E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

M. FEHMİ REYHAN mfreyhan@ilkadimdergisi.com

KAPAK;


 EDEP YA HU 

İslam tarihinde, mezhep ve tarikat edebiyatında, Arapça kurallarına göre Hz. Ali’yi sevmek ve saymak “Aleviyet”, “Alevîlik” kelimeleri ile ifade edilmiştir. Hz. Ali’yi sevene “Alevî” denilmiştir. Bu sevgi bazen Hz. Ali’yi tanrılaştırmıştır. Bu sevgi, “Ehl-i Beyt” sevgi ve saygısı ile beraber yürümüştür. Ehl-i Beyt’i sevenlere “Tevellâ”, sevmeyip, nefret edip, onları lânetlemeye “Teberrâ” denilen Alevîlik’ten Perişan baba,

Çerağı şemimiz vermekte şûle

Meydânı hünerde girdik usûle

Tevellâmız ciddî zatı Rasule

Ervâh-ı Yezid’in teberrâsıyız.

Seher Abdal da “Âl-i Ali’yi eyle tevelli-Sevmeyene sen söyle teberri.” demektedir. Ancak, bazı Sünnî âlimleri (Muhammet Kıya’l-Herasi ve Teftasânî gibi) Halife Yezid’in yaptıklarından, bazı şiirlerinden hareketle onu ağır ifadelerle suçlamışlar ve Sünnî gelenek içinde hem Kerbelâ olayı, hem Hüseyin sevgisi, hem de Yezid nefreti yerleşmiştir. “Yezid” kelimesi Sünnî gelenekte kötülüğün simgesi anlamında deyimleşmiştir.

Dolayısıyla, Hz. Ali’yi ve Ehl-i Beyt’i sevmek noktasında herkes Alevî’dir. Hz. Ali’nin ve ehl-i beytin kabirlerinin ziyareti, ehl-i beyt isimlerinin (Hasan, Hüseyin, Zeynel, Abidin, Fatma, Zeynep v.s.) çokça kullanılması, bazı tarikatların silsilesinde bulunan Ehl-i Beyt isimleri, sünnîlerin de Alevî olduklarını ortaya koyar. Buradan hareketle “Alevîliğin”, Hz. Ali’yi sevip sevmeme noktasından öte, bir çıkış ve anlayışa sahip olduğunu söylemek mümkün. “Şia” mezhebinin çıkışındaki siyasiliği, Alevîliğin bugünkü oluşuma ulaşmasında da aramak yerinde olur.

“Bektaşîlik” ise isminden anlaşılacağı gibi Hacı Bektaş Velî’ye bağlı olan, onun yolunda giden anlamında kullanılmaktadır. Ehl-i Beyt sevgisi, tevellâ ve teberrâ prensibi gibi hususlara bağlılıklarına bakarak Bektaşîler’e Alevî diyebiliriz. Ancak, her Alevî’nin Hacı Bektaş Velî’ye saygı ve sevgisine rağmen Bektaşî olmadığı halde, her Bektaşî’nin Alevî olduğu görülür. Bunun sonucu “Köy Bektaşîleri”ne Alevî dendiği halde, şehir Bektaşîleri’ne “Bektaşî” denilmiştir. Bu da kesin bir ayırım değildir.

Şimdi şu isimleri hafızalarınızda tutabilirseniz tutun: Şiî, Zeydî, Gulat, İmamî, Batınî, Hurufî, Noktavî, Hayderî, Kalenderî, Mücessime, Müşebbihe, Karmatî, İsmailî, Dürzî, Nusayrî, Ali İlâhî, Vakıfiye, Musavîye, Rızaviye...

Maksadım “Şia veya Alevîliği” tüm yönleriyle işlemek olmadığından, oluşumun ne kadar çeşitlilik arzettiğini ortaya koymak ve derinliğini göstermek için yukarıdaki isimleri sıralamaya çalıştım. Tarih şahittir, her oluşum, her ayrılış, her parçalanış siyasi anlamda da değer ifade eder, siyasetten kullanılır. Yukarıda andığım isimler de öyle olmuştur. Çıkışları kadar, devamları da siyasi olmuştur.

Ahmet Yesevî’nin Aslan Baba tarafından yetiştirildiği, Ahmet Yesevî’nin Lokman-ı Perende’yi, Lokman-ı Perende’nin Hacı Bektaş Veli’yi yetiştirdiği rivayetleri, Bektaşîliğin Yesevî koluna bağlı olduğunu gösterir, ama tarihi vesikalarda bu net değildir. Aşıkpaşazâde Tarihi’nde bunlar yalanlanıyor.

Doğru olan, Hacı Bektaş Velî’nin Horasan’dan Sivas’a, Sivas’tan Kayseri’ye, Kayseri’den Sulucakarahöyük (Hacıbektaş)’e geldiği ve orada “bacıyan-ı rum” tayfasına dahil olduğu ve çalışmalarını burada yoğunlaştırdığıdır. Hacı Bektaş Veli’den sonra onun manevi evlatlarının kurduğu Bektaşîliği Balım Sultan’ın (ölümü 1516) teşkilatlandırdığı, ayin ve erkanlarında yenilikler yaptığı, tekkeleri ve onun hiç evlenmeyen dervişlerini oluşturduğunu bilmekteyiz.

O tarihten bu tarihe çeşitli iniş çıkışlarla, durulma ve çalkantılarla gelen Bektaşîlik, günümüzde de varlığını sürdürmektedir. Kendi içindeki farklılıklar, çekişmeler, uyumsuzluklar, hatta kavgalarla yoluna devam etmektedir. Bazılarının “devlet tarikatı olduğu, korunduğunu” söylediği bu tarikat, özellikle Hacı Bektaş Velî’yi anma törenlerinde, çok değişik bir şekilde gündeme gelmektedir.

Bir kısmının “mazlum” bir topluluk olarak nitelediği Bektaşîlik-Alevîlik, son zamanlarda siyasilerin de istismârına açık bir yapıya büründü. Kimilerinin “yeni bir din” gibi sunmaya çalıştığı bir anlayış, solun oy deposu olarak görüldüğü için, gençlerinin “ateist” veya “aşırının aşırısı komünist” olmasının da ortamı hazırlanıyordu. Açlık grevlerinin mağdurlarının (ölülerinin) hep cemevlerindeki bir törenle defni, kamuoyunun dikkatinden kaçmamıştır.

Hacı Bektaş Velî gibi, Allah’a, Rasûl’üne inanmış, onun sevdiklerini sevmiş, onun gönderdikleri ve getirdiklerini katıksız kabul etmiş ve uygulamış, ahlak ve edebin timsali olmuş bir büyük zatın adına yapılan törenlerde, başkalarının kutsallarına saldırılması, İslam ve müslüman düşmanlığı yapılması, ahlak ve edep dışı davranışların normal bir davranış gibi sergilenmesi, ateizmin propagandasının yapılması, içkinin su gibi içilmesi, siyasilerin istismarcı sözleriyle yalakalık yapması kabul edilemez bir durumdur.

Gerçeklerin saptırılması, Hacı Bektaş Velî anlayışına aykırı davranışların yapılması en azından Bektaşî tarikatına bağlı Alevî-Bektaşî insanlarımıza bir hakarettir. Çünkü tarihi gelişim itibariyle öncelikleri farklı bile olsa, bir İslamî tarikat veya mezhep olan Bektaşîlik-Alevîlik, kendisini ayrı bir din olarak lanse etmemiştir. Siyasi ayrılık ve tartışmaların dışında da halk nezdinde, beraber, uyum içinde yaşamanın zorluğunu hissetmemişlerdir. Öyleyse son zamanlardaki anlayışların, hareketlerin gerçek amacı nedir? Bu sorunun cevabı, politika ve ideolojik tavırlardır.

Her sene Ağustos ayında yapılan Hacı Bektaş Velî’yi anma törenlerinin yapıldığı Hacıbektaş ilçesinde, Bektaşîlik-Alevîlik’le hiç ilgisi olmayan davranışların ötesinde yeni bir dinin çalışmasına da çanak tutulduğu dikkat çekiyor. İslam Dini’nin temel kutsallarına benzer yapılanmalara bakalım. Delikli taş, Hacer-i Esved’e; beş taşlar, şeytan taşlama’ya; sanduka etrafındaki dönmeler, tavaf’a; tekkedeki su, zemzeme; delikli taşın bulunduğu tepe, Arafat’a; türbe ziyareti, Mescid-i Nebevi ziyaretine; kurban kesme, hac kurbanı kesmeye... nisbet edilircesine, bir hac, bir Kabe, bir din oluşturmanın gayreti hissediliyor gibi. Hiçbir Bektaşî Alevî’nin hacca gitmeye özendirilmemesi, turizm adı altında herşeyin Hacı Bektaş Velî törenleri ve Hacıbektaş’a yönlendirilmesi, birilerinin “namazsız, oruçsuz, ibadetsiz, peygambersiz...” beşerî bir din oluşturma gayreti içinde oldukları tedirginliğini gerçek Bektaşî-Alevîler’le beraber, her müslüman yaşamaktadır.

Hem politikacıların, hem ideolojik sapkınların bu tarikatı ve onun samimi bağlılarını istismar ederek onların üzerinden rant elde etmeleri, onları yanlış ideolojilerine potansiyel güç olarak görmelerini, herkes farketmelidir. İyi niyetli gibi görünen davranışların arka planlarını öncelikle Bektaşî-Alevîler’in, sonra da herkesin görmesi ve tedbirleriyle bunların oyunlarını bozması yerinde olur.

Geçmişte halk bazında olmayan, devlet siyaset planında olan ayrılıkların, temel bir ayrılık gibi sunulup, farklılık ve önceliklerin sürekli kaşınması, olumlu sonuçlar doğurmamaktadır. Oyun içinde oyun oynayan siyasî, ideolojik çıkarcıların ve rantçıların oyununun figüranı olunmamalıdır.

Maksat, Hz. Ali’yi sevmekse, Ehl-i Beyt’i sevmekse hepimiz onu ve onları seviyoruz. Her aşurede Kerbela’yı hatırlıyor, ağlıyoruz. Etrafımızdaki Hasanlar’dan, Hüseyinler’den, Zeynepler’den hiç mi hiç rahatsız olmuyoruz. Bektaş isimlerini isteyerek koyduk çocuklarımıza. Semah törenlerini severek seyrediyoruz. Semahlı türkülerden, Şah Ali’li Pir Sultan koşmalarından da rahatsız olmuyoruz. Öyleyse... Hepimiz Alevî’yiz. Alevî olmayanların, Alevîler’i istismarı niye?

Sağduyu sahibi herkesi düşünmeye, samimi inanmaya, bağlılığa davet ediyoruz.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.