E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AHMET BELADA

TARİHE YÖN VERENLER;


İMAM GAZZALİ

Hûccet’ûl İslâm Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed al-Gazzali H.450/M.1058’de Horasan’ın Tûs(bugünkü ismiyle meşhed) şehrinde doğdu(1) Niçin Gazzâlî denmiştir?

Bazılarına göre "Gazâle adlı köyde veya mahallede doğduğundan böyle denmiştir; kimilerine göre de babasının mesleği yün eğiriciliğiydi; Arapçada bu meslekle uğraşanlara "za"nın şeddeli biçimiyle el-gazzâl denilir(2). İşte bundan dolayıdır ki, oğluna el-Gazzâl (Gazzâli) denmiştir. Bu lakabı da diğer lakaplarını bastırarak dünyada böylece meşhur olmuştur.

Çocuklarının eğitimi üzerinde çok dikkatli duran babasının, erken ölmesi üzerine, vasiyet gereği bir tanıdığın gözetiminde yetişti. Zamanın en meşhur hocalarından dersler aldı. Bu eğitimlerin sonunda memleketine dönerken başına gelen bir hadise sonucunda eğitim metodunu değiştirip, hep notlara ve kitaplara müraccaatla nakilci bir metodu terkedip, konuların esasını öğrenmek gerektiğine inandı. Bundan sonrada tarihin kaydettiği ünlü Gazzâli oma yolunda ilk adımı attı.

Tahsil için çok gezen İmam Gazzâlî bir çok ilim adamından ders aldı ve onların hallerini yakından gördü.

28 yaşlarında Selçukluların büyük devlet adamı Nizam’ül Mülk ile tanışırlar. Onun büyük ilgisine mazhar olan Gazzâli O’nun sayesinde İmamu’l-Haremeyn el-Cüveynî gibi büyük zattan ders alır. İlmini geliştirmenin yanında Bağdat’ta kurulan Nizamiye Medreselerinin müderrisliğine (rektör) getirilir.

Bu görevde iken Gazzâli’yi rahatsız edecek şekilde meşgul eden bazı konular vardı. Zamanın çoğunu düşünerek araştırarak geçiriyordu. Kendisi her ne kadar alim olarak dersler vermekte ise de, kendi içinde bir düzene kavuşmuş kafasını kurcalayan bazı sorulara çözüm yolları bulabilmiş değildi.

O’nun bu hâl üzere olan durumu H.488(1095) yılına kadar devam eder. Zihnini kurcalayan bazı şüphelere bir türlü çözüm yolu bulamadığı için geçici çözüm yolu olarak Medreseyi, Hac’ca gitme bahanesi ile bırakıp bir uzlet hayatı yaşamak gayesiyle Şam’a gider. İki yıl orada kalan Gazzâlî münzevî yaşamın ardından, tekrar Bağdat’a döner. Orada "İhya’u Ulûmi’d-Din" isimli meşhur eserini kaleme alır. Daha sonra Tus’a geri döner. O son çözüm olarak huzura ermenin yolu olarak uzlet(tasarruf) hayatını tercih eder. Bu arada özel dersler veren Gazzâli, çok kısa süren huzur döneminin akabinden H.505/M.111 yılında vefat eder.

Yaşadığı dönem içinde birçok batıl düşüncelerle mücadele eden Gazzâli’yi, gerek İslâm dünyasında gerekse Batı’da birçok kimsenin kendisini örnek aldığını görmekteyiz. Ön yargı ve taassubun aksine akl-ı selimi öne çıkartan İmam, bidat ve hurafelerle boğuşan İslâm aleminin ufkunu açmıştır.

Ortaya koyduğu mücadelesi ve eserleri hâlâ anlaşılamamıştır. Müceddid ünvanıyla isimlendirilen Gazzâli gibi birine ne kadar muhtacız.

 

EŞKİYA, GAZZALİ’YE DERS VERİNCE

Tahsilden memleketine dönerken yol kesicilerin baskısına uğrarlar. Herşeylerini alırlar. Gazzâli eşkiyaların başına vararak:

- "Çok rica ediyorum. Allah aşkı için benim eşyalarım arasındaki ders notlarımı bana geri verdirtiniz. Onlar sizin işinize yaramaz" der. Soyguncuların başı sordu:

- "O istediğin şeyin mahiyeti nedir?" Gazzâli:

- "Bir takım defterlerdir. Onlara not ettiğim ilimleri elde etmek için kendi şehrimden Cürcan’a gitmiş, nice emekler verip, dirsek çürütüp, göz nuru dökerek o bilgileri yazmıştım." Bunun üzerine haydutların başı güldü ve:

- "Sen nasıl olurda ilim tahsil ettiğini iddia edebilirsin. Baksana defterlerin, notların elinden alınınca ilimsiz, irfansız kalıveriyorsun!..." der ve bunun üzerine notları geri verirler.

Eşkiyanın başının bu sözleri, Gazzâli’yi irşat eder ve bütün notları ezberler.

 

GAZZALİ’DEN OĞLUNA NASİHAT

Oğlum!

İyi arkadaş, gül yağı satana benzer, ya satın alırsın, ya o sana biraz sürer veya hiç olmazsa yanında bulunduğun müddetçe güzel koku taşırsın. Kişi sevdikleri ile beraberdir. Dünyada kimi sever ve kim ile düşüp kalkarsan kıyamette onunla haşrolunursun. O halde ilmî ile amel eden alimlerin ve salihlerin sohbetine devam et!..

Oğlum!

Dünya ve ahirette huzur istersen, kimseyi incitme! Senden gencini gördüğün vakit; "Bunun günahı benden az.", senden yaşlısını gördüğün vakit; "Bunun sevabı benden çok, bilmediğim taatları ile benden daha faziletlidir." düşünesi ile onlara bak!

Bir alim gördüğünde; "Bunun ilmi var, kendisini kurtarır." senden cahilini gördüğünde, "Bu bilmez Allah, onu bağışlar." diye düşün! Hatta bir kafir gördüğün vakit, son nefes belli olmadığından; "Allah Teâlâ buna hidayet nasip ederse, bütün günahları bağışlanmış ve tertemiz olarak ilâhi huzura çıkabilir. Acaba benim son nefesim ne olur?" diye akıbetini düşün!..

 

GAZZALİ İLE SANCAR ARASINDA GEÇEN OLAY

Sultan Sancar, Gazzâli’nin İmam-ı Azam Ebû Hanife aleyhinde konuştuğu rivayeti üzerine aralarında şöyle bir karşılaşma olur.

Rivayet üzerine çok üzülen Sancar bizzat görüşmek üzere Gazzâli’yi huzuruna çağırır... Gazzâli, Sultan’a yazdığı cevabî mektubunda, hükümdarların huzuruna çıkmamağa ahd eylediğini bildirmekte; yeminini bozmamasını rica etmekte ve ancak emre uyarak Meşhed’e kadar gelebileceğini belirtmektedir. Böylece, burada, ordugâhta vuku bulan karşılaşmada, Sultan büyük âlimin gelişinde bütün emirleri ile birlikte ayağa kalkar ve onu tahtının yanında oturtur.

Gazzâli alimlerin hükümdarlar huzurunda dua, senâ ve tavsiyelerle söze başlamaları adet olduğunu, fakat riyâ ile karışması ihtimali karşısında kendisinin huzurda böyle hareket etmiyeceğini, duayı ancak Allah’la yalnız kaldığı zaman yapacağını beyandan sonra Tuğrul Bey, Alp Arslan ve Melikşah’tan bahisle mühim fikir ve nasihatlarda bulunmuş ve büyük İslâm Hukukcusu İmam-ı Azam aleyhinde konuşmasının imkânsız ve böyle bir haberin yalan olduğunu belirtmiştir...

Aralarında çok güzel konuşma geçer. İşte develt adamı ve işte ilim adamı.

Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, Prof. Dr. Osman TURAN, Dergâh Yay. S.328-329.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.