E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK

ÖLÇÜLER DENGELER;


RAHMET SERPİNTİLERİ

Hayat güzel! İnsanca, müslümanca yaşanılırsa...

Nasıl güzel olmasın ki, imanın halâvetini tadan, aşk ve muhabbetle kulluğa koyulan, hizmet ve gayret kuşağını kuşanıp, Allah Teâlâ’nın razı olacağı amellere şitap eden salih ve muttakî müslümanlar şu fanî hayatla ebediyyet yurduna, va’dedilen cennete bir köprü kuruyorlar.

Hz. Adem aleyhisselamdan beri nice iman, aşk ve muhabbet kervanları bu köprüden geçip gittiler ve vadedilen cennete kavuştular. Ve bu kervanlar hâlâ ardı arkası kesilmeden katar katar akıp gitmekteler. Kıyamete kadar da devam edip gideceklerdir.

Başka bir yönüyle hayat bir azap, çekilmez bir yüktür. Küfür, şirk, nifak, isyan ve tuğyanla geçerse...

Böylesi bir yaşantı cehenneme atılan bir köprüdür. Bu köprüden de nice şirk, küfür, nifak kervanları geçip gittiler ve cehennemin alevli ateşleri içinde mesken tuttular. Hâlâ çok yoğun bir şekilde geçip gidenler ve cehennem ateşine dalanlar var. Kıyamete kadar bu köprü de boş kalmayacak, Cehennem Tur devamlı seferde olacaktır.

İnsan ruhu, ilâhî bir nefhadır. Beden kafesinde vatan-ı aslîsine dönmek için çırpınmaktadır.

Onu bu kafeste huzura kavuşturacak tek şey Rahman’dan gelen esintiler, rahmet serpintileridir.

Ancak kulluk gemisine binip tevhid deryasına dalmayan, aşk ve muhabbet bahçesinden Muhammedî güller dermeyen Rahmânî esintilerden ve serpintilerden nasibdar olamaz.

Yücelerin yücesinden bir nefha

Ötelerin ötesinden bir râyiha.

Olan o yüce ruh, süflî düşüncelere, aşağılık yaşantılara mekân olan bir bedende, esâretlerin en kötüsü, zulümlerin en acımasızına mahkûm edilmiş olmaz mı?

Nefs-i emmarenin ve şeytan-ı lâinin hükümran olduğu, ruhun ve aklı selimin saf dışı edildiği bir yaşantıda;

İnsanca, müslümanca duyuşların,

İnsanca, müslümanca davranışların,

İnsanca, müslümanca duruşların,

Neşv ü nema bulacağı düşünülebilir mi?

Şeytanın çeşit çeşit telkinleri, hileleri, aldatmaları ile yoldan çıkan, sonra da şeytandan daha da şeytanlaşan kişilerin tehdit, baskı ve zulümleri karşısında sinen, silikleşen bir toplumda;

Müslümanca düşünenlere,

Müslümanca yaşayanlara,

Müslümanca tavır koyanlara,

İtibar edileceği, saygı duyulacağı, söz sahibi edileceği tasavvur edilebilir mi?

Bayağı, aşağılık düşünce ve yaşantıların rağbet gördüğü insanî ve islâmî değerlerin horlandığı, değişmeyen, değiştirilemeyen insanî ve islâmî değerlerin çiğnendiği, ayak takımlarının söz sahibi olduğu bir yaşantıda hiçbir kınayanın kınamasına aldırış etmeden;

Bulunman gereken safta sabit kadem olacaksın,

Dünyaya boş verip, ahireti tercih edeceksin,

İslâmi değerleri tam bir imanla inanarak savunacaksın,

Yaşantını İslâm’a göre tanzim edeceksin,

İslâm’a saldırılar karşısında ses yükselteceksin.

Müslümanca yaşıyorum diye düşünüyorsak, bilelim ki, bunlar olmadan, bunları yapmadan müslümanca yaşanılamaz. Bunlarsız bir yaşantı, İslâmî bir yaşantı olamaz.

Varlık âleminde her şeyin bir yaratılış sebebi vardır. Yaratılan her varlık yaşantısını devam ettirebilmek için tabiatına uygun ortamlarda bulunmak mecburiyetindedir. Balık suda yaşar. Onu sudan çıkarmak ölümdür.

Yeni doğan bir çocuk anne sütüne muhtaçtır. Ona kızartılmış kuzu yedirmek, ikram değil azaptır. Belki de ölümüne sebeptir.

İneği çifte koşup, öküzü ahıra bağlayarak, ondan süt beklemek ahmâklıktır.

Birbirleri ile oynaşan iki köpeğin hırlaşmasını mı istiyorsun, önlerine etli bir kemik at, sonra manzarayı seyret.

Ashab-ı kehfin köpeği gibi kaç köpek bulabilirsin ki?

İnsanları tanımak mı istiyorsun? Makam, mevki, para, pul mevzuubahs olduğu zaman davranışlarına bak. Basit bir dünyevî çıkar için nasıl kılıktan kılığa giriyor, basit bir makam için nasıl da eğilip bükülüyor. Şahsiyetini ayaklar altına alıyor.

Dün en uç seviyede savunduğu kişi ya da fikirleri, bugün en acımasızca tenkit eden kişileri gör de insan değişiyor mu, başkalaşıyor mu bir anla.

Bir kişi değişmemiş, bir fikir değiştirilmemiş ise, o kişi ya da düşünce daha önce doğru ve hâlen de o bilinen doğrular üzerinde devam ediyorsa, kusurlu olan, asla itibar edilmeyecek olanlar, dün savunduklarının karşısına bugün muhalif olarak çıkanlardır. Bu gibi kişilerle asla ve asla ciddî meseleler görüşülemez, ciddî işler yapılamaz.

İslâm, Allah Teâlâ’nın insanoğluna ihsan ettiği en son ve ekmel dindir. Onun dışında hakikat arayan, yahut onun değişmez, kıyamete kadar baki değerleri üzerinde oynamak isteyen her ahmak mutlaka rüsvay olur. Akibeti berbat olur.

Bugün müslümanların binbir derdi varken zalimler, kafirler müslüman milletlere görülmemiş bir şekilde zulmederken, İslâm toprakları istilâ edilip, kadın, çocuk, yaşlı demeden müslüman kanı akıtılırken, müslümanların gündemini basit şeylerle meşgul etmek, çok büyük bir vebal ve mesuliyettir.

Müslüman milletlerin uyanması, birlik beraberlik içinde yeniden büyük bir güç olması, düşman oyunlarını bozacak tedbirler alınması için her türlü çaba ve gayret gösterilmelidir. Yılmış, bıkmış, çözülmüş toplumların yeniden sancılanmaları, sevdalanmaları için ümit meş’aleleri tutuşturulmalıdır.

Bu hususta her samimi müslüman, kendini vazifeli bilmeli ve gayret kuşağını kuşanmalıdır.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.