E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

A. HAMİD ÖZYAYLA 

HÜR FİKİR;


 ANDOLSUN, İNCİRE VE ZEYTİNE(*)

Arapça’da nebat-ât, bitki-ler anlamında bir kelimedir. İnsan da bir yönüyle nebati bir varlıktır. Zira; hastalığı sebebiyle komaya girmiş bir insana “artık bitkisel hayat yaşıyor” denilmesi bunu tescil etmektedir.

Bitkiler, solunum yapan toprağa bağlı sabit bir hayvandır. Her bitkinin kendine mahsus bir özelliği vardır. Kainatın, her an olan açık eczanesine yerleştirilmiş, her bitki mutlaka bir derde devadır. Önemli olan bunu hekimlerin piri Lokman Hekim gibi keşfedebilmektir. Dünya eczacılık otoriteleri, artık tablet ve şerbetten vazgeçip, hangi hastalığa karşı hangi bitki türünün şifa olacağını araştırmaya yönelmiştir. Hekimler bile sun’i ilaçların içindeki sentetik katkı maddelerinin hücre dokularına zarar verdiğini açık olarak ifade etmektedir.

İbn-i Haldun, Mukaddime’sinde iklim ve bitki örtüsünün insan üzerinde önemli bir etken olduğunu belirtmiştir. Ona göre Cenab-ı Hak, dağına göre kış yaratmıştır. Öyleyse sağlıklı yaşamayı isteyen her insan, bulunduğu coğrafyada, yaşadığı iklimle üretilebilen sebze ve meyvelerle beslenmelidir.

Kur’an’da “Bitkilerin her birinde düşünen bir insan ve toplum için ibretler vardır.” (Şuara/7-9) denilmektedir.

Hz. İsa (a.s.)’nın doğumu esnasında, annesi Meryem (a.s.)’e bir çok hastalığa şifa olan hurma yemesi tavsiye edilmiştir. (Meryem/25-26) Hasta için kepekli ekmeği tavsiye eden Peygamberimiz, içinde hurma bulunmayan ev halkını aç olarak tarif etmiştir. Yine Kur’an’da örnekleme yöntemi ile bazı bitkilerin varlığına işaret edilmiştir ve konu ile ilgili yüzlerce ayet vardır. Mesela çardaklı ve çardaksız üzüm bağları, zeytin ve nar bahçeleri (En’am/99), dolgun salkımlı muz ağaçları, dikensiz (aşılı) kirazlar, gölgesi sınırsız sedir çamları (Vakıa/27-28-29), sebzegiller, hıyar, sarımsak, mercimek ve soğan (Bakara/61) bunlardan bazılarıdır. Bitkiler ve ağaçların, Allah’a secde ettiği belirtilen Rahman suresinde yapraklı daneler ve hoş kokulu bitkilerden söz edilmektedir. (Rahman/6-12)

Mallarını Allah yolunda harcayanlar, her başağında yüz danesi olan ve yedi başak bitiren bir tohuma benzetilmiştir. (Bakara/261)

Mü’minlerin, cennet şarabına kafur ve zencefil karıştırılmış bir kadehten içecekleri haber verilmiştir. (İnsan/5-17) Güzel bir söz (kelime-i tevhid) kökü yerde sabit, dalları semaya kadar uzanan güzel bir ağaca, kötü bir söz (kelime-i küfür) ise, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta durma imkanı olmayan kötü bir ağaca benzetilmiştir. (Yani biri tayyib diğeri ise habistir.) (İbrahim/24-26) Mevlana, bu iki ayeti tefsir ederken mü’mini birinci ağaca, kafiri ise ikinci ağaca teşbih etmiştir. Allah Rasûlü’nün beraberinde olanlar, Fetih Suresi’nin 29. ayetinde “Filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki, bu ekicilerin de hoşuna gider. Allah, böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kafirleri öfkelendirir...” denilmektedir. Aynı surenin 18. ayetinde Hicretin 6. yılında Peygamberimiz ve 1400 Sahabi’nin Semure ağacının altında toplanıp Hz. Osman’ın şehadeti şaibesi üzerine kanlarının son damlasına kadar cihad etmeye and içenler için: “And olsun ki o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, o mü’minlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.” müjdesi verilmiştir. Ayetin hususi olması, ahkamın umumi olmasına engel değildir. Böyle bir sözleşme, tarihin her devri için geçerlidir.

Ağaçlara kutsallık kazandırmak amacıyla bez bağlamak batıl bir inanıştır. Hudeybiye’deki ağacı daha sonra Hz. Ömer kestirmiştir. Şu kadar var ki bazı ulu çınarların kovuklarına sığınmış cin taifeleri dikkate alınarak olumsuz bazı sonuçlara sebep olmamak gerekir.

Anavatanı Tur-i Sina olan zeytin ve yağının ekmeğe katık olacağı bildirilmektedir. (Mü’minun/20)

İnkarları sebebiyle korkunç bir çığlık/sesle helak edilen Semud kavminin sonu, davar ağılına konmuş kuru ota benzetilmiştir. (Kamer/31) Hz. Yusuf’un Züleyha’dan olma Rahmet isimli kerimesinin bir hatasından ötürü sıhhatine kavuşunca ona 100 değnek vurmaya yemin eden eşi Hz. Eyyub (a.s.)’a hitaben: “Eline bir demet (100 adet) sapı al da onunla vur ve böylece yeminini yerine getir.” denilmekle aile için geçime ilginç bir örnek serd edilmektedir. (Sa’d/44)

Gündüzleri denizin atlas mavisini güneş ışığıyla göğe yansıtan ressam, o Hâlik-i Zül Celal ki ilkbaharda arzı çiçek açan ağaçlarla süsler. Sonbaharda hazan olmuş yapraklarla kış uykusuna yatan ağaçlar ölümü hatırlatır. Gece gündüzü örter, kış yazı müjdeler. Bir sistemdir döner durur. Öyle ki; iklim değişikliğiyle hücreleri değişen insanların, ufukları ve hayata bakışları da değişir. Sabahın aydınlığı, akşamın alaca karanlığı gibi midir? Hastaların, akşamın kızıllığında hüznü neden artar? Yaşlı insanlar, baharın gelmesini, ibibiklerin ötmesini ve gonca güllerin açmasını neden bekler? Tabiki gurbette daha fazla kalmak için...

Evet... İnsan abanoz ağacından yapılmış beşiğin içinde dünyayı tanır, kızılçamdan imal edilmiş tabutun içinde vatan-ı asli’ye döner. Vatan-ı Sükna’da kaldığı süre içinde alıç toplar, elma soyar, armut böler, ardıç dibinde fındık kırar, fıstık içler, adaçayı içer, badem dişler, ceviz çırpar, çavdar biçer, çiçek koklar, iğde soyar ve sonunda ölüm meleğinin eliyle ayvayı yer. İnsanoğlu aspirini söğüt kabuğundan elde etmiş, sarımsaktan yetmiş derde deva bulmuştur.

Domatesin çekirdeğinde, bamyanın suyunda, çınarın boyunda, çileğin tadında, biberin acısında, gülün kokusunda, hardalın ağırlığında, narın dokusunda, elmanın kabuğunda Cenab-ı Hakk’ın kudretine işaret eden ayet ve hikmetler vardır.

İnsanoğlu, burçak tarlasında çalışırken çiğdem, gelincik, menekşe, nergiz, nevruz, zambak, nilüfer, reyhan, papatya ve sarmaşık üzerine aşk şarkıları söylemiş, çemen üzerine Yemen türküleri bestelemiştir. Pamuk, keten ve kenevirden ip örüp, elbise dokuyan insanoğlu, park ve bahçesini sedir ve servilerle donatmış, fesleğen, lale, sümbül ve menekşeyle süslemiştir. Kızılcığın şerbetini içen insanoğlu, gelin damat, asker ve kurbanlık koçunu kınayla nişanlamıştır. Bazen kuş diliyle konuşan insan, bazen kuş otuyla beslenmiştir. Kuş konmaz, kervan geçmez, yol geçen hanlarında ıhlamur ve kuşburnu içmiştir. Şimşir kaşığı ile mısır özü yağda kızartılan kuzu kulağı yiyenler, laden ağacına saldırıp, lahana yaprağına sarılmışlardır. Lavantayı koklayıp avantadan geçinenler, Madımak içinde komplo kurup müslümanlara zencefil yerine baldıran içirmişlerdir.

Kiraz gibi nazlanıp vişne yiyip kişneyen huysuz atlar için keven bazen gazal olmuştur. Kavun karpuz yata yata büyür diyerek milleti tembelliğe özendirenleri ısırgan dalamıştır. Devletin tepesine ayrık otu gibi çöreklenenlerin bir gün ocağına incir ağacı dikilecektir. Bu milletin evlatlarını haşhaş (tozu) ile zehirleyip ensesinde boza pişirenler, bir gün altlarına kaçırmamak için havlıcan veya meyan kökü kullanmak zorunda kalacaklardır.

Örtüleri sebebiyle işinden olan Merve’lerin, canından olan Medine’lerin, aşından ve eşinden olan Ayşe’lerin gözlerini sütleğene çevirenlerin ayaklarına bir gün deve dikenleri batacaktır. Din-diyanet her türlü işe maydanoz olup kendi bildiğine andız pekmezi içen havuç oğlanların ishaline kuru kahve de fayda etmeyecektir. Tüyü bitmedik yetimin hakkını yedikçe semirenlerin, semirdikçe geğirenlerin, ağızlarının pis kokusunu ancak zakkum giderecektir. Zakkum, cehennem ehli sapıklar ve yalancıların zehir zemberek yiyeceğidir. (Vakıa/51) Kur’an’da lanetlenmiş tek ağaçtır.

Kıymetli okurlarım!.. Yazımıza kabak tadı vermeden kültür hayatımızda ve günlük yaşantıda deyim ve atasözü olarak kullanılan bazı bitki türleri ile ilgili cümleleri arz etmek istiyorum. Önce Yunus Emre’den başlayalım.

1- Çıktım erik dalına anda yedim üzümü,

Bostan ıssı/sahibi kakıdı der ne yersin kozumu.

(Koz, farsçada Hindistan cevizi demektir. Bu söz iki yüzlü politikacılar için geçerlidir.)

2- Bağ çalısız, yol delisiz olmaz.

3- Yer elması dalda bitmez.

4- Üzüm üzüme baka baka kararır.

5- İpten doğan kendir keten.

6- Bir çiçeğin açmasıyla bahar gelmez.

7- Ispanaktan yağ çıkmaz.

8- Kavaktan öte yol gider.

9- Turp gibi maşaallah.

10- Ayçiçeği gibi yanar döner olmak.

11- Bastım da kırıldı iğdenin dalı. (Anonim)

12- Kiraz demiş ki: “Benden sonra dut gelmeseydi insanları sapım gibi yapardım.” (Anonim)

Kasım-pât güllerinin açmasıyla dut yemiş bülbüle dönen üç baba Hasan’a arz ederim.

Saygılarımla...

(*) Tin - 1.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.