E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ABDULLAH GÜZEL

FIKIH ;


KURAN EĞİTİMİ

 “Bu öyle kitapdır ki, kendisinde (Allah katından gönderilmiş olduğunda) hiç şüphe yoktur. O takva sahipleri için doğru yolun ta kendisidir.” (Bakara/2) diyerek zatı uluhiyyetine isnat edilmesinde şek ve şüphe bulunmayan bir kitap olarak takdim buyuruyor.

O, hak ile batılı ayırt eden bir söz, Allah’ın sımsıkı sarılması lazım gelen sağlam ipidir. Allah Teâlâ, onu dertler için deva, kalplerin pasını silmek için cila, ders almak isteyenler için öğüt, hak dava için hidayet rehberi, abidler için feyz kaynağı kılmıştır. Kalplerin hayırlısı, onu hıfzeden dillerin hayırlısı onu okuyan evlerin hayırlısı ona mekan olandır. O, Allah’ın inzal buyurduğu kitapların en büyüğü, benzeri bulunmayan bir nur, nefslerin şifa, kalblerin inşirak buyurduğu açık bir bürhandır.

İnsanlar için Kur’an eğitimi, ne zamana  kadardır? Bizce bu eğitim, ölünceye kadar olmalıdır. Kur’an eğitimi sadece okul tatilinde bir kaç çocuğun camilere giderek, eğitim yapmaları iyi olmakla beraber yeterli değildir.

Kur’an eğitiminden kastımız sadece dil ile okumak değil, onun eşsiz nizamını hayatımıza uygulamak, yaşantımızın tümü Kur’anî bir hayatla devam etmelidir. Mü’minler yaşayan bir Kur’an olmalı, bir mü’minin canlı bir Kur’an olabilmesi için Kur’an eğitimini iyi alması gerekir. Sadece okuması da yeterli değil, amel de gerekir.

Ebu Hureyre’den rivayet edilen hadisi şerifte Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

“Bir zaman gelecek ümmetimin içinde Kur’an okuyanlar çoğalacak, ama onu anlayanlar azalacaktır. İlim yok olacak, her kafadan bir ses çıkacaktır. Daha sonra bir zaman gelecek ki benim ümmetimden bir takım adamlar Kur’an okuyacaklar, ama okudukları boğazlarından aşağıya geçmeyecektir.”

İşte öyle bir Kur’an eğitimi ile içiçe olamlıyız ki gözümüz, kulağımız, dilimiz, kalbimiz onun ölçülerine göre hayatını devam ettirebilsin. Kur’an’sız hayat ölüdür. Kur’an’ın helalleri ve haramlarının hilafına göre amel eden topluluk veya kişiler, Allah ve Rasûlü’ne karşı savaş ilan ederler ki, sonları hüsrandır.

Günümüzde Kur’an eğitimini, biz mü’min olduğumuz halde terkedersek, o zaman misyoner teşkilatları bu boşluğu doldurmak üzere tahrif olan İncil’i heyecanla dağıtırlar da bakar kalırız ki, bu bir vakıadır.

Peki, nedir bu misyonerlik teşkilatı? Bütün dünyayı hristiyanlaştırmak için gösterilen çeşitli faaliyetlerin tamamına misyonerlik faaliyetleri demek mümkün.

M. Akif Ersoy merhum;

“Misyonerler gece-gündüz çalışırken,

Acaba oturup vahyi ilahi mi bekler ulema?” diye onları tarif ederken, bizim ulemamımızn tembelliğine dikkat çekiyor.

Misyoner, kendini kiliseye adayan adamdır. O, İncil’in bir neferidir.

Raymond de Lulle: “Türkler’i kılıçla yenmek mümkün değil. O halde İslam felsefesini, Arapça’yı öğrenerek, onların arasına girerek bu İslamî gelişmeyi, Türklerle olan bu gelişmeyi durdurmak zorundayız.” diyor.

Yine Rahip Samuel Zwemer şöyle diyor:

“Müslümanları vaftiz etmek için boş yere çabalayıp durmayalım. Başka yollarla, başka çareler deneyelim. İslam memleketlerinde girişeceğimiz faaliyetlerde, onlara önce hıristiyan adetlerini, hristiyan bayramlarını, hristiyan kültürünü, hristiyan ahlakını aşılayalım.”

Bunlar işte her yerde bir takım metotlarla hristiyan oluşturmaya gayret sarfederler. O ülkenin insanları arasında hristiyan kültürüne hizmet edecek insanlar bulmaya çalışırlar. Çağdaşlaşma adına özendiğimiz batı bir yerde çıkarlar topluluğudur. Dışa yansıyan allı pullu, renkli görüntülü, sesli, sözlü perdesinin gerisi budur.(1)

İsa (a.s) göğe ref edilmesinden sonra hemen irtidat eden Pavlos, ilk iş olarak, asıl İncil’i yok etmişti. Bunun üzerine, bir çok bozuk İncil kitapları ortaya çıkmıştı. Daha sonraları bu şekilde ortaya çıkan İnciller’in sayısı sekiz yüzü geçti.

313 tarihinde Konstantin tarafından toplanan konsülden müteşekkil papazlar heyeti, Barnabüs İncil’ini geçersiz saydılar ve sekizyüzün üzerindeki İnciller’den birbirine yakın dört İncil’i geçerli kabul ettiler. Bunlar Luka, Yuhanna, Markos ve Matta’dır. Bu dört İncil’in  dışında kalan İnciller imha edildi. Artık sadece dört bozuk İncil resmen yazılıp okunmaya başlandı.(2)

Ey müslümanlar! Size ne oluyor ki elinizde Allah’ın kelamı olan Kur’an-ı Kerim ki indiğinden günümüze, hatta kıyametten sonra bile değişmeyecek olan kitap ki senin elindedir. Muhatabı sensin. Hükümleri de senin hayatında güller açmalı. Dünya ve ahiret alemini mükemmelleştirmeli değil miydi? Neden, bir harfi bile değişikliğe uğramayan bu güzide kitabı evinde, işyerinde, her yerde, okullarında okumadın, okutmadın? Ders kitabı olarak programına bile almadın? Kur’an’sız bir hayatın sonu, mahşerde hesabın zorluğunu kaçınılmaz kılar. Belki de cehennemde tanışmamıza geçici de olsa orası mekanımız olabilir. Ama şunu unutmamamız gerekir ki, cehennem azabı pek şiddetlidir.

Bütün insanlık, muhterem olan Kur’an-ı Kerim’e muhtaçtır. Dünyanın dört bir yanına götürülmesi elzem olan insanlığın İslam’la dirilmesine vesile olacak Kitap dağıtılmalı değil miydi?

Hristiyan alemi, Hz. İsa hakkında da yanlış bilgiye sahipler. Halbuki İsa (a.s.), kıyamete yakın zamanda gökten yere inecektir. Bu hususta bir çok hadisi şerif bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor:

“Şüphesiz o (İsa), kıyametin ( ne zaman kopacağının) bilgisidir. Ondan şüphe etmeyin ve bana tabi olun. Çünkü bu, dosdoğru bir yoldur.” (Zuhruf/6)

Bu ayette Hz. İsa’nın kıyamet için bir bilgi olduğu beyan edilerek, ahir zamanda onun tekrar dünyaya döneceğine işaret edilmektedir.

İsa (a.s.), yeryüzüne indiğinde Muhammed (s.a.v.) Efendimizin şeriatı Kur’an’la hükmedecek. “Ey Hristiyan alemi! Siz İncil dağıtmakla İsa (a.s.)’ı men edecek değilsiniz. Bu yönü ile de yanlış yapıyorsunuz.”

Misyonerlere bir çağrım olacak: İsa (a.s.)’ın bile hükmedeceği Kur’an’a inanın. İncil yerine Kur’an-ı dağıtın ki, dünya ve ahiretin saadetine ulaşasınız. Kur’an’a inanan mü’minlere de derim ki, gelin Kur’an’ı önce okuyun, tanıyın. Onunla salih ameller işleyin. Ulaşabildiğiniz her yere götürün. Sadece Kur’an kursları veya imam hatip okulları değil, her okulda okunmasını sağlayın.

Çocuklarınızın eline siz Kur’an’ı veremezseniz, o zaman misyonerler İncil verirler. Bununla da kalmaz hristiyanlaştırırlar.

Bu çocuklar, Allah’ın bize birer emanetidir. Gelin, sahip çıkalım. Aksi halde dünyadaki ızdırabımızdan sonra, mahşerdeki halimizi Allah (c.c.) şöyle beyan ediyor: “Kişi o gün kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçtığı gündür.” (Abese/34-36)

Babaları Kur’an, evlatları İncil okuyan ailelerin mahşerdeki hali böyle olacak.

Allah’ım! Ümmeti Muhammed’i Kur’an’a mahkum et. Amin...

 

Kaynaklar:

(1) Faydalandığım eser, Türkiye’de Misyonerlik Faaliyetleri Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.

(2) O. N. Topbaş, Nebiler Silsilesi, 3/220.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.