E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AHMET TAHA

HABER YORUM;


BAŞÖRTÜSÜ YA DA KUŞLARA UÇMA, BALIKLARA YÜZME YASAĞI

Okullar tatilde. Başörtüsü problemi şimdilik gündemden çekildi diye düşünebilirsiniz. Ancak, laikliği dinsizlik ve dinle ilgili herşeyle savaşma olarak yorumlayanlar, başörtüsü sorununu birkaç aylığına da olsa gündemden uzaklaştırmaya niyetleri yok. Daha önce resmi dairelerdeki memureler ile okullardaki öğretmenlerde başlatılan, üniversitelerde devam ettirilen başörtüsü yasağı, geçen öğretim yılında ilahiyat fakülteleri ve imam hatip liselerinde devam ettirildi. Dini eğitim verilen, Kur’an, tefsir, hadis, akaid, fıkıh ve benzeri derslerde baş örtmenin kadınlar için farz olduğu öğretilen okullarda, dersin gereğini yapmak yasak kapsamına alındı. Kuşlara uçmak, balıklara suda kalmak nasıl yasak olabilir. Bunun mantığını hangi yasakçı zihniyet açıklayabilir.

 

LAİKLİK DİNE SAYGI MI, DİNSİZLİK Mİ?

İnsan haklarından sorumlu Devlet Bakanı, çıkartılan bir kararnameyi dayanak göstererek baş örtme hakkını tanımıyor. Başörtüsü yasağını insan haklarına aykırı bulmadığını savunuyor. Gerek dinî, gerek zevk meselesi, gerek ideolojik ve siyasî olsun bir insanın bir kıyafet tercihi en tabii insan hakkıdır. Siyasî ve ideolojik sebeplerle başörtüsü takıldığını iddia ederek yasağı savunanlar, tamamen siyâsi ve ideolojik sebeplerle yasak koyuyor ve uyguluyorlar. Kendi mantıkları dahi kendilerini yalanlıyor. Oysa hiç kimsenin siyasi ve ideolojik görüşüne ve kıyafetine karışılamaz ve karışılmıyor da. İş, kadınların başörtüsüne gelince, her fırsatta dini sebeple örtünüldüğü de söylendiği halde, yasak kapsamından bir türlü çıkılamıyor.

 

TÜRKİYE VE DÜNYADA LAİKLİK UYGULAMASI

Birileri "Başörtüsü ile kamu kurumlarına ve okullara girmek, kamu düzenine aykırıdır." diyor. Birileri de "Başörtüsü toplumda ayrımcılık meydana getirir." diyor. Laiklik, her din ve inançtan insanın istediği dine inanması, inandığı dinin eğitimini alabilmesi, eğitimini aldığı dinin gereklerini yapabilmesi, dinini savunabilmesi olarak kitaplarımızda yazılır. İş uygulamaya gelince parantez içinde "İslam ve müslümanlar hariç!" diye görünmez bir cümle var kabul edilir. Herşeyden önce laikliğin net bir tanımı yapılmalı. Laiklik dinsizlikse, dini herşeyle savaşmanın adı ise, yüzde 98’i müslüman denilen Türk halkına bu laikliği açıkça anlatın bakalım. İngiltere’de bayan polis başörtüsü takabiliyor. Laikliğin uygulandığı üç ülkeden biri olan ABD’de memurların inançlarına bağlı kıyafetleri serbest. Değil, müslümanların başörtüsü, Hint-Sih usûlü sarıklı olarak devlet dairelerinde çalışabiliyorlar. ABD’deki uygulama, ne laikliği tehdit ediyor, ne de kamu düzenini bozuyor. Bizde durum farklı deniyorsa, bu farkı koyanlar, yine halkı karşı karşıya getirmek isteyen, halkın inançlarına düşman, halktan kopuk, “ben derim olur” mantığını işleten dikta rejimi özlemcileridir. Halkı anlamayan, halkın içinde bulunmayan, halka rağmenci, görünmeyen iç ve dış güçlerin desteği ile iktidar olanlardan da başka bir şey beklenemez.

 

ÇÖZÜM MECLİS’TE FAKAT MECLİS NEREDE?

Halk başörtülü, başı açık gibi bir ayırımla birbirine bakmıyor. Ülkenin her bölgesinde, kapalı-açık her alanında insanlar her türlü kıyafet ve farklı inançlara sahip olarak kardeşçe yaşıyor. Kimse kimseye ayrımcı gözü ile bakmıyor. Kimse kimseyi birşeye zorlamıyor, dışlamıyor. Problem halkta değil, halka rağmenci, halkdan kopuk, halkına güvenmeyen, bulunduğu makamı işgal eden, işgalin sona ermemesi için başörtüsü ve benzeri konuları gündemde tutmaya çalışan tepedekilerde. Bulunduğu makamı haksız elde edenler, yaptıkları bilimsel hırsızlıkları gizlemenin bir yolunu arayanlar, gariban sahipsiz başörtülülere saldırmakta çareyi buluyorlar. Kendi maaşları da dahil, dış ve iç güçlerin her emrine amade, istenilen her kanunu çıkarabilen meclis, her nedense başörtüsü meselesini halledemiyor. Seçim zamanlarında kullanmaktan, halkı istismardan başka bir şey yapmıyorlar.

 

YIKILAN HAYALLER, KAYBOLAN GENÇLİK

11-15 yaş arası imam hatip liseli çocukların, 17-20 yaşları arası genç kızların yıkılan hayallerini kim geri verecek? Ömürlerinin en duygusal anlarını, devlet diye karşılarına dikilen zorbaların yıktığı dünyalarını kim tamir edecek? Devlet adına hareket edenler, yıllardır sürdürdükleri başörtüsü yasağından devlet adına ne kazandılar? Kendi makamlarını korudular. Ancak halk ne kazandı? Devlet ne kazandı? Ekonomi ve siyasî krizler mi bitti? İşsizlik meselesi mi halloldu? Halk ile mücadelede kim ne kazandı?

Aksine devletin okulunda tahsilini tamamlamış, belki devlet bütçesinden milyarlarca masraf edilerek okulunu bitirmiş, doktor, hemşire, öğretmen, avukat ve benzeri kamu kurumlarında görev almış bayanları bir kararla işten uzaklaştırmanın ülke ekonomisine katkısı ne oldu? Devletin milyarları insanlara hizmet yerine, evlere hapsedildi. Bu kadar mantıksızlık hangi mantıkla yapılıyor, anlamak mümkün değil.

Bu çocukların ailesi, annesi, babası, yakın ve uzak akrabaları ile bir rakam düşündüğümüzde devlete tepkili insan sayısını, az çok tahmin edebiliriz.

Kendi vatanında okuma imkânı verilmeyen kızlarımızın, diğer batılı ülkelerle kabul görmesi, hiçbir engelle karşılaşmadan istedikleri kıyafetlerle okullarına devam edebilmesi ise, ayrı bir sevinç ve hüzün kaynağı. Özyurdunda garip, öz vatanında parya.

 

TARİHİN AFFETMEYECEĞİ ZULÜM ÖRNEĞİ

Okul ve resmî dairelerdeki başörtüsü yasağından sonra yasak kapsamı gittikçe daraltılıyor. Askeri lojmanlar, ordu evleri, askerî hastanelerden sonra, tıp fakültelerinde de başörtüsü problemi hortlatılmaya çalışılıyor. Kanser tedavisi gören, böbrek yetmezliği sebebi ile diyalize bağlanması gereken 71 yaşındaki Medine Bircan’dan başı açık fotoğraf isteniyor. 71 yaşındaki Medine Nine, emekli sandığının verdiği sağlık karnesindeki fotoğrafı başı açık olmadığı için diyalize kabul edilmiyor. Fotoğraf sebebiyle hayati tehlikesi olan hasta, tedavisine başlanmıyor. Tepeden birileri emir veriyor. Tepedeki halk düşmanına ulaşamayan vatandaş, emri uygulamak zorunda olan görevli ile zıtlaşmak durumunda kalıyor. Yetkiliden ses çıkmıyor. Basına yansıyan bu olayın yanısıra daha haberimizin olmadığı ne zulümler işleniyor. İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi’ndeki hangi yetkili, 71 yaşında hasta yatağındaki kanser ve böbrek yetmezliği ile boğuşan bir nineye, bu muameleye razı olabilir. Bunu hangi insaf ve vicdan kabul eder. Bu başörtüsü sizin gözünüze ne olarak görünüyor ve ne yapmak istiyorsunuz?

Halkla, halkın inancı ile, özgürlüklerle savaşmak, tarihte kime ne kazandırdı ki size kazandıracak. Bir süre sonra zulüm sona erecek. Bu yasağı uygulayan ve savunanları tarih yargılayacak. Gelecek nesil, bu ülkede bu kadar mantıksızlığın nasıl yapıldığını, bu zulümler yapılırken erdemli insanların neyle meşgul olduklarını hep merak edecek.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.