeşit dünyevi vaatlerine aldanmamalı, birlik ve beraberliklerini bozmamalıdırlar. Çünkü düşman güçler safları dağıtmak, iman birliğini bozmak için onların içinden çeşitli zaafları olan insanları işaretler, onlara göz kamaştırıcı vaatlerde bulunurlar. Onları iman safından, dava safından ayırdıktan sonra da kendi emelleri için kullanırlar. İstedikleri şekilde kullanamadıkları zaman da aleyhlerine geçip olmadık iftiralarla saf dışı ederler. Böylece bir taşla iki kuş vururlar.

Böyle durumlarda alemlerin efendisi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin kendisine davasından vazgeçmesine karşılık krallık, dünya mal ve mülkü, en güzel kadınları teklif karşısında müşriklere verdiği o göz kamaştırıcı, o muhteşem cevabını hatırlamalıyız.

“Vallahi sağ elime Güneş’i, sol elime Ay’ı koysalar bu davamdan asla vazgeçmem.”

7- Küfür yobazlarının, ilkel zalimlerin en belirgin özelliklerinden biri de taşkınlıklar, haksızlıklar, hak ve hukuk dışılıklar yaparak sürekli olarak toplumu germek, karşı taşkınlıklar yaptırmaya çalışmaktır.

Onun için ellerindeki bütün imkanları, satılık medyayı kullanarak mazlumları, mağdurları aykırı davranmak, toplumda huzursuzluk çıkarmak ve toplumu germekle suçlarlar. Bunu hep yapa gelmişler ve halen yapmaktadırlar. Bunların oyunlarına gelmemek, yersiz, gereksiz ve zamansız tepkilerden hazer etmek gerekir. Bu küfür yobazlarına, bu ilkel zalimlere verilecek en etkin cevap iman, İslam davasından asla taviz vermeden ashabcasına sabit kadem olmaktır.

Her şartta, her durumda inancımızın gereğini yaşamak, yılgınlık ve bıkkınlık göstermemektir.

8- İnsan acelecidir. Kastettiği bir şeyi, niyet ettiği bir işi hemen başarmak, elde etmek, hedefine en kısa zamanda, hiçbir engele takılmadan ulaşmak ister.

Halbuki dava adamları asla acele etmemeli, teenni ile hareket etmeli. Yürüdüğü yolda karşılaştığı olumsuzluklar karşısında sabır göstermeli, asla tehevvüre kapılmamalıdır.

Sabreden, her durumda haline şükreden, yorgunluk, bıkkınlık, yılgınlık göstermeden hizmete devam edenler, kulluk vazifesini yapması gerektiği şekilde yapanlar neticede hedefe ulaşırlar.

Çünkü ihlas mayasıyla yoğrulduğu takdirde böyle bir hareketin, böyle bir şahsın, böyle bir toplumun hedefe ulaşmaması için hiçbir sebep yoktur.

Bu gibi kişiler, toplumlar yani mazlum, mağdur ve mustazaf durumda olanlar, tarihi, bilhassa İslam tarihini çok okumalı, çok iyi anlayıp yorumlamalıdırlar.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.