E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

BAKİ ÖNCEL

GENÇLİK;


  ŞAHSİYETİNİ YİTİREN TOPLUMLAR, DIŞ İLİŞKİLERDE YAPTIRIM GÜCÜ OLMAYAN DEVLETLERE SAHİP OLURLAR

Sınırların ve sınıfların ortadan kaldırılması için uzun yıllar birtakım söylemlerle avutuldu insanımız... Dünyayı globalleştiren ve yeni dünya düzenleri programı yapanlar, programlarında şu iki buhranın çözümü için samimi projeler üretemediler:

Müstekbir ve mustazaf sınıfın azalması veya kaldırılmasıyla, tüm insanlığın güven içinde hayat şartlarına sahip olunması.

Bu iki sorunun çözümü hep yanlış adreslerde arandı. Dünyayı yeniden düzeltme mücadelesi yapanların ilk işi, feodal toplumları kendilerine köle yapıp, efendisinin hizmetinde kullanmayı, hem de hayvanlara bile reva görmedikleri davranışları üçüncü dünya halklarına tatbik ederek bunu sağlamaya başladılar bile.

Ortadoğu halklarının yeraltı zenginliklerinden faydalanarak iktisadi kalkınmalarını engellemek için uluslararası anlaşmalardan medet umanlar, dünyada doların işgali projesini ilerlettiler.

İktisadi bağımsızlığını sağlamaya çalışan devletler, ya iç savaşlarla, ya dış borçlanmalarla belini doğrultamaz hale getirilmektedir.

Dünyanın en genç nüfusuna sahip ülkelerden biri olan Türkiye’nin de değişik oyunlarla sömürüye alet olup, kendi iktisadi durumunu düzeltmemesi için nice sinsi planlar yapılmaktadır.

Belki ekonomik buhranlar, sosyal ve siyasal buhranlar içimizi karartıyor olabilir ama, bundan daha çok içimizi karartan başka bir sebep var:

Öz güvenini yitirmiş bir millet olmak.

Devletine güveni sarsılmış bir genç nesil yetiştirmek.

Eğer bu konuya, yani özgüvenini yitirmiş, devletine güvenemeyen neslin yeniden güven kazanmasını sağlamazsak AB gibi bir oluşumun içinde bulunduğumuzda ülke olarak işlerimizin çıkmaza saplandığının çok geç farkına varacağız.

Bir ferdin bile hayatında önemli dönemler vardır. Karar verirken iyi düşünülmeden verilmişse hüzünlü, hüsranlı yıllar çok acılar çektirir. Silik kişilikli ve belirli bir kimliği oluşmamış fertlerde olduğu gibi, uluslararası konumunu iyi tespit edemeyen devletler de silik yapısıyla, gün gelir  silinmeye mahkum olur, dünya siyasetinden.

Stratejik konumunu korumaktadır devletlerin vazifesi, bugün uydu politikaları uygulayıp, köleleşmeyi peşinen kabul eden devletler, yarın yağdırılan emirlerin, yaptırımların yıpratmasıyla karşı karşıya kalacaktır.

Cemiyetler, toplumlar zaman içinde farklı tesirler altında kalarak değişime uğrarlar.

Değişimden kastımız nedir?

Bir hayat anlayışına, hayat tarzına şekil veren ve o hayat anlayışının asli karakterini oluşturan unsurların terk edilmesi veya dejenere olarak farklı bir yapıya doğru yönelmektir, değişimden kastımız. Böyle olunca ister istemez, bir şahsiyet değişimi hadisesiyle karşı karşıya kalırız.

İnsanın alışageldiği hayat şartlarından uzaklaşıp, gelenek, töre, ahlak ve sanatı benimsemesiyle insanın şahsiyet ve zihin yapısında bozukluklar meydana gelir.

Ferdin yapısındaki değişikliklerle oluşan şahsiyet zafiyeti, toplumlarda da aynı sıkıntıyı yaşattırır. Bir toplumun değişmesinde, önceki kuşakların değişen değerlere tabi olmaları, intibak edebilmeleri çok zordur.

İnsanımızın değişmesi ve karmaşık toplum yapısı, fertlerin hayatlarına şekil veren dünya görüşünü terk etmeleriyle başlamıştır. Bugün cemiyetimizdeki değişimle beraber buhranlı bir toplum yapısı ortaya çıkmıştır. Bu buhran da insanımızın asırlardır karakterini oluşturan kendi inanç değerlerine yabancılaşmasıyla başlamıştır.

İslam’ın yayıldığı ilk yıllarda, kesin çizgiyle ayrılan cahili gelenekle tevhidi rotadaki farklılık; oluşan tevhid toplumunun da karakterinin diğerlerinden farklılığını ortaya koymuştur. Oysa içinde bulunduğumuz çağda karmaşaya sebep veren sömürü düzenleri, bu işi iyi kavradığından müslüman halkların önce inancını bulandırmayı hedeflediklerini görmezlikten gelmişiz.

Nesillerine sadece maddi kalkınmayı anlatıp hedef olarak onu gösteren toplumların, önce ahlak ve maneviyata yönlendirmeleri gerekirdi.

Batıya yönelişimiz, ilk olarak maddi sahada başladı. Bizim niçin batının teknik icatlarından istifade etmek elzemken, maalesef batıya açılışımız sosyal yapımızda da değişime sebep oldu.

- İslam dünya görüşü bizi farklılaştırıyordu.

Bu görüşümüz zayıfladı. Kendi değerlerimize ters düştük.

- Her inancın ve toplumun kendilerine has müesseseleri vardır. Kendi müesseselerimizin dejenerasyonu; sosyal yapımızı bozdu. İnsanımızın şahsiyetini zayıflattı.

- Çağdaşlıkta hedef gösterilen ülkelerin tekniğini taklit hastalığı; batılılaşma hastalığına düşürdü ve gelinen sonuç;

Şahsiyetini yitirmiş toplum, yatırım gücü bitmiş bir devlet yapısı. Yarınından ümitsiz gençlik. İçinden çıkılması zor görünen buhranlı, karamsar ekonomik ve sosyal yapı...

Yarının kendisine ümit bağladığı genç nesil, kimliğini aldığı İslam şahsiyetini hayatının her anına hakim kılma mücadelesi içerisinde olmasına her zamankinden daha çok muhtacız. Aralarına katılmak için şahsiyetlerimizden ödün verip, aşağılanarak her müracaatımızda kovulduğumuz Avrupa Birliği, bizi inancımıza bağlayan son halkaları da koparmadan aralarına alınacağımızı zannediyorsak çok yanılıyoruz.

Senin dinin İslam’dır, adın Müslüman.

 

HÜSRANA UĞRAMAYI KİM İSTER Kİ?

Hayat, diri olmak, yaşamak anlamındadır. Canlı-cansız her varlığın kendine has bir yaşayış tarzları vardır. Bunu ancak Halik-i Zülcelal biliyor.

Cemadât, nebatât, hayvanat, insanat... Kompradorundan emekçisine, zaliminden, mustazafına... Herkes yaşamakta... Rabbin sıfatı olan Hayat’tan bahşettiği her varlık yaşamakta... Hayatın sahibi, onu yaratan Allah (c.c.)’tır. Tüm varlıkların sahibi olduğu gibi.

Yarattığı her varlığa yaşama tarzını düzenleyen yüce Mevla, günahkârlık ve değişkenlikler gösteren insan için kendi katından kitaplarda belirttiği teorik bilgilerin pratiğe dökülüşünü de yine kendileri gibi bir kul olan seçilmiş insanlarla (Peygamberlerle) göstermiştir.

İnsan,

Heva ve arzularına uyarak,

Zulmedip zalimlik yaparak,

Kafasına göre kanunlar çıkararak,

Kenâni RAB makamına koyabilmiştir.

Ve icraatlarıyla insan; bir baş kaldırışı, Rabbe karşı koyuşu bu halleriyle ispat etmiştir, dili ile söylemese bile...

Her şeyin sahibi ve maliki olan Rabb, hayatın da sahibidir. Sahip olanda tasarruf hakkı vardır. Sahip olanda değerlendirme, yargılama, sorgulama yetkisi vardır.

Bu sorgulamada kaybetmek de, kazanmak da vardır.

İstikamet üzere olmak, ölçülü olmak için çok sebeplerimiz vardır. Ama ölçüsüz ve dengesizliklerle mücadele için geldiğimizin şuurunu yitirirsek, ahiret günü kaybedenlerden olma ihtimali çok büyük olacaktır.

Gençler!.. Ahiret gününde kaybedenlerden, hüsran ehlinden olmayı hiçbirimiz istemeyiz herhalde...

Öyleyse;

Hayatımızı hep İslam’ın hayat tarzına göre programlayıp gelecek olan hüsran ve korku gününe programlı çıkalım.

Ciddi bir kişilik sahibi olmalıyız. İman uğruna her şeyi göze alan, hatta ölümü bile... Yüce Mevlamızın bize verdiği nimetlerin sayısındaki sonsuzluk, elbette ki boşuna değildir. Her nimetin bir külfeti, bir sorumluluğu mutlaka vardır, olmalıdır da. Bu sorumluluğun başı herhalde imandır, inanmaktır.

İman, yaptığımız, yapacağımız işlerimizin kabul görmesi için olmazsa olmaz şartlarındandır. İnsan olarak İslam’a inanmak, tevhidi gerçeği kabullenmek için gönderilmedik mi? İslam’a inanan ve Rabbin emrettiği bir hayatın varlığına iman eden insan, mutlaka inancının gereğini yerine getirmeli değil mi? İnanmamız bize amelî faaliyetlerimizde de sorumluluklar yükler.

Bu sorumlulukların başında Rabbe karşı olan sorumluluklarımız gelir ki, buna kulluk kuralları dediğimiz ibadetlerimizi yaparak başarabiliriz. Kulluk kurallarını bilip yeterince tatbikinde başarılı mıyız? Araştırmaya değer herhalde.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.