E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

FİKRET ŞANLI

KÜLTÜRÜMÜZÜN TEMELLERİ;


NİYET ETTİM YAZMAYA

Disiplinli bir milletiz, hayatımızın birçok merhalesinde bu disiplin hakimdir, ibadet hayatımızda da bu disiplinin etkileri görülür.

Fıkıh kitaplarımız camilerde konuşmanın mübah olduğundan bahsetse de,(1) hadis kitaplarımız sahabenin camilerde oturduğundan, savaş hazırlığı yaptığından, yatıp uyuduklarından, örneğin; Abdullah b. Zeyd (b.Asım Mazini) Ensari (ra)’ın Nebiyyi Ekrem (sav)’i mescid-i şerifte sırt üstü yatıp ayağını diğer üzerine attıklarını gördüğünü"(2) rivayet edilse de biz bu tip vakıaları mescidlere yakıştırmayız. Özellikle mescidde uyuyan bir Arap görüntüsüne de ne yersiz tepkiler getirmişizdir. Mescidler bizim için birer tapınakhanedir, uyumayı bırakın, ufak tefek konuşmalar bile layık görülmemiştir.

Mescidlere sıkça varalım boş vakitlerimizi orada geçirelim, ibadet edelim, konuşalım, uyuyalım, çoluk çocuklarımızı getirelim ki, mescidler asıl işlevine ulaşsın.

Bizler bu disiplini mescidin yanında, ibadetimizin içine de sokmuşuz. Namazlarda çıt çıkmaz. Dikilen insan toplulukları ve sessizlik hakimdir. Halbuki asr-ı saadetteki mescidlerden bahsedilirken mescide girildiğinde sanki arı kovanını andıran bir uğultunun olduğu ifade edilir. Bu uğultunun ibadetlerdeki yeri nedir? Bu sesler nereden çıkmaktadır?

 

NAMAZDA KIRAAT

Namazda kıraat farzdır ve iki türlüdür. Gizli ve açık. Gizli kıraat; kişinin kendi duyacağı kadar okuması, açık kıraat; bir safın duyacağı kadar sesini yükseltip açık okumasıdır.

Bu olay şu soruyla daha iyi bir biçimde izah edilir:

Soru: Bir insan kalbinden hanımını boşamayı düşünse dilini hareket ettirse, ama ağzından lafız çıkmasa (opera dinlerken televizyonun sesini kapatmak gibi), o insanın hanımı boş olur mu?

El Cevap: Hayır. Lafıza dökülmedikçe kalpten geçen talak geçirsizdir.

- Kalpten geçen nezirler geçerli değildir nezir olamaz.

- Kalpten geçen itak (köle hür etme) lafızla olmadıkça bir geçerliliği yoktur.

- Kalpten geçen secde ayeti ne kadar geçerse geçsin secdeyi gerektirmez.

- Kalpten geçen zikirler asla kıraat değildir.

- Kalpten geçen Kur’an ibadet olmaz.(3)

Kişi namaza duruyor, camide çıt yok. Soruyorsunuz: “Muhterem yoksa okumadınız mı?” “Okuyorum, ama içimden.” diyor. İçten okumak olur mu?

- Eğer kişinin düşüncesi ibadet olsaydı, kişi; “İyyâkena’budü ve iyyâ kenestaîn. - Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz.” derken, aklından Allah’tan başka geçirdiği herşey onu küfre sokardı.

Kişinin sesini duyması şarttır. Ses de ağızdan lafız olarak çıkmalıdır. Gayri ihtiyari duyulmaya engel olacak şeyler okuyordum, ama o esnada caminin önünden bir kamyon geçti ve okuduğum ayetleri duyamadım. Namazım bozuldu mu? El cevap: Hayır.

Bazen de şu olur: İnsan sesli başlar namaza, sonra sessiz devam eder. Bu, namaza manidir. Örneğin: “Elhamdülillâhi rabbil âlemîn, errahmânirrahîm, mâliki yemiddîn ...... (sessizlik) ...... veladdâllîn. (amin)” buraya kadar sesli, burası sessiz, yani ses çıkmıyor. El cevap: Evet fatihayı okumamış sayılır.

Eğer bu içten okuma, zamlı surede olur ve içinden okumadıkları zamlı sure için kifayet miktarında ise namazı sahihtir.

Namaza koşarak gelen birisini düşünün: Soluyor (koşarak gelip önemli birşeyi haber veren çocuk gibi) bir ayette nefesi içeri gidiyor, bir ayette dışarı, ama okudukları dışarıdan duyuluyor. Bu insanın söyledikleri anlaşıldığı halde ses dışarı çıkmamıştır, içeri gitmiştir. Namazı olmamıştır, diye fıkhî tartışmalar olmuştur.

Netice: Fikri Yavuz hocaefendi ilmihalinde bu olayı aynen şöyle zikreder:

"Okuyuşun sahih olabilmesi için, en az kendisi işitebilecek kadar bir teleffuzla okumak lazımdır. Yanında bulunan kimsenin en hafif bir sesle duyması da gizli okuyuşun azami derecesidir. Okuyuş hükmüne girebilmesi için, en az okuyucu yanındakilerin kıraati duymuş olması şarttır."(4)

Evet. Herkes kendi duyacağı kadar okursa, camide arı kovanı gibi bir ses oluşur. Okumayan insanın namazı tehlikelidir. Bbu meseleyi, halen bugünkü gibi hatırlıyorum: Yirmi yaşındayken okumuştuk ve fıkıh hocama şu soruyu sormuştum: “Aman hocam! Bizler çoğu zaman namazlarda böyle okuruz. Bunun bir çıkar yolu yok mu? Bütün mezhepler böyle mi diyor?”

Zat-ı âli, epey duraksadıktan sonra, “Kaza etmen gerekir, bir çıkar yol yok.” demişti ve benim için tarihi olan şu sözü söyledi: "Şimdi anladın mı (dedi) niçin ‘bir saat fıkıh mütalaası, 70 sene nafileden efdaldir’ derler. Çünkü 70 sene nafile kılarsın da namazın olmadığını bilmezsin."

 

KALPTEN GEÇENİN GEÇERLİLİĞİ

Kalp, iman ve niyet ile ilgili meselelerin merkezidir. Örneğin: Kişinin namaza girmesi için niyet şarttır ki, yeri de kalptir. Dille ifadesine ihtiyaç yoktur. Sahabeden ve tabiinden böyle bir şey gelmediği gibi Efendimiz (sav)’in "Şöyle kılıyorum." diye niyyet ettiğini belirten sahih veya zayıf bir hadis yoktur. "Namaz için kalktığında tekbir aldı." rivayeti vardır.(5) Niyetin yeri kalp olduğu için dile gerek yoktur. Hatta bazı fukaha namazda dil ile niyeti mekruh görmüşlerdir. Delil olarak Hz. Ömer’in diliyle niyet eden bir insanı, uyararak, terbiye etmesini göstermişlerdir. Bazı fıkıhçılar ise, kalplerin sahabe ve tabiin dönemindeki kadar saf olmadığından vesveseyi önlemek için dil ile ifade etmenin güzelliğinden bahsetmişler, hatta bazıları da bunun gizli bir sünnet olacağını söylemişlerdir. Demek ki asıl yeri kalptir. Kişi kalbinden imandan çıktığını geçirirse, kafir olur. Bunu dille söylemesine gerek yoktur.

Hatta kalbiyle inanmadığı halde diliyle inananlara, biz münafık (gizli kafir) deriz.

Şu mesele de çok önemlidir: Kişi kendini küfre götürecek birşeye eğer kalben inanırsa, ne kadar kelime-yi şehadet getirirse getirsin, kalbinden bu inancı atmadığı müddetçe müslüman olamaz.

Örneğin: Faizin ve zinanın haram olduğuna inanmayan şahıslar, İslâmın bir nizam olduğunu kabullenmeyenler, kalplerini bu pislikten temizlemedikleri müddetçe, alınları secde mahalinde çürüse de yaptıkları amellerin bir faydasını göremezler.

Şayet Bizler ilmihal bilgisinden bile uzaksak bunun bir hesabı olduğunu unutmayalım.

Selam, Sevgi ve Dua ile...

 

Kaynaklar:

1- İbn-i Abidin, c:1, sf:445.

2- Sahihi Buhari (Tecridi Sarih), c:2, sf: 425, hd. no: 296.

3- Merakul Felah (Nurul izah haşiyesi) Dimeşk sf: 232 Tahkik: Abdulcelil Ata.

4- İslâm ilmihali, Fikri Yavuz, Çile yay. sf: 118 (Namazın farzlarından 3. sü Kur’an okumak).

5- a.g.e. (3) sf: 233, Kavli (İbni Kayyım).

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.