E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ABDULLAH GÜZEL

İSLAM FIKHI;


KUR’AN İNCİLLEŞTİRİLMEK Mİ İSTENİYOR?

Kur’an-ı Kerim, hangi zaman ve mekanda okunursa okunsun, daima ebedi bir mucize olarak taptaze önümüzde duracaktır.

Dil ve üslûb yönünden adâlet, hakkaniyet, siyasî, içtimaî, iktisadî, yönleri ile benzeri olmayan ilâhi bir sistemdir. Şu anda dünya böyle mükemmelliği ile şüphe olmayan ilâhi bir nizamdan mahrumdur, hatta mahrumiyetinden de habersizdir. Günümüzde sadece isteyenin okuyabileceği bir kitaptır. İçindeki itikat, ibadet, muamelat ve ukubatla ilgili ayetlerin geçerliliği kısmîdir. Halbuki İslâm bir bütündür, bütün olarak yaşanmalı ki, kişi mü’min-i kâmil olabilsin.

Günümüzde dini duyarlılığını hissettirenlerin tahkir edildiği, Kur’an’a, okullarda yabancı dil kadar yer ayrılmayışı insanı düşündürüyor. Acaba Kur’an incilleştiriliyor mu?

Aslında bazı programların ve bazı düşüncelerin temelinde bu var. Bununla beraber Kur’an’ın hâdimleri, hafızları, muhibleri de mevcuttur. Bunlar da ortadan kaldırılırsa, Allah herşeye kadirdir. Tahmin edemediğiniz ülkelere Rabbım hidayet verir, onlar sahip olurlar. Örneğin Amerika’da, Rusya’da, İngiltere’de Kur’an kursları, imam hatipler açılırsa kimseye garip gelmesin. Kur’an nuru Mekke’de doğdu, ama dünyanın çeşitli ülkelerini gezdi. Bir zamanlar İspanya, Kur’an hafızlarının kaynağı idi, ne oldu? İbret alınmalı, nimet malı elden gitmeden sahip olun.

Allah (cc), Kur’an-ı Kerim’de; "Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah onun yerine öyle bir kavim getirecek ki, Allah onları sever, onlar Allah’ı severler, onu dilediğine verir." (Maide  54)

Hz. Peygamber (sav) zamanından beri İslâm dünyasında az da olsa irtidat olayları olmuş, bazı şahıs veya gruplar İslâm’ı terk etmişlerdir. Ancak bunların, İslâm’ın yayılmasına ve yaşamasına hiçbir zararları olmamış. Allah’ın cihanı aydınlatmak için yaktığı meşale her geçen gün biraz daha kuvvetlenerek yanmış, ışıklarını genişleterek devam ettirmiş ve devam edecektir. Bunun devamına vesile olanlara vasıta olanlara müjdeler olsun.

Bir diğer ayet-i kerime de şöyledir:  "Kur’an’ı kesinlikle biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız." (Hicr 9)

Bu ayet açıkça göstermektedir ki, Kur’an-ı Kerim Allah’ın koruması altındadır ve kaybolmaksızın, en ufak bir tahrife uğramaksızın kıyamete kadar aslını muhafaza edecektir. Kur’an’ın muhafazasına vesile olanlar bahtiyar kişilerdir. Aksini düşünenler ise hiç zarar veremez, ancak Kur’an’a karşı düşmanlıklarını ilan ederler. Onlar için ise, Allah’ın azabı pek şiddetlidir.

İnsanların acziyetini belirten bir diğer ayet-i kerime: "De ki: Andolsun, bu Kur’an’ın bir benzerini ortaya koymak üzere ins ü cin bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, onun benzerini ortaya getiremezler." (İsra 88)

Her yönü ile muhkem olan ilâhî sisteme, beşerî sistemi tercih edenlere gelince öldükten sonra Allah’a zor hesap verirler. Belki de cehennemin en çok özlediği kişiler bunlardır. Zira Allah kelamı olan Kur’an-ı Kerim, insanî ilişkileri en güzel halde düzenleyen hayatımızın programıdır, ilâhi bir mesajdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da içinde bulunduğu Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı, toplumumuzun, hatta insanlığın muhtaç olduğu bir toplantıdır. Umarız ki gelecek istişare toplantılarında diğer İslâm ülkelerinden de kıymetli din alimleri, ehliyetli kişilerin de davet edilmesi ile dünya insanlığının problemlerine çözüm bulabilecek konuma getirilir. Bugün insanlık mevcut sistemlerden umduğunu bulamadı. İnsanlığın ihtiyacı Kur’an’ın ve sünnetin hakem olduğu bir ortamdır.

Bizim ondört asırlık bir mirasımız var, herşeye uygulana gelmiş. Geçmişi unutmadan bazı konuları usûlüne uygun her zaman müzakere edilmesinde elbette yarar vardır.

Mevzubahis toplantının sonuç bildirgesi 39 madde ile farklı konular tartışılmıştır. Konuların hepsi hemen hemen muteber fıkıh kitaplarında ve mezheblerin ictihadında yer almaktadır. Ancak toplantıya iştirak eden zevatın kendilerinde ifade ettiği gibi değer ölçüleri Kur’an ve sünnettir. Elbette aksi düşünülemez.

Maddeleri incelediğimizde kadınla ilgili konulara uzunca yer verildiğini görüyoruz.

14. maddede kız çocuklarının eğitim ve çalışma olanaklarını kısıtlayan, engelleyen ya da engelleme ve kısıtlama ihtimali taşıyan anlayış ve uygulamalar yeniden gözden geçirilmeli ve gerekli düzenlemeler yapılmalı, diye bir gerçeği dile getirmişler. Doğrudur ama İslâm dinî zaten kadının tahsiline mani değildir.

Önce bazı şeyleri iyi tespit etmemiz gerekir. İslâm’dan önce kadınların değeri yoktu. İslâm’la beraber kadın izzet ve şerefine kavuştu. Bugün ise kadınlar İslâm’dan uzaklaştıkça İslâmî güzelliklerini kaybediyorlar, İslâm’dan önceki duruma doğru gidiyorlar. Din İşleri Yüksek Kurulu, “Başörtüsü İslâm’ın emridir.” diye fetva verdi, ama üniversitedeki çocukların başörtüsünden dolayı okuldan uzaklaşmalarına mani olmadı. Kız çocukları tahsilden mahrum kaldı. Merak ediyorum, verilen fetvaların veya bundan sonraki verilecek fetvaların geçerliliği nedir?

20. maddede kadınların özel hallerinde namaz yükümlülüğünden muaf tutulmaları onların temiz olmamaları sebebiyle değil, psikolojik ve fizyolojik yüklerini hafifletme düşüncesiyledir. Ancak kadınlar bu gibi durumlarda Kur’an okuyabilecekleri gibi, mescidlere de girebilirler maddesi yer almaktadır.

Kadınlarla ilgili onların temiz olmamaları sebebiyle değil, derken, Allah (cc) Kur’an-ı Kerim’de bu konuya bakın ne diyor?

"Ey Rasulü mükerrem! Nas sana kadınların hayz halinden sual ederler. Sen cevapta de ki: ‘Hayz; tabiatın sevmediği bir ezadır. Hayır eza olunca, Hayız halinden kadınlara cimadan içtinab edin ve hayırlarından kurtulup temizleninceye kadar kadınlara yakın olmayın. Zira hayz halinde hatuna kurbiyyet nefreti mucibtir." (Bakara 390)

Hayız ezadan ibaret olunca, hayız halinde kadınlara yahudiler gibi muamele etmeyin. Çünkü yahudiler hayız halinde kadınlarla yemek yemezler ve ülfet etmezler. Siz onlar gibi ülfeti kesmeyin ve Nasara gibi de muamele etmeyin. Zira onlar hayız halinde cima ederler, siz bu iki muamelenin vasatıyla muamele edin. Binaenaleyh, hayz halinde onlara cimadan ictinap edin, temizleninceye kadar takarrub etmeyin. Fakat onları ülfetinizden de mahrum bırakmayın. Beraber yiyin için bir hanede oturun. (Hülasat’ül-beyan 1/390)

Belki de heyetinizin niyeti, kadını korumak onları onure etmektir, ancak hiç kimse yaratan Rabbi kadar değer veremez, koruyamaz. Zamanımızın kadınlarının pek çoğunun giysisi cehennemlik alametlerindendir. Yaşantıları ise herkesin malûmudur. Gelin kadınlarımıza kızlarımıza Allah (cc)’ın razı olacağı takva elbisesini giydirelim. Namusunu ve iffetini muhafaza edebilecek ortam hazırlayalım. Fetvamız havada kalmayacaksa fetva verelim. Heyhat, bırakın başkalarına fetva vermeyi, fetva verenler okula gönderirken kendi kızlarının kafasını kapatamazlar. Hatta öğretmen hanımları ve gelinleri varsa onlar da okuldan, işten uzaklaştırılır da sizden fetva sormaz.

Peki neden buna gerek duyuluyor. Elbette insanlarımızın pek çoğunun dinî duyarlılıklarını bilmiyorlar, onları da bu yolla tatmin etmek içindir. “İşte biz de varız, dinimize karşı duyarlıyız, din kutsaldır, herşeyimizdir.” imajını vermeye matuftur. Fetva ile amel etmek değil, sadece istismardır.

Bir endişem daha var: İleride belki de lüzûm hasıl olunca bu kıymetli ilim adamlarının fetvası doğrultusunda din adına, Kur’an adına yanlış fetvalar verileceği veya verdirileceği endişesi. Zira tarih tekerrürden ibaret derler ya. Zaman zaman efendim merhum Hamdi Yazır ve merhum Mehmed Vehbi Hoca efendiler malûm fetvaları nasıl verdiler diye mırıldanırızya, ümit ediyorum ve bekliyorum ki önce şûra kurulu yasaların kontrolünde etkili ve yetkili bir halde kimsenin tesirinde kalmadan Kur’an ve sünnete uygun şûraların toplanması ve kararların alınmasıdır. Zira buna insanlığın ihtiyacı var.

 O kadar mesele var ki, mü’minler siyasî, ictimaî, iktisadî, teknolojik, ekonomik ve askeri yönden en kuvvetli halde bulunmalıdır. İslâm’ın mü’minlerden isteği de budur. Düşmanın silahı ile silahlanmamız gerek, hatta onlardan daha güçlü olmamız mü’minlerin şiarıdır. Bu kadar ciddî meseleler varken, dünyanın her yerindeki müslümanlar sıkıntı içerisinde inim inim inilerken, kadınların hayız haline takılmak bu heyet-i muhteremleri sadece meşgul eder. Farzları elden gitmiş nevafillerin varlığı ve yokluğu bizi meşgul ediyor.

Bugün mevcut incillerin içeriklerine baktığınızda Allah inancı farklı olan inciller İsa adına, din adına tahrif edilmiş. İncil ve Tevrat insanların elinde dolaşıyor, hatta misyonerler müslüman ülkelerde müslüman gençlere hediye ediyorlar.

Tabi, eşya boşluğu kabul etmez. Biz gençlere mü’min olarak Kur’an’ı okutmaz, hükümlerini öğretmez isek başkaları onun yerine İncil ve şiidi verir.

Allah (cc), Kur’an-ı indirdi muhafaza eder. Allah’a güç değil, ama gelin buna biz vesile olalım, okuyalım, okutalım ve hayatımıza uygulayalım. Fetvaları, başkaları razı olmasa da Kur’an’ın özüne uygun halde verelim. Sonra bir gün, “Kur’an’dan gayri müslimlerin aleyhine olan ayetleri çıkarın da sizi AB’ye alalım.” derlerse şaşmayın.

Allah’ım, ümmet-i Muhammedi Kur’an’a mahkum et. Amin.

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.