E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

YUNUS HÜDAYİ

İLİMDEN İRFANA;


RIZKIN İNANÇ BOYUTU

Allahu Teâlâ, her insanın ve her hayvanın rızkını ezelde takdir etmiş, ayırmıştır.

“Allahu Teâlâ’nın rızık vermediği bir canlı yoktur.” (Hud/6)

“Rabbin, rızkı dilediğine bol verir, dilediğine daraltır.” (İsra/30)

“Allah’ın kimine çok, kimine az rızık verdiğini çok kimse bilemez.” (Sebe/36)

“Allah’tan korkana ummadığı yerden rızık gelir” (Talak/2-3)

Bir kimse, Allahu Teâlâ emrettiği için çalışır, rızkını helal yoldan ararsa, mukadder rızkına ulaşır, kazancı bereketli olur, çalışmaları için sevap alır. Eğer, Allahu Teâlâ’nın yasakladığı yerlerde ararsa, gene mukadder rızkını elde eder ama bu ona bereketsiz olduğu gibi vebale girer, günah yüklenir, bu, onu felakete sürükler.

İnsan, rızkını aradığı gibi, rızık da sahibini arar. Çok fakirler vardır ki, zenginlerden daha iyi, daha mutlu yaşar.

Rızkı temin için çalışmak farzdır.(1)

Efendimiz (s.a.v.), rızkı tamamlanıncaya kadar, hiç kimsenin ölmeyeceğinin  kendisine vahyedildiğini bildirmiştir. Yeryüzü, rızık temini için müsait yapıdadır. Rızık temin etme yolları nasslarla gösterilmiştir. Her mü’min, kendi rızkını temine çalışırken, diğer mü’minlerin menfaatine olan hizmetleri de üretmek durumundadır. En temiz rızık yolunun cihad olduğu kati nassla sabittir. Nitekim Rasul-i Ekrem (s.a.v.): “Faiz yemek için hileli yollara saptığınız öküzlerin kuyruğuna yapışıp (ziraatle yetindiğiniz) ve cihadı terk ettiğiniz zaman, Allahu Teâlâ (c.c.) üzerinize zilleti musahhar kılar, dininize dönmedikçe o zilleti üzerinizden sıyırmaz.” buyurmuştur.(2)

Kur’an-ı Kerim’deki “Size istediğiniz ihtiyacınız olan her şeyden ihsan etti.” ayetini müfessirler insanın ihtiyaç duyduğu her nimet ve rızık yaratılmıştır diye açıklıyorlar.

Ehl-i sünnet rızık konusunda şu temel prensipleri benimsemiştir:

1- Yegane rızık veren Allah (c.c.)’tır.

2- Rızkı yaratan ve veren Allah’tır. Kul, Allah’ın evrende geçerli tabii kanunlarını gözeterek çalışır, sebeplere sarılır ve rızkı kazanmak için tercihlerde bulunur, Allah (c.c.) da onun bu sebebe istinadına binaen rızkını yaratır. Cenab-ı Hakk’ın yegane rızık veren olması, tembellik yapmayı, elaleme avuç açar hale gelmeyi gerektirmez.

3- Haram olan bir şey, onu kazanan için rızık sayılır. Fakat bu tür kazanca Cenab-ı Hakk’ın rızası yoktur. “Artık Allah’ın size verdiği rızıktan helal ve temiz olandan yiyin.” (Nahl/114) buyuruluyor.

4- Herkes kendi rızkını yer. Kimse kimsenin rızkını yiyemez.

Bu temel prensipler çerçevesinde rızık olayıyla ilgili istisnaî görünen ve nasslarla sabit olan bir takım müşkil konuları ele almaya çalışalım. Bu meyanda açlıktan ölünüp ölünmeyeceği, rızkın bazı sebeplerle (sadaka, istiğfar, sıla-i rahim, namaz, hanımı ile güzel geçinip şakalaşmak gibi...) artması, keza bir takım sebeplerle (günah, yalan, zina, sabah uykusu gibi) azalması meselelerini irdeleyelim.

İnsanda fıtrî olarak depolanmış rızık vardır. Esasen insan bu rızkı bitmeden açlıktan ölenler -ki bu rızkın tükenme müddeti 20-30 gündür- açlıktan değil, terk-i adetten ve bünyenin alışmışlığına aykırı kötü hale düşmekten neşet eden bir hastalıktan vefat ettiği şeklinde bir yorum vardır. Ancak bu hadiseyi tek sebeple izah yerine şu sebebi de düşünmek lazım gelir: Afrika’da veya savaş esnasında açlıktan ölenleri düşündüğümüzde bu sebebin tam izah edici olduğu görülür. “Kediyi hapsedip açlıktan ölmesine sebep olan bir kadının bu ameli sebebiyle cehennemlik olduğunu” belirten hadis-i şerifi de bu babda ölçü alırsak, normal şartlarda açlıktan ölme hadisesinin olmayacağını, ama zulüm ve haksızlıkla mahlukatın açlıktan ölmesine sebep olunabileceğini anlıyoruz. Yani eğer zulmen sömürülüp, istismar edilip, hakları telef edilmese veya yardımlar yerine ulaşsa, Afrika’da açlıktan ölme olayının olmayacağını söyleyebilirdik. Ama hem sömürülen, hem de yardımlar ulaşmadan zalimlerce talan edilen ücra bölgelerdeki mazlumlar bu akıbete uğramaktadırlar.

Ekonomi ve iktisat uzmanlarının araştırmaları neticesi önemli bir tabii kanun keşfedilmiştir. Buna göre yeryüzünde nüfus aritmetik olarak artarken rızkın temeli olan gıda maddeleri geometrik bir artış göstermektedir. Yani nüfus ne kadar artarsa artsın, gıda sebepleri daima misliyle artıcı olmuştur. Dolayısıyla adaletin ve insafın hakim olması durumunda rızkın kifayetsizliğinden bahsetmek söz konusu değildir. Ama şairin “Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta” dediği gibi zulüm ve gaddarlığın hakim olduğu ortamlarda bu tür afetlerle karşılaşmak kaçınılmaz olmaktadır.

Kaynaklar

1- el-Mavsili, el-İhtiyar fi Ta’lili’l-Muhtar, c. IV, sh. 170

2- Müsned-i Ahmed, 2, 42, Mısır

3- Bediüzzaman, 7. Şua, sh. 930.

 

ÖLMEZ TENBİHATLAR

Sahabeden Ebu Hureyre’nin (r.a.) bildirdiğine göre, Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

- Üç şey insanı kurtarır, üç şey mahveder, üç şey Allah katında dereceler kazandırır ve üç şey de günahları temizler.

A. İnsanı kurtaran üç şey:

1- Gizli ve aşikar daima Allah’tan korkmak.

2- Fakirlik ve zenginlikte iktisatlı davranmak.

3- Sevinç ve öfke hallerinde adaletten ayrılmamak.

B. İnsanı mahveden üç şey:

1- Aşırı derecede cimri olmak.

2- Nefsin her özlem ve arzusunu yerine getirmek.

3- Kendini beğenmek.

C. İnsana Allah katında dereceler kazandıran üç şey:

1- Her müslümana selam vermek.

2- Yedirip, içirmek.

3- İnsanlar uykuda iken gece namaz kılmak.

D. Günahları temizleyen üç şey:

1- Şiddetli soğuk havalarda abdesti eksiksiz almak.

2- Cemaatle namaza katılmak için camiye yürümek.

3- Namazın ardından bir sonraki namazı özlemek.

 

İBADETTE TERAKKİ

Hiçbir hareket, birdenbire kemale ermediği gibi ibadetler de başlangıçta sathî birer taklit suretinde başlar. Tıpkı bir sanatkârın eserini uzun tecrübelerden sonra mükemmel yapabilmesi gibi, kulun da ibadette terakkisi zamana muhtaçtır. Bu gerçeği dikkate alarak namazı mükemmel bir surette kılamayanlar ümitsiz olmayıp yollarına devam etmelidirler. Nasıl bir gram altına ulaşmak için tonlarca toprak elenirse, namazın mükemmeline ulaşmak için de velev sathî ve taklidî mahiyette de olsa sabır ve sebatla devam ederek huzur ve huşuyu elde etmeye gayret lazımdır.

Bunun için de hadis-i şerifi yaşamak zaruridir.

“Namaza durduğunda sanki son namazın gibi kıl! Yarın pişman olacağın şeyi söyleme, insanların (gâfilâne) arzu ettiklerine arzu duymayı bırak.” (İbni Mace, Zühd, 15)

 

ÖRNEK BİR ŞAHSİYET / HZ. ALİ (ra)

Allah ondan razı olsun şöyle buyurdu:

- “Dünya, bir cifedir. Ondan bir şey isteyen, köpeklerle dolaşmaya dayanıklı olmalı.”

Burada anlatılan dünya; şer’î ihtiyaç dışı olan dünyadır.

Ebu Ubeyde (r.a.) der ki:

- “İmam Ali dokuz cümle ile tama’ ve hırsı kesip attı. Onların üçü münacaata, üçü ilme, üçü de edebe dairdir.”

Münacaata dair olan:

- “Bana şeref olarak Rabbim olman yeter. Kulun olmam, övünmeme kâfidir. Zatına severek sahip çıkıyorum. Sen de, sevdiğin şeyden bana başarı lutfet...”

İlme dair olan:

- “Kişi dili altında saklıdır. Konuşturunuz, kıymetinden neler kaybettiğini anlarsınız.”

Edebe dair olan:

- “Dilediğine iyilik et, emiri olursun, kime ihtiyaç arzetmezsen onun gibi olursun. İstediğine ihtiyaç arzet, esiri olursun.”

Şöyle buyurdu: “İnsanın yaşlanıp, Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp hesapsız cennete girmesinden daha hayırlıdır.”

Yine buyurdu: “Fakihlerin fakihi odur ki; insanlara Allah’tan ümit kestirmeye... Ve Allah’ın azabından emin kılmaya... Allah’a isyan yolunda taviz vermeye... Kur’an’a karşı rağbeti bıraktırıp, başkasına yöneltmeye...”

“Bilgisiz yapılan ibadette hayır yoktur. Anlayış vermeyen ilimde hayır yoktur. Tefekküre götürmeyen kıraatte (Kur’an okumada) hayır yoktur.”

Hz. Ali, dünyadan ve süsten kaçınırdı. Her şeyde nefsini siygaya çekerdi. Gece ve onun karanlığına ünsiyeti vardı. Alimlere ve çaresizlere saygılı davranırdı.

Dünyaya şöyle seslenirdi:

- “Beni bırak, başkasını aldat. Seni, üç talakla boşadım. Ömrüm az. Seninle oturmak zor. Tehliken çok, ah ah, azık az... Sefer uzun... yol ıssız.”

Derdi ki:

“Allah, Kur’an ehlinin dini anlayıp da masiyetler karşısında susmasından razı olmaz.”(1)

Çeşitli hutbelerinde şöyle buyurdu:

“Allah’a muhalefetten sakınınız. Umumun menfaati için çalışınız. Yapacağınız işlerde azimli olunuz. İhtiyaç ve arzuların son bulacağı ölüme iyi amellerle hazırlanınız.”

Ona ait olduğu söylenen bir dörtlükte şöyle buyurdu:

“İlacın sendedir farkında olmazsın.

Derdin de sendedir fakat ki, görmezsin

Sanırsın ki, sen sade küçük bir cirimsin

Halbuki sende dürülmüş en büyük alem.”(2)

-Kaynaklar:

1- İmam Şa’rani, Veliler Ans. sh. 60-62, Altınoluk

2- Mahmud Sami R., H. Aliyyü’l-Mürteza, 157-159, Erkam Yay.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.