E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ADIM ÇOCUK ;


  BAŞARININ SIRRI

Sevgili arkadaşlar!

Okulda, hayatımızda, çalıştığımız işyerinde, her nerede olursa olsun başarının sırrı, insanın yaptığı işi azimle, severek yapmasıyla olur.

Bir işi yaparken sevmesek dahi, başarılı olmak için sabırlı olmalı, başarıya götürecek çalışmayı yapmalıyız.

Bir insan yapacağı işi başaracağına inanmazsa, zaten başarısız olur. Her konuda kendimize güvenmeli, başarılı olacağımıza inanmalıyız.

Meşhur alim İbni Sina, tahsil hayatının ilk yıllarında matematik derslerini pek kavrayamıyor ve bu derse bir türlü akıl erdiremeyeceğini düşünüyordu. Oysa o, on yaşında Kuran’ı ezberlemiş, on sekiz yaşına kadar ise devrinin bütün ilimlerini en iyi seviyede okuyup öğrenmiş, daha sonra ise yüzlerce asrı etkileyecek ilmi buluşların sahibi olmuştur.

Bu büyük alim bir gün kırda gezerken bir kuyu görmüş. Kuyunun ağzındaki mermer bilezik, kovayı çeken ipin sürtünmesinden dolayı yarıklarla dolmuştu. Daha çocuk yaştaki İbni Sina gördüklerinden etkilenmiş ve kendi kendine şöyle düşünmüş; “İp gibi yumuşak bir cisim, nasıl olur da mermer gibi çok sert ve çetin bir taşı böyle keser. Demek ki, zor da olsa bir işi başarmanın sırrı azimli olmak, gayret göstermek, sabır ve sebatla çalışmaktır. Ben de işte bunu yapmalıyım.”

 

HİKAYE / SON PİŞMANLIK

Bir zamanlar, çok güzel evler yapan bir yapı ustası varmış. İyice yaşlanan usta, patronun kapısını çalmış ve: “Beyim!” demiş. “Artık yoruldum, gücüm de kalmadı. Müsaade ederseniz, işimden ayrılmak ve bundan sonraki hayatımı eşim, çocuklarım ve torunlarımla birlikte geçirmek istiyorum.”

En iyi ustasının ayrılmak istemesine üzülen patron, çaresiz; “Peki!” demiş. “Ancak bana son kez, bir ev inşa edip öyle ayrılmanı istiyorum. Bu ev, senin son eserin, son hatıran olacaktır.”

Yapı ustası bu teklifi kabul etmiş ve işe koyulmuş. “Nasıl olsa ayrılacağım!” diyerek, yaptığı işi önemsememiş. Malzemeyi kalitesiz seçmiş. Temeli, duvarları ve diğer ince işçilikleri baştan savma yaparak işi bitirmiş.

Sonunda patron, biten evi görmek için gelmiş. Kendisine verilen anahtarı yapı ustasına doğru uzatarak; “Al! demiş. “Bu ev artık senin.”

Yapı ustası, hiç beklemediği bu sözleri duyunca şaşırıp şoka girmiş. Kendi kendine; “Aahh.. Benim akılsız kafam ah!” demiş. “Bu evin benim olacağını bilseydim, hiç böyle yapar mıydım?”

 

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?

Portakal kabuğundan çıkan su niçin yanar?

Portakal ve mandalina kabuklarını sıktığımız zaman havada küçük zerreciklerin oluştuğunu görürüz. Bir kibrit ya da çakmak alevini, uçuşan bu minik damlacıklara yaklaştırırsak alev alıp yanarlar. Bu duruma, kabuk içinde bulunan bir çeşit yanıcı esans olmaktadır.

 

Soğan neden gözlerimizi yaşartır?

Soğan kesildiğinde, içinde bulunan sıvı bir madde gaz haline dönüşür ve hava moleküllerine tutunarak yayılır. Bu uçucu gazın içinde, gözleri tahriş edici ve göze acı veren bir madde vardır. Gözyaşı bezleri, gözü bu yabancı maddeden temizlemek için bol miktarda gözyaşı çıkarmaya başlar. Böylece, soğan soyan kişi ağlamış olur.

 

Arı sokunca neden şişirir?

Arının zehirli iğnesi vücudumuza girince, sinirlerimiz bu bilgiyi beynimize ulaştırır. Beynimizin görevlendirdiği kan, zehiri atmak ve vücuda yayılmasını önlemek için hemen harekete geçer. Kan damarları genişler, vücut ısısı artar ve zehrin bulunduğu bölgede yoğun bir yığınak olur. Bu durumu, düşman saldırısının olduğu yerdeki asker ve polis yoğunluğuna benzetebiliriz. Sonuçta, ısırılan bölgenin şişip kızardığı görülür.

 

SİZDEN GELENLER

Gerçek iman sahibi genç bir kız / Gülşen Sümeyra Yayla-Kırşehir

Hz. Ömer, halifeliği zamanında sütçülerin süte su katmalarını yasaklamış ve bu emrini her tarafa duyurmuştu. Şehrin asayişini kontrol etmek için bir gece Medine’de dolaşırken yoruldu ve biraz dinlenmek üzere bir evin duvarına yaslandı. Evin içinde anne ile kızı arasında geçen şu konuşmayı duydu:

Anne: -”Haydi kızım, kalk da sütlere biraz su katıver.”

Kız: -”Halifenin sütlere su katılmasını yasakladığını biliyor musun?”

Anne: -”Evet, biliyorum.”

Kız: -”Öyleyse halifenin yasakladığı işi nasıl yapabilirim?”

Anne: -”Sen suyu süte kat, Ömer seni nasıl görecek?”

Kız: -”Ömer görmez ama Rabbim görür. Vallahi ben onun göreceği yerde yapmadığım bir işi görmediği yerde de yapmam.”

Hz. Ömer, bu konuşmaları duyduktan sonra evine döndü. İyi bir din terbiyesi görmüş bu yüksek ahlaklı fakir kızı, oğlu Asım ile evlendirdi.

İşte Allah’ın inancından insanın davranışlarına olumlu tesiri...

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.