E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

BAKİ ÖNCEL

GENÇLİK;


DÜNYADAKİ MUHASEBE TOPLUMSAL, AHİRETTEKİ MUHASEBE BİREYSELDİR

İnsan, içinde yaşadığı toplumdaki herşeyden etkilenen bir yapıya sahiptir. Duyguları, düşünceleri, sevinçleri, üzüntüleriyle insan toplumunun bir ferdi olmaktadır.

Dünya kupası maçlarının oynandığı geçen ay, milli takımımızın attığı gollerle, oynadığı maçta öne geçmesi bir anda insanımızın sokaklara dökülerek, milli takımın lehine attığı sloganlar, bağırmalar nümayişler içinde yaşadığımız toplumun acısıyla, sevinciyle hep ortak tavır aldığımızı gösterir mi?

Siz bir an olsun şöyle bir düşünün, hangi musibetlerle karşı karşıyayız?. Kestirebiliyor musunuz? Sizin değer verdiğiniz şeyle, toplumun değer verdiği şey birbirine denk mi, eşit mi?

Zannediyorum sizin değer verdiğiniz şeyle toplumun değer verdiği şeyler birbiriyle zıt şeylerdir, diyorsunuz.

İnsan hem anlamsız, hem de boşuna mı yaratılmıştır sizce. Eğer öyleyse (hem anlamsız, hem boşuna yaratılmış ise) kendisi için bir yol bulması mı gerekiyor?

İnsanda çoğu mantık dışı ihtiyaçlar vardır. Rasyonel olmayan, ama bunlar temel ihtiyaçtırlar. İman gibi... İman asil bir ihtiyaçtır. İnsan tabiatının, insan yaratılışının bir parçasıdır.

Her insan birşeylere dayanmak ister. Maneviyata önem vermek insanın yaratılışının, fıtratının gereğidir. İnsan, nasıl bedeni için yemeye, içmeye, nefes almaya muhtaç ise, tapmak, tapınmak da ruhun temel ihtiyaçlarından biridir. İnsan, tarihin haber verdiği günden beri tapınmakla meşguldür.

Tapınmanın olmadığı hiçbir zaman ve toplum olmamıştır. Mabudun ne olduğu önemli değildir. Mesele insandaki tapınma meselesidir.

Allah(cc)’a tapma azalırken insanın yaratılışında olan tapınma duygusu yerini başka şeylerle doldurmaya başlamaktadır.

Kahramanlara tapınma... vb.

Eğer insandan Allah (cc)’ı alırlarsa..

Taşa, topa, ateşe, makama, kadına, paraya tapınmalar baş gösterir. Bu tapınmalar yapılırken tanrılığı söz konusu edilmez. Tıpkı Buda’nın tanrıyı söz konusu etmediği halde, halkın Buda’nın kendisine taptığı gibi....

Bugün mabudlar yüzeysel ve ahmak... Neden mi? Sahaya çıkmadan dua yapan futbolcu, dua edip namaz kılınca linç edilmek istenirken, takımlarının gol atmasıyla ilahlaştırıldıkları Hz. Ömer ve cahiliyyeyi hatırlatıyordur sizlere. Acıkınca yenilen, tok olunca tapınan ilahları, helvadan putları...

Eğer halk, kahramanlara tapınır olmuşsa;

Genç nesil kendisinde boşluğa ve hiçliğe tapma hissetmektedir. Bu ihtiyacını zuhur ettiği anda gideriyor.

Fertlerin ve toplumların boş zamanlarını inceleyerek o toplumun veya o ferdin tipini tayin edebilirsiniz. Bir toplumda halk, boş vakitlerinde üretim yapıyor. Diğeri de eğlence tertipliyorsa, bu iki toplumun tipinin aynı şekilde olmadığı bellidir. Boş zaman kullanımı farklıdır.

Toplum, boş zamanı zoraki meşguliyetlerle doldurmuştur. Bu da insanın tektip olmasına sebep olmaktadır. Ve sanki beyinler yıkanarak boş zaman kullanımı güçleştirilmiştir. Milyonlarca evde, milyonlarca insanın birbirinden haberleri olmadan TV kanallarıyla yönlendirilmesi gibi...

Eskiden insanlar farklı alanlarda boş vakit geçirirlerdi. Memurun, işçinin, çiftçinin boş vakit geçirme tarzı farklıyken, şimdi, toplumun onlara zoraki yüklediği yeknesak ve monoton bir biçimde geçiriliyor.

İnsanın hakiki ömrü; kendi kendine düşünme imkânı bulabildiği zamanlardır. Böyle zamanlarda insan kendini sorgulama imânına sahip olur. İşte böylesi vakitlerde, insanda ruhsal devrimin gerçekleşme ihtimali vardır. Bir insanın kendisinde gerçekleştirebileceği en yüksek inkılab, düşünce durumudur.

Boş vakitlerde en önemli mesele, sadece insanın bu günleri çeşitli şekillerde ve çok boyutlu geçirmesi değildir. Belki bu boş zamanlar, dikkatli düşünmek için müsait bir zaman olabilir. İnsan, boş zamanları kendine ayırabildiği takdirde düşünme takatı bulabilir.

Bir tatil mevsimine girdik.

Uzun eğitim günlerinden sonra gençlerimiz ve çocuklarımız yine uzun tatil günleri yaşacaklar. Dinlenmekle, tatil yapıyorum diye boş zaman geçirmeye kendimizi alıştırmamalıyız. Bilinçli olmalıyız...

Aileler bilinçli olmalı.

Gençler bilinçli olmalı.

Toplum bilinçli olmalı...

Bilinç, toplumun bünyesinde yayılmalı ki toplum düzeni sağlansın. Toplum düzenini sağlamak toplum bilincine düşer. Toplumsal bilinç, her bireye, onun sorumluluk alanına giren bir görev yükler.

Ve bu sorumluluk kişi için sağduyuya ulaşma ve onu yaygınlaştırma fırsatları arttığı oranda fazlalaşır. Konuyu bu düzeyde algılayan kişi, “ömrünü nerede tükettiği” sorusunun sorulacağı zamanı hatırladıkça ürperecektir ve insana verilen diğer imkânlardan da sorulacaktır.

Dünyadaki muhasebe toplumsal, ahiretteki muhasebe ise bireyseldir. Zira ahirete ilişkin sorumluluk da bireyseldir.

"Hiçbir günahkâr başkasının yükünü yüklenmez; insana kendi yapıp ettiklerinden (sa’y) başkası yoktur. Ve ne yapıp ettiği de yakında görülecektir." (Necm /38-40)

Toplumun tümden yargılanmasına gelince, bu da Allah’ın şu ayetiyle açıkça belirtilmiştir:

"İçinizden yalnızca zalimlere isabet etmekle kalmayacak olan fitneden çekinin ve bilin ki Allah (c.c) şedid’ül-ikâbtır" (Enfal/45)

Suçlu bir topluma, bir musibet indiğinde bu, suçsuz bireyleri de içine alır. Nimet ve musibet, geneli içine alıyorsa, toplumun dünyadaki muhasebeside doğal olarak toplumsal olacaktır.

Hz. Muhammed (a.s) toplumu eğitirken; "İnsanların yaptıklarından sorumlu olduğunu, bir gün mutlaka hesap vereceklerini” her fırsatta söylüyordu.

 

YARINLAR KİMİN?

Ülkemiz, genç neslin çok olduğu ülkelerden biri ve bu gençliğin büyük çoğunluğu öğrenci kesimini oluşturur. Son yıllarda hükümetlerin aldığı ve uygulamaya koydukları 8 yıllık eğitimle birlikte neredeyse ülkemizin çocuk ve gençlerinde öğrenci olmayan kalmayacak gibi...

Son elli yılın Türkiyesine baktığımızda gençlik, pek çok arbedelerden geçmiş, kimi zaman okulundan, kimi zaman iş yerinden, kendinin varlığının kabulünü sağlamak için meydanlara sürülmüş. Hep bir ideal ve ideoloji uğruna kazanıyorum derken, çok şeyler kaybetmiştir.

Bunda ülke yönetimindeki insanlarımızın, gençlik için asırlar düşünülerek yapılması ve uygulanması gereken programları olması lazımken, günübirlik ve dar düşüncelerle hazırlanan kanunlar yürürlüğe konulup, nice kuşakların harcanmasına göz yumulmuştur.

Mesela 58 kuşağı diye bilinen bir ittifakın iktidarda olduğu yıllarda bir kısım mihrakların tahrikiyle sokaklara dökülen gençliğin çektiği acılar...

Yine 68 kuşağının Tüm dünyadaki gençlik hareketlerinin ülkemize sıçraması ve yine sokaklara dökülen gençliğin anarşizmin sembolü olarak hafızalara kazınması... Özellikle bu ülkenin gençlerine model lider ve model eylem adamı, model düşünce adamı olarak marksist şahsiyetlerin empoze edilmesi... Bu dönemki ülkemiz gençliğinin tarihine, dinine, milliyetine ve hatta ecdatta örnek alınacak, şahsiyetlere kin kusan bir gençlik yetiştirilmesi göze çarpar.

Kökü  dışarda olan köksüz fikirler, köklerinden koparılmaya çalışılan gençlik için ideal fikirler olarak aşılanır.

68 kuşağı gençlik, felsefi akımlarla, sosyalist ve anarşist fikirlerin harman olduğu, kurtuluşun devrimden ve anarşizmden geçip sınırsız sosyalizm idealiyle körpe beyinlerin doldurulup başkaldıran bir gençlik olarak piyasaya sürüldüğü acılı bir gençlik olarak kalır hafızalarda... Ve sonra 78 kuşağının 68’den devraldığı eylemci ve başkaldıran otoriteye isyanın doruk noktaya çıktığı dönemde, bir gençlik gelir ve uzun süre ülkenin gündeminde kalır bu kuşak. Sağcısıyla, solcusuyla acı çeken ve kimilerinin hastahanelere, kimilerinin hapisanelere, kimilerinin kabristanlara sevkedildiği çileli bir gençlik olur.

Güya hepsinin idealinde yaşanılır bir ülke vardır. Yaşanılır bir yurt, mutlu bir yurttaş sevdasıdır gönüllerdeki... Ama ne yazık ki, o yurdu kan gölüne çeviren ve yurttaşlarını yasa boğan da yine o gençliktir.

Okullar, sokaklar, şehirler gizli bir elin kuklaya hareketler yaptırdığı gibi. hareketlenir ve gençlik, delikanlılığın ve kitle psikolojisinin verdiği enerjiyle yine sonu hüsran, acı ve hayattan bezgin bir şekilde bir sonraki kuşağa bırakır umutlarını ve gelecek mutlu yarınları. Ama bu sefer, çağın verdiği bir bunalımla genç, daha değişik tuzaklara sürüklenir.

Emperyalist ülkelerin, uydu devlet konumuna getirmeye çalıştıkları ülkelerde bir soğuk harp uygulaması vardır. Bunun için sömürgeye aday ülkelerden ajanlarla birlikte çalışarak o ülkede mafya vari oluşumlar desteklenir, organize bir çalışma başlatılır.

Sokaklar,

Sokaktaki başı boş insanlar (gençler),

Ve çocuklar...

İyiye ve güzele yönlendirilmeyen gençler kendilerinden önceki kuşağın düştüğü yanlışlıklardan çok daha büyüğü olan yeni yanlışlıklara sevkediliyorlar.

Bunların içinde en önemlisi olarak görebileceğimiz uyuşturucu ve alkolün cazibesine...

Herşey zeminin müsaitliğinde gelişiyor.

Hasta toplum ve bozuk çevre.. çevreye uyma havası.. tehlikeyi yaşam biçimi haline getirme.. kendisini ispatlama içgüdüsü.. manevi boşluk, inanç zaafı ve gençliğin toplumdan kaynaklanan güvensizlik duygusu... Gencin gelecekle ilgili kaygıları onu yalnızlığa, bunalıma, sıkıntıya iterken, aile içindeki bozuk yapı, geçimsizlikte gencin bir çıkar yol ararken onun bunalımından faydalanmak isteyenlere güzel bir zemin oluyor.

Çocukların ve gençlerin etkilendiği çevrelerin başında arkadaş çevresi geliyor. İnsanın yapısında var olan grup karakteri, arkadaş çevresinde kabul görmeyi de beraberinde getiriyor.

Eğer gencin çevresinde kabul görmesi için o çevrede uyuşturucu ve alkol gibi alışkanlıklar varsa; genç, çevrenin baskısına dayanamaz ve aşağılık duygusuyla uyuşturucuya başlayabilir.

Hep zannederiz ki, uyuşturucuyla ilk temas satıcıları vasıtasıyla olur. Bu yanılgı çoğu insanda vardır. Bilakis bu işe ilk başlatan arkadaş çevresi olmaktadır.

Maalesef köklü çalışmaların yapılamadığı, gençliğine sahip çıkamayan bir ülkede yaşıyoruz. Görünen o ki, elli yılın gençlik devresinde yaşadığımız sıkıntılar, koltuk kavgası, rant davası, çevre kayırması yapmaktan, yarınları düşünemeyen devlet adamlarımızın ufkunun darlığı, bir kuşağın daha heba olmasına seyirci kalacağız gibi geliyor.

Bir zamanlar her gençlik grubunun kullandığı bir slogan vardı. İdeolojik olarak söylenirdi, ama güzel bir slogandı:

"Yarınlar bizim!"

Sahi, ey devlet adamlarımız, idarecilerimiz ya da bu ülkeyi ve bu ülkenin insanını sevenler! Köklü bir gençlik eğitimi ve çalışması yapamadığımız halde yine diyebiliyor ve inanabiliyor muyuz ki?..

"YARINLAR BİZİM!"

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.