E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

YUNUS HÜDAYİ

İLİMDEN İRFANA;


  RIZIK

RIZKIN ANLAMI

Rızık esasen hazz-u nasib manasına Cenab-ı Hakk’ın zihayata sevk ve intifa (istifade) nasib ettiği şeydir. Binaenaleyh yenilen, içilen ve sair surette istifade ediilen mallara denildiği gibi; evlada, zevceye, gayret ve çalışmaya, amele, ilm-i ma’rifete dahi şamil olur. Fakat istifade edilmiş olmak şarttır. Dinî ve dünyevî bilfiil istifade edilmeyen şeyler rızık değildir.(1)

Rızık ikidir.

Biri hakiki rızıktır ki, onunla yaşantı devam eder.

“Yerde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki onun rızkını Allah (c.c.) temin etmiş olmasın.” (Hud/6)

“O Allah (c.c.) ki, herşeyin rızkını veren güç ve kuvvet sahibi O’dur.” (Zariyat/58)

İşte bu zaruri rızkı kul, beşerin su-i ihtiyarı karışmazsa, bunu herhalde elde eder. Bulabilir. Dinini, namasunu, izzetini fedaya mecbur olmaz.

İkinci rızık, rızk-ı mecazidir ki, su-i istimalle zaruri olmayan ihtiyaçlar görenek belasıyla zaruri addediliyor, terkedilmiyor. İşte bu taahhüd-ü Rabbani (ilahi teminat) altında olmadığından, elde etmeye çalışmak, hele bu zamanda pahalıya maloluyor. İzzetini altedip, bazen alçak insanların ayaklarını öpmekle, bazen de hayat-ı ebediyesinin teminatı dinini feda etmekde o bereketsiz rızka ulaşıyor. Dolayısıyla böyle zamanda şüpheli mallarda zaruret derecesiyle iktifa etmek kaçınılmaz oluyor.

İmam-ı Azam diyor ki: “Hayır hasenatta israf olmaz. İsrafta da hayır hasenat olmaz.”(2)

Esasen helal rızık, iktidar ve kuvvet ile paralel değildir. Nice güçlü, kuvvetli adamların rızkı dar olurken, zayıf ve beceriksiz adamların geniş rızkı olabiliyor.

Helal rızık, tevekkül, acz ve zaafa nisbeten geliyor. Yani ihtiyacına acıyan bir şefkat, çalışmasını kabul eden bir merhamet sahibi eliyle veriliyor.

Mahlukat-ı Cenab-ı Hakk’ın rızık peşinde koşturması, Rabbanî hikmetleri havî ilahi bir iş ve fiildir. Her bir rızık, öyle bir safî vahdete delalet eder ki, onun ağacı olan arzın ve onun bahçesinden kainat kitabının katibini ve yaratıcısını gösterir.(3)

Nasıl ki insanın eceli belli olsaydı, yarı ömür gafletle geçirilip, yarıdan sonra ölüm darağacına bir adım atmak gibi dehşetli bir korkuyla eceldeki musibet yüz derece ziyadeleşirse, aynen hayattan sonra nimetlerin en büyük bir hazinesi, şükrün menbaı, ubudiyet ve tazarrunun madeni olan rızık belli olsaydı, tazarru ve niyazın, şükür ve gayyretin yolu kapanır, anlamı olmazdı. Bu yüzden rızıkta zahiri şekliyle gıyabi tutulmuş ve tevafuka bağlı gösterilmiştir.(4)

Tabii ki rızkın bu müphem durumu bizce olduğundan, israftan kaçınmak hak olduğu gibi iktisat ve sa’ya gayrette hak olmuş oluyor.

 

Kaynaklar:

1- Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Bakara, Ayet: 5.

2- Bediüzzaman Said Nursi, 19. Lema, s. 660.

3- Bediüzzaman Said Nursi, 7. Şua, s. 930.

4- Bediüzzaman Said Nursi, 15. Şua, s. 1139.

 

SENİ UNUTMAYALIM

Bir gün Beyazıd-ı Bestami çarşıya çıktı. Halk onu görebilmek için hücum etti. Görebilmek için neredeyse birbirlerine gireceklerdi. Beyezid Hz. o kalabalığın haline baktı ve şöyle dua etti.

- Ya Rabbi, sana sığınırım, onlara acı; beni görünce seni unutmasınlar. Bana da acı; onları görmekle varlığını bana unutturma.

Tam bir Allah dostu ufku. Allah ondan rahmetini esirgemesin. Hakk’a karşı ne kadar şefkatli. Kendisi için neyi istiyorsa... Onlara da aynı şeyi istiyor.

 

KARDEŞ OLUN

Enes b. Malik (r.a.) rivayet ediyor.

Rasulullah (s.a.) efendimiz şöyle buyurdular:

- “Birbirinizi çekemezlik gibi kötü huylara kapılmayınız.

Öfke ve hıncınızı birbirinizden çıkarmaya kalkmayınız.

Birbirinizin ayıplarını araştırmayınız.

Allahu Teâlâ, size nasıl emretti ise... Öylece kardeş olunuz.

 

DAHA BÜYÜK CEZA MI OLUR?

Geçmiş ümmetlerden bir kul şöyle diyordu:

“İlahi! Ne zamandır ve ne kadar çok isyan ediyorum. Böyle iken bir defa olsun beni cezalandırmadın.”

Allah, o devrin Peygamberine şöyle vahyetti:

- “Git ona söyle: Onu, güzel işlerimi görmekten alıkoymadım mı? Onun kalbinden, bana yalvarmak tadını çıkarmadım mı? Bunlardan daha büyük musibet ve ceza olur mu?”

 

SENİ ŞU DÖRT ŞEY ALDATMASIN

1- İstemeden, sana Allah’ın vermiş olduğu nimetler,

2- Yaptığın günahların örtülü kalması,

3- Şükredemediğin halde, eline bolca nimetin gelmesi,

4- Bilmediğin yollardan sende birçok zuhuratın vukû bulması.

 

ÖRNEK BİR ŞAHSİYET: HZ. OSMAN (ra)

Nesebi; Abdülmenaf’ta Peygamber (s.a.v.)’le birleşir. Efendimizin iki kızıyla evlendiği için “Zinnureyn-İki nur sahibi” lakabına sahip olmuştur. Şehid edildi.

Bütün inceliği ile haya sahibi idi. Evinde, kapı kapalı olduğu halde gusletseydi yine örtünürdü. Bu haya duygusu, üzerindeki örtüyü açmaya mani idi.

Gecenin ilk kısmında biraz uyur; sonra ibadete kalkardı. Gündüzlerini de oruçla geçirirdi.

Çok defa kıldığı namazların her rekatında Kur’an’ı hatmederdi. Ucuz bir kalın örtüsüyle hutbeye çıkardı. Muhtaç olanlara imaret yemeği yedirir, kendisi de evde sirke ile zeytinyağı yerdi. Hilafetinde kölesini bineğinin terekesine alır, çekinmezdi. Kabristana uğradığı zaman oturur, ağlar, öyle ki sakalları ıslanırdı.(1)

Hasan Basri (k.s.)’dan rivayete göre Hz. Osman (r.a.) bir zaman halka şöyle hitabetti:

“Ey insanlar! Allah’a muhalefetten sakınınız. Çünkü bu bir ganimettir. En akıllı insan, kendisini hesaba çeken, kendini iyi idare eden, ölümden sonrası için amel eden ve kabrin karanlığı için Allah’ın nurundan faydalanandır. Kul, gözleri gördüğü halde, Allah’ın kendisini âmâ olarak haşretmesinden korksun.

Hikmetten anlayana manalı bir söz kâfidir. Manen sağır olanlar zaten hakkı duyamaz. Biliniz ki, Allah kiminle beraberse o hiç bir şeyden korkmaz. Allah kime gazab etmişse, onun affını isteyeceği başka kimse yoktur.”

Yine bir hutbesinde şöyle demiştir:

“Aziz ve Celil olan Allah, size ahireti kazanmamız için dünyayı vermiştir. Dünya fani, ahiret bakidir. Fani olan dünya, sizi şımartıp baki olandan alıkoymasın. Baki olanı faniye tercih edin. Dünya yok olup gidicidir, sonunda varılacak yer, Allah’ın huzurudur.

Allah korkusu, insanı O’nun gazabından koruyan bir kalkan ve rızasına vesiledir. Hadiseler karşısında Allah’tan korkun, cemaate sarılın, fırka fırka ayrılmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Siz birbirinize düşmandınız da Allah sizin kalplerinizi kaynaştırdı ve onun nimeti sayesinde kardeş oldunuz.”(2)

 

Kaynaklar:

1- İmam Şa’rani, Veliler Ans. s. 38.

2- R. Mahmud Sami, Hz. Osman Zinnureyn (r.a.), s. 168.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.