E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ERKAN ÖZDEMİR

AÇIK KAPI;


  AÇIK KAPI ESERLERİNİZİ DEĞERLENDİRİYOR

Değerli okuyucu! Açık Kapı köşemizde bilgi, birikim ve yeteneklerinizin ortaya koyduğu kıymetli ürünlerinizi değerlendirmeye devam ediyoruz. Dergimize, bu manada kıymetli çalışmalarını gönderen ve ilgisini bizlerden eksik etmeyen siz saygıdeğer okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ŞAKA

Körün biri karanlık bir gecede elinde fener ve omuzunda testi olduğu halde yoluna giderken boşboğazın biri yanına yaklaştı, “Ey nadan!” dedi. “Senin için geceyle gündüz birdir. Karanlıkla aydınlığın senin gözünde bir farkı yokken bu fenerin ne faydası var?” Kör güldü; “Bu fener kendim için değildir. Senin gibi kör kalbli sersemler içindir ki, bana çarpıp da testimi kırmasınlar diye.” dedi. (Baharistan-Molla Cami)

 

GARİP ANNEMİ ÖZLÜYORUM / HAYRİYE TEMİZ – NEVŞEHİR

Sıcacık, sevgi dolu, merhamet timsali annemi kaybettim. Allah (cc)’ın rızası için Peygamber Efendimiz (s.a.v) için, annem için yastığa, seccademe iki damla gözyaşı... Ve şimdi karalamaya çalıştığım kağıt üzerine aynı pınarlar akmaya başladı. Bunun sebebini anlayamıyorum. Gecenin saat üçünde “Ona karşı vazifemi tam olarak yapabildim mi?” sorusunun cevabını arıyorum. Karışık duygular içerisindeyim. Tam cevap veremiyorum kendime...

Ya Rabbi! Sana sığınıyorum. Bu büyük rahmet, ulvî sevgi senden geliyor. Senin kullarına olan rahmetinin tecellileri bunlar. Sen kullarına çok merhametlisin. Bir anne de evladına öyle. Denizde bir katre misali, senin merhametinin yanında azıcık.

İçim yanıyor. Burnumun direği sızlıyor. Bu pınarlar, bu yüzden mi akıyor acaba? Evet anneler yaşlı da olsa, hasta da, yatakta hafızasını yitirmiş de olsa çok tatlıdır. Annelerin ölümü çok acıdır. Merhametten yoksun olanlar anlayamazlar bunu.

Garip anam, güzel anam, meşakkatli, sabırlı, hizmet ehli anam. Tasavvufî bir ahlak sahibi ömrünü bütün insanlara, yakınlarına, komşularına hep hizmet, hep fedakarlık içerisinde geçirdi. Rabbini zikretmekten bir an ayrılmadı. Öleceği dakikaya kadar her şeyini yitirmişti. Fakat Allah (cc)’ı bir an bile unutmadı. Tesbihi olmadığı anda dahi el aynı şekilde tesbih ediyor, "Allah Allah" terennümleriyle mum gibi sönmeden.

Ölümü, sahabilerin hayatlarını ve ölümlerini hatırlattı bana. Çünkü hesabını vereceği bir mal, mülk, eşya gibi dünyalık bir şeyi yoktu. Üstelik toprağa, kemiklerini örten ince bir deriden başka bir şey götürmedi. Nazik bir beden taşıyanlara büyük kolaylık.

Annemi özlüyorum, içim burkuluyor. Acaba kavuşmak ne zaman olacak? Ona karşı evlat olarak ne yapabilirim bilemiyorum. Elimden fazla bir şey gelmiyor. Bir Fatiha, üç İhlas, arada bir Yasin-i Şerif yolluyorum. Bunlar yetmez diyorum. Dua etmeye başlıyorum, Rabbime.

Ya Rabbi! Ey merhametlilerin en merhametlisi Rabbim! Küçük yaşımdan beri beni büyütmüş, seni bana tanıtmış, terbiye etmiş, merhamete gark eden, sana kulluğu, Peygamber Efendimize ümmet olmayı, efendi babalarımıza hayırlı evlat olmayı aşılayan anne ve babama sen merhamet et. Her ikisinin de kabirlerini cennet bahçelerinden bir bahçe eyle.

Sonsuz rahmet denizine bizleri de gark eyle. (Amin)

 

İLKADIM / ALİ ÖZKANLI - KAYSERİ

Zahmet dolu şu çileli yolları

Yarmak için atılmalı ilk adım

Kilitlerle zincirlenmiş kolları

Açmak için atılmalı ilkadım.

 

Ayırmadan onları ve bunları

Kimsesi olmayan garip kulları

Yetim bırakılan şu çocukları

Sevmek için atılmalı ilkadım.

 

Pişman olmuş gönlü yaralıları

Hak yolunun yanık sevdalıları

Dönerek zikreden şu aşıkları

Görmek için atılmalı ilkadım.

 

Kavuşurum diye yüce menzile

Bu kapılar her an açık herkese

Arzulanan o güzelim cennete

Girmek için atılmalı ilkadım.

 

Büyük küçük ayırmadan almalı

Okunanı zihinlere yazmalı

Birlik için hep beraber olmalı

Bilgi için okunmalı İlkadım.

 

 

AŞIK SEYRANİ

Seyrani, 19. yüzyılın önemli şahsiyetlerinden biridir. Türkçe’yi şiirlerinde başarı ile kullanması, işlediği konuların dün olduğu gibi bugün de tazeliğini koruması ve yaşadığı devrin sosyal hayatından manzaralar sergilemesi, onun önemini ortaya koyan hususlardan birkaçıdır.

Seyrani’nin asıl adı Mehmet’tir. Kayseri’nin Develi ilçesinde doğmuştur. Doğum tarihi 1800’dür. Babası, Oruza Camii imamı Cafer Efendi, annesi Emine Hatun’dur. Üç kardeşi olan Seyrani, ailenin en büyük evladıdır.

İlk eğitimini babasının yanında tamamlayan Seyrani, Halasiye Medresesi’ne devam etmiş, ancak tahsilini yarım bırakmıştır. Onun dini, tasavvufî bilgilerinin kaynağını teşkil eden ve şiirlerinde tesiri açıkça görülen bu tahsilin hayatındaki yeri önemlidir.

Seyranî, genç yaşta şiire başlamış ve ünü kısa zamanda çevresine yayılmıştır. Askerlik sebebiyle uzak diyarları görmüş, memleketini, evini barkını bırakıp İstanbul yollarına düşmüştür. İstanbul’da bulunduğu süre içinde Köprülü Medresesi’ne devam etmiş ve hat sanatı ile nakkaşlık öğrenmiştir.

Aşıklar, halkın kulağı ve dilidir. Halkın sevgisinin ve öfkesinin en açık bir şekilde görüldüğü yer, aşıkların sazı ve sözüdür. İşte bundan dolayıdır ki, yönetimler ya karşısındakileri çeşitli şekillerde susturmaya çalışmış veya onları yanlarına çekerek faydalanma yoluna gitmiştir.

Seyrani’nin İstanbul yılları Sultan Abdulmecit devrine rastlar. İstanbul’un çeşitli yerlerinde aşık kahveleri vardır. Bu kahvelerde sık sık yarışmalar düzenlenmektedir. Saray, seçkin aşıkları toplayıp yarışmalar tertiplemekte, onlara çeşitli hediyeler dağıtmakta, yine 30-40 şairi saraya bağlayarak, onlara maaş bile vermektedir.

Seyrani, İstanbul’da kaldığı yıllarda şairlerin toplandığı meydan kahvelerine devam etmiş, düzenlenen yarışmalara katılmış, devrin önde gelen şairlerini pes ettirmiştir. Saray çevresince iltifata layık görülmesine rağmen o, haksızlığa, yolsuzluğa, israfa ve her türlü kötülüğe karşı isyan eden bir ruh haline sahip olduğundan olayları değerlendirişi, yapılan değişiklikler karşısındaki tavrı ile her zaman sarayla uygunluk göstermemiştir.

Özden mahrum, taklide dayalı bir takım yenileşme hareketleri, adalet çarkının adaletsizce işleyişi, rüşvet, cehalet, onun ruhunda fırtınalar uyandırmaktadır. Halkın görüp, duyup söylemediği şeyleri o, hiç çekinmeden sazıyla, sözüyle dile getirmekte, müsebbipleri kim olursa olsun açıkça onları hicvetmektedir. Padişahlar, halkı soyup soğana çeviren herkes, onun "hiciv oklarından" nasiplerini almaktadırlar.

Arının deliğine çöp sokan Seyrani, arıların hücumuna uğrar. İstanbul’da sığınacak yeri kalmayınca nüfuzlu hemşehrilerinden birinin yardımıyla Halep’e kaçırılır. Seyrani’nin bu gurbet hayatı üç yıl sürer. Bu arada Kadiri tarikatına mensup olur.

Bağdat ve Mısır’ı dolaşan Seyrani, daha sonra Adana yolu ile Develi’ye döner. Develi’de bağıyla, tarlasıyla uğraşır. Develi ve Kayseri’de şiirleriyle, sohbetleriyle dost halkasını genişletir. Fakat o bunlarla tatmin olmaz, bir müddet sonra elinde sazıyla memleketin çeşitli yerlerini dolaşmaya başlar. Yaşı ilerleyip de artık dizlerinde dolaşacak derman kalmadığını görünce memleketine döner ve ömrünün kalan kısmını Develi’de tamamlayarak 1866’da Hakk’ın rahmetine kavuşur.

 

DESTAN / AŞIK SEYRANİ

Asırda acâib işler çoğaldı

Bilmem bu işleri kimler ediyor

Dünyayı hep rezil köpekler aldı

Gelen Umeraya karşı gidiyor

 

Biraz bahsedeyim ehl-i zamandan

Yahşılar aşağı düşdü yamandan

Aralık itleri olmuş kumandan

Uyuz it kurtlara kumanda ediyor

 

Buğday unu beğenmiyor enikler

İplikten aşağı düşdü ipekler

Hep sedire geçti itler köpekler

Hanedan ayakta hizmet ediyor

 

Koltuk kılı fark olmuyor sakaldan

Tüccarlar aşağı indi bakkaldan

Aslanlara çoban düşmüş çakaldan

Şimdi aslanları çakal güdüyor

 

Mekteple medrese ortadan kalktı

Meyhane kerhane meydana çıktı

Ar namus denen şey ortadan kalktı

Şimdi kişi bildiğine gidiyor

Sarhoşlar çoğaldı kalmadı ayık

Bu asır böylece hallere layık

Müzevvirin adı muhbir-i sadık

Şimdi kişi bildiğine gidiyor

 

İsimlerin tebdil etsem satılmaz

Cisimlerin tahvil etsem zat olmaz

Altun eğer vursan eşek at olmaz

Şimdi kişi bildiğine gidiyor

 

Şahinler yurdunu tutdu yarasa

Baklava yerine geçdi pırasa

Şimdi rağbet deyyus ile terese

Zamane bunlara rağbet ediyor

 

Boy kürkünü beğenmiyor köçekler

Babasına aklöğretir çocuklar

Yumurtadan burnu çıkan cücükler

Horoz oldum diye cik cik ediyor

 

Küçükler büyüğe çorap geydirir

Tatlıyı insana acı yedirir

Seyrani zamane böyle dedirir

Şimdi kişi bildiğine gidiyor.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.