E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

M. FEHMİ REYHAN

KAPAK;


TATİLİ HAK ETTİYSEK

Tatil bizim geleneğimizde olmayan bir kavram. Arapça’dan (atal kelimesinden) dilimize gelmiş yerleşmiş bir kavram. Develioğlu "Çalışmayı durdurma, ara verme, kesme" gibi anlamlar vermiş kelimeye. Belki, belirtilen anlamlarda kullanılan kelime, günümüzdeki anlamıyla hemen hemen hiç kullanılmamıştır diyebiliriz. İşin durdurulması ile dinlenme biraz birbirinden farklı şeyler. Hatta bu çerçeveden hareketle, tanzimat sonrası yayını durdurulan gazetelere gönderilen resmî yazıya "tatilnâme" denilmiştir.

Günümüzde tatil, işi bırakma, işe ara verme, çalışmayı durdurma, çalışmaya ara vermenin yanında dinlenme ve başka yerlerde bulunma, gezme anlamlarını içermektedir. Daha net ifade edersek; tatil, eşittir gezmek, dinlemek hiçbir iş yapmadan dinlenmek olmuştur. Kime sorarsanız tatili hiçbir iş yapmadan dinlenmek şeklinde  yorumlar. Olan ve anlaşılan da budur.

İlkadım’ın bir sayısının kapak konusu "Tatili tatil edelim!" manşetiydi. Aslına bakılırsa, tatilin belirtilen anlamı bize batıdan gelmiştir. Kelime, Arapça kökenli olsa da içi batı tarafından doldurulmuştur.

Batı insanının çok yorucu bir çalışma temposuyla çalıştığını, çalıştırıldığını bilmekteyiz. "Çok çalışma hastalığı" ifadesi bile kullanılıyor. Mesai saatleri içerisinde, ayarlanmış bir makine/robot gibi çalışan batılı insan, mesai dışında da, sorumsuz bir dinlenmenin insanı oluverir. Mesai saatlerinde tam bir üretici, dışında tam bir tüketicidir. Kurulu sistemleri "sosyal devlet" ilkesine tam uyduğu için, gelecekle ilgili dünyevî kaygıları da yokturki ek iş yapsın. Çocuk parası, eğitim parası, sosyal güvence, konut imkânı... gibi bizim insanımızı rahatsız eden hususlarda, insanına tam bir güvence vermiştir. Bu sebeple çalışır ve dinlenir. Üretir ve tüketir.

Bizim imanımız tam üretmezken, tam tüketmek arzusundadır. Kurulu düzen "hantal devlet yapısıyla" insanımızı çalışırken yorulmamaya yönelik bir anlayışa alıştırmıştır. Buna gelecek endişesini de eklerseniz, tatil kavramı insanımızın büyük çoğunluğu için "ek iş" şeklinde yorumlanıyor. Başka bir deyişle "esas işinde dinlenen insanımızın, ek işinde yorulduğu" görülür.

Ortaya şu husus çıktı: Batı için tatil, dinlenme amaçlı önemli bir zaman dilimi. Bunu devlet, "sosyal devlet" olmanın gereği, organize ediyor, yönlendiriyor, teşvik ediyor. Bunun sonucu da, turizm dediğimiz olgu ortaya çıkıyor.

Tatil ve turizm kavramları beraberce düşünülüyor. Kültürel etkileşim açısından da büyük önem ifade eden ve tüketim özelliği sebebiyle teşvik gören bir olgu haline gelmiştir, tatil ve turizm.

Bizde tatil yoktu. Müslümanın önemli bayramlarından biri olan Cuma’da bile Cuma namazı saatinin dışında çalışma teşvik edilmiştir. İbadet(namaz) sonrası, rızık için dağılma emri verilmliştir. İslâm tarihi boyunca da bu ilkeye bağlı kalınmıştır. Hristiyanların pazarı, yahudilerin cumartesisi ibadet günü olması sebebiyle, cumanın da müslümanların bayramı olarak tatil edilmesi dikkat çekicidir. Öyleyse, geleneğimizde batılı anlamda tatil yoktur. Çünkü bir ayet-i kerimede bu husus netleştirilmiştir.

“İşlerinden boşaldığın vakit, tekrar çalış ve yorul, Rabbine rağbet et, "Bana yönel, boş durma" İnşirah sûresi 7 ve 8. ayetlerin ifadesi şöyle yorumlanır:

Allah’ımız, Rasûl’üne yüklediği görevin zorluğu sonucu çok yorulabileceğini, ama bunun mükâfatının da büyük olduğunu ifade ederek, dünyevî meşguliyetlerle yoğun düştüğü anda, manevî âleme yönelme, O’nu zikretme emrini vermiş, yol göstermiştir. Davetin yorgunluğunu Allah’a yönelip, O’nu zikrederek atması gerektiğini ifade ediyor.

Buradan hareketle, İslâm dünyasında ilke haline getirilmiş, sonra uzaklaşmış bir gerçeği söyleyebiliriz: Dinlenmek, ayakları havaya dikip veya yan gelip yatmak, boş, amaçsız, lakayd bir şekilde gezmek, dolaşmak uyumak değildir. Ya nedir? İş değiştirmektir. Bedenî bir işten yorulan insanın, zihnî bir işe yönelmesi gibi. Ya da "A" işinden yorulanın "B" işine yönelmesi. Bunun yanında, bir işten yorulunca veya o iş bitirilince ruhen dinlenmek, yeni çalışmalara motive olmak için "Allah’a yönelmek" gerekir. Dünyevî yorgunluğu gidermenin bir yolu da, Allah’a yönelmek ve yeni bir manevî destekle yeni çalışmalara girişmek. Gecenin bir yarısında "teheccüde" kalkan Nebi’nin, ertesi günkü mücadeleye, bıraktığı yerden başlaması buna bir örnektir.

İkinci yaklaşım şu olmalıdır: Yıl boyu üretime katkıda bulunan veya farklı alanlarda gayret sarfeden insanların dinlenmeyi, faydalı bir hale getirmeleri gerekmektedir. Tatili, gezmek ve dinlenmek olarak yorumluyorsak, bu gezmeyi kendimize ve toplumumuza yönelik faydalarla kullanmalıyız. Nasıl mı?

Yüce kitabımızda, eski uygarlık merkezlerinin, helak olan, belaya uğrayan kavimlerin yerlerinin "ibret" amaçlı gezilmesi tavsiye ediliyor. Buradan hareketle gezilerin bilgi, kültür ve ibret amaçlı olması yerinde olacaktır. Dinî ve kültürel anlamdaki turizmin de revaç bulduğu bir dönemdeyiz. Gezilen tarihi yerleri Yunus Emre’nin mezarlık ziyareti veya;

“Mal sahibi, mülk sahibi,

Hani bunun ilk sahibi?

Mal da yalan, mülk de yalan,

Var biraz da sen oyalan.”

Mısralarındaki anlam zenginliği ile "Kimler geldi kimler geçti" sorusuna cevap arayarak "ya ben" diye gezersek, geziyi de tatili de anlamlı hale getirebiliriz.

Tabii güzelliklerin karşısında, o güzellikleri bize bahşeden yaratıcımızı tefekkür edebilirsek -ki etmeliyiz- tabiatı temaşanın gerekliliği açısından faydalı sonuçlar hasıl olur. Bütün kainatı insana hizmet için yaratan Rabbimizi anmaya sebepler, yerler, olaylar o kadar çok ki...

Yine tatilimizi, kendimize, ailemize, etrafımıza, cemaatimize hizmet noktasında da değerlendirebiliriz. Öğretmek, öğrenmek, eğitmek gibi güzel çalışmalarla da tatili tatil edip, faydalar oluştarabiliriz.

Kendimizi dünyevî meşgale ve işlerden yorgun hissediyor ve dinlenmek, tatil yapmak istiyorsak, bunu hakettiğimize inanıyorsak, tüketim tatili değil, belirtilen yönlerde dinlenme tatilinin içinde olmalıyız.

Çalışırken, dinlenirken, otururken, gezerken, üretirken, tüketirken "kim olduğumuzu, nereden gelip nereye gittiğimizi” bilmeliyiz, unutmamalıyız.

Çalışmak da, üretmek de, dinlenmek de tatilde, gezmek de bize özgü olsun; batıya, batılılara göre değil.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.