E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

M. AKİF DENİZ

TEKNOBİLİM ;


  MODERN BİLİMİN DOĞUŞU VE YİTİĞİ 

1500’lü yıllardan önce egemen olan dünya görüşü -ki bu doğu uygarlığının sahip olduğu görüştür- organik bir görüştü. İnsanlar, maddi ve manevi olayların karşılıklı dayanışmasıyla karakterize edilen ve bireyin gereksinimlerinin toplumun gereksinimine tabi olduğu, organik ilişkilere dayanarak doğayı anlamaya çalışan küçük, düzenli ve uyumlu topluluklar içinde yaşarlardı. Ortaçağ biliminin bu yapısı, çağdaş bilimin yapısından tamamen farklıdır. Bu bilim hem akla, hem de imana dayanıyordu. Başlıca amacı nesnelerin anlam ve değerini anlamaktı. Bu çağın bilim adamları çeşitli doğa olaylarının temelinde yatan amaçları araştırarak üstün değerler olarak telakki edilen Tanrı, insan ruhu ve ahlakla ilişkili meseleleri ele alıyorlardı. Kısaca bilim adamları, doğa olayları ile bu olayların müsebbibi ve insanlar arasındaki ilişkiyi, manevi değerleri hiçbir zaman bir kenara itmiyordu.

16. ve 17. yy’larda bu durum köklü bir değişime uğradı. Organik canlı ve manevi bir evren anlayışı, yerini makine tarzındaki bir dünya görüşüne bıraktı ve dünya-makinesi modern çağların baskın bir metaforu haline geldi. Bu gelişme, özellikle fizik ve astronomide Copernicus, Galileo ve Newton’un başarılarıyla zirveye ulaşan devrimsel değişimler sonucunda meydana geldi. 17. yy. bilimi, Descartes’in dehasının tasarladığı doğanın matematiksel tasvirini ve analitik akıl yürütmeyi kapsayan, Francis Bacon tarafından da güçlü bir şekilde savunulmuş olan yeni bir araştırma yöntemine dayanıyordu. Bilimin bu uzun vadeli değişimleri meydana getirmedeki can alıcı rolünü kabul eden bilim tarihçileri, bu zamana “Bilimsel Devrin Çağı” adını verdiler. Aslında bu çağın en önemli yönü, tanrı-insan-doğa olayları arasındaki organik yapıyı yıkıp, yerine insan-doğa olayı anlayışını getirmesidir. Doğa olaylarının ilk metaharriki olarak tanrının dışlanması, bunun yerine insanın ikame edilmesi sözkonusudur.

Bilimsel Devrim, kitab-ı mukaddesin yer merkezli görüşünü deviren Nikolas Copernicus ile başladı. Copernicus’tan sonra yeryüzü artık evrenin merkezi değil, yalnızca galaksinin kıyısındaki önemsiz bir yıldızın çevresinde dönen üç-beş gezegenden birisiydi ve insan Tanrı’nın hilkatinin ana siması iken artık onun ulvî ve görkemli konumunu ele geçirmiş oldu. Zaten Copernicus’un bu görüşü, zamanın dini anlayışına taban tabana zıt olduğundan, Copernicus, bu konudaki kitabını ölümüne kadar erteledi ve sadece bunun bir hipotez olduğunu ileri sürmekle yetindi. Daha sonraki yıllarda özellikle 1900’lü yılların başında “kazanmak için üretmek” dünya görüşü ile makineleşen bilim, insanlık için büyük bir tehdit unsuru oldu.

Bilim dünyasının bu devrimi kabullenmesi elbette kolay olmadı. Atom ve atom altı dünyasının keşfi, onları herhangi bir tutarlı tasvire meydan okur gibi görünen, garip ve umulmadık bir gerçekliği anlama çabalarında onun temel kavramlarını, dilini ve üstün düşünce tarzını, atom olayını tasvir etmeye hiç benzemeyen bir meşakkatle öğrendiler.

Bilim adamlarının bu esnadaki bunalımları sadece zihni bir sorun değil, çok şiddetli bir duyarlılığa varan belki de varoluşsal bir bunalım idi. Bu bunalımın atılması gerçekten çok uzun bir süre aldı.

Bugünkü Batı toplumunda 17. yy.’daki bilim adamlarının karşılaştıkları bunalıma benzer bir bunalım ve sorun içerisinde olduklarına inanıyorum. Bunun için yüzlerce sebep ve belirtileri ortaya koyabiliriz. Yüksek enflasyon ve işsizlik, enerji bunalımı, sağlık sorunlarında ortaya çıkan hızlı artışın sebep olduğu bunalım, nüfus ve diğer çevresel felaketler, çok hızlı artan şiddet, terör ve suç dalgası ve daha niceleri... Tüm bu bunalımlar, tıpkı 1920’lerde fizik dünyasında ortaya çıkan bunalım gibi, modası geçmiş bir dünya görüşünün (Descartesci-Newtoncu bilimin) kavramlarını, artık bu kavramların terimleriyle anlaşılmayan bir gerçekliğe uygulamaya çalışmamızdan doğmaktadır. Bizler bugün tamamen birbirine bağlı biyolojik, psikolojik, toplumsal ve çevresel olaylar içerisinde mutad muaşeretleri olan bir dünyada yaşıyoruz. Bu dünyayı daha elverişli bir şekilde dile getirmek için Descartesci-Newtoncu görüşün bizlere vermediği veya veremediği ekolojik bir perspektife, manevi ve ahlaki değerlendirmeye ihtiyaç duyuyoruz.

Bu nedenle bizlerin insan olarak muhtaç olduğumuz şey, aslında yeni bir paradigma, gerçeğin yeni bir tasarımı; düşünce, algılama ve doğa olaylarını araştırırken değerlerimizde kökten bir değişimdir.

Descartesci-Newtoncu düşünce sayesinde insanlık kendisini evrensel bir bunalımın kucağında buldu. Yaşantımızın her boyutuna uzanan bir bunalım. Sağlık ve beslenmemiz, çevremizin niteliği ve toplumsal ilişkilerimiz, ekonomi, teknoloji ve siyasetimiz bu bunalımlardan bir kaçıdır. Bu bunalım zihinsel, ahlaki ve manevi boyutları olan ve daha önce tarihte eşine benzerine hiç rastlanmamış bir bunalımdır. İlk defa bizler bu gezegen üzerindeki insan ırkının ve her türlü hayatın imhasına yönelik bir tehdit ile karşı karşıyayız.

Birkaç saat içerisinde bütün dünyayı tahrip edecek on binlerce nükleer silah stokları mevcut. Üstelik silahlanma yarışı, silahsızlanma antlaşmalarına rağmen hızla devam ediyor. Üçüncü dünya ülkelerinin çoğunun, hem nükleer, hem konvansiyonel, hem de askeri teçhizat alımına ödedikleri miktar, dünyadaki bütün ulusların milli gelirlerinden daha fazladır.

Çoğu çocuk, on beş milyondan fazla insan, her yıl açlıktan ölürken, diğer beş yüz milyon insan ciddi şekilde kötü beslenme durumunda iken silahlanmaya harcanan para sağlık hizmetlerine harcanan paranın en az üç katıdır.

Nükleer savaş tehdidi insanlığın bugün yüz yüze bulunduğu en büyük tehlikedir; ama kesinlikle tek tehlike değildir. Nükleer reaktörle aynı oranda hem insanlık, hem de eko-sistem için tehlike arz etmektedir. Nüfusun hızlı artışı ve endüstriyel teknoloji, yaşamak için her şeyimizle bağlı olduğumuz doğal çevrenin hızla yok olmasına katkıda bulunmaktadır. Bunun sonucunda sağlık ve mutluluğumuz ciddi olarak tehlikeye atılmıştır. Büyük şehirler zehirli ve dumanlı bir sis ile örtülmüştür. Sanayileşmiş ülkelerin bireylerinin sağlık problemleri hızla artmaktadır.

Enerji tüketimi, enflasyon ve işsizliğin gittikçe katlanarak artması sorunu ile karşılaşan politikacılar, hangi sıkıntı ile öncelikli mücadele edeceklerine karar verememekteler. Her ne kadar tüm bu problemler ayrı gibi görünse de bunları belirleyen nedenler, dinamikler aynıdır.

Descartesçi-Newtoncu dünya görüşünün, insanlığı ne denli bir bunalımla karşı karşıya bıraktığı gözümüzün önündedir. Bu yüzden modern bilimin ürettiği problemleri, yine modern bilimin bize bahşetmediği veya elimizden aldığı maneviyat-insan-doğa olayları - tanrı organiğini tekrar elde etmekle halledeceğimiz kanaatini taşıyorum. Örneğin, bugün modern bilimsel düşünce bir atom bombasına, nükleer başlık füzeleri bilimin dönüm noktaları şeklinde algılamaktadır. Halbuki modern bilim anlayışında, bir atom bombasının veya bir nükleer reaktörün patlamasıyla kaç bin insanın yok olacağı hesabı yoktur. Veya patlamayla beraber etrafa yayılacak radyasyonun insanın teneffüs ettiği havaya geçerek insanoğlunun ömrünü ne kadar azaltacağı hesabı hiç yoktur. Aslında bilimin insanlığa kazandıracağı düşüncede bu hesaplar olmalıdır. En azından bilimin peşinden giden bilim adamlarının böyle düşünce geliştirmeleri zorunludur.

 

İLERİ TEKNOLOJİ

Cep telefonu gibi, ama değil!

Ericsson, yeni kablolu telefonlarını Türkiye pazarıyla tanıştırmaya hazırlanıyor. Handsfree, titreşim, sesli mesaj gibi birçok özelliğe sahip olan DT 290 çok yakında ülkemizde de satılmaya başlanacak. Daha çok kurumlara yönelik olarak satılacağı belirtilen bu telefonun özellikleri her türlü zor koşula ayak uyduracak öğeler içeriyor.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.