E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AHMET HUNLUOĞLU ahunluoğlu@ilkadimdergisi.com

YAYIN EKSENİ;


İŞİTTİKLERİM GÖRDÜKLERİM BİLDİKLERİM

Münevver Ayaşlı

Timaş Yayınları, Mart 2002, 192 Sayfa

“Görebilmek, okuyabilmek ve bir devri rivayetiyle, dedikodusuyla nakletmek. İşte tarihe ve tarihçiye en büyük hizmet. Tarihçi bu yazıları ayıklasın, istediklerini alsın, istemediklerini bıraksın.” diyen Münevver Ayaşlı Hanımefendi, içinde yaşadığı devri (1906-1999) tanıdıkları, gördükleri, işittikleri, işitenlerden işittikleri, nüktesi, rivayeti, efsanesi ve bilebildiği kadar hakikatiyle kendisinden sonra gelecek nesillere nakletme çabası gösteren bir Osmanlı hanımannesidir.

Köklü aile yapısı ve eşinin bulunduğu önemli devlet hizmetleri sayesinde Abdülhak Hamid’den, Halide Edip Adıvar’a, Mithat Cemal Kuntay’dan Asaf Halet Çelebi’ye, İsmail Hami Danişmend’den, Burhan Toprak’a, Mösyö Massignon’dan Albert Gabriel’e kadar bir çok önemli ismi çok yakından tanıyan Ayaşlı’nın, hem hatırat edebiyatımıza hem de tarih ve kültürümüze belki en büyük katkısı işittikleri, gördükleri ve bildiklerini yazıya geçirmiş olmasıdır.

Günümüzü anlayabilmek için yakın tarihi öğrenmenin gerekliliği hepimizce malum. İşte bu kitap, yaşayan insanın kaleminden bizlere aktarılan önemli bir eser.

 

VUSLAT KÖPRÜSÜ

Burak Serdengeçti

Türdav Yayınları, Şubat 2002, 206 Sayfa

Roman kahramanı Kerem’in, bozkır toprağının kavurucu iklimine ve yakınlarına duyduğu özlemi dile getiren mektubuyla romana giriliyor.

12 Eylül öncesi Türkiye’de oynanan oyunları hatırlayınca, sosyal hayatta da insanların oyuncak malzemesi gibi kullanılmasına üzülür. Derin bir tahlilin içinde uykusuz gecelere sığınır. Dağlara cemre düşmesini beklerken, yağmalanan bir odalı evde ıstırap yağmurlarına tutulur. Yalın ayakla karların üzerinde dolaşan kadının üşümediğini görünce, iliklerine kadar titrer.

Beklenmedik bir günde karşısına çıkan Mihriban umut kuşu olur. Aynalardan ötesini görmek isterken iç dünyasına ışık gibi düşer. Hayatı şiir tadında yorumlarken, yalnızlığın girdabından Mihriban’ın yardımıyla kurtulmak ister. Geçmişin tozlu raflarında aşkın adresini ararken şehir ve köy ikileminde kalır.

Öğrencilik yıllarında hariçten gazel okuyanların hatalarından etkilendiğini hatırlayınca kendini dağlara vurur. Dağda temiz bir insana rastlayınca onunla Ortadoğudaki oyunları tahlil ederler. Bu milletin efendi(!) oyalama taktikleriyle nelerelere getirildiği, gerçek ve müsvette efendinin kimler olduğunu karşılaştırır.

Kişi ve devletlerin yalnız kalmasını çekilmez bir yük olarak görür. Körfez Savaşı’nın arefesinde Türk ve Arap dünyasına oynanan oyunun halkalarının kırılması için fikir oluştururken, yalnız olmadığını, gerçek hayatın beyaz perdedeki galasında herkese haykırmak ister.

Gönüller sultanı Hüseyin’in çektiği acıyı ve Kudüs yüzlü Leyla’nın ıstırabını savaşın ayak izlerinde görür. Naklen savaş senaryoları uygulanırken, Ankara Kalesi’nde nazlı nazlı dalgalanan bayrağın içini ısıttığını hisseder. Şüpheler sendromundaki Mihriban kale mazgallarından ayrılırken sözleşmeye imza koymak istemez. Beklenen savaşların anası, zulüm makinelerini mazlumların üzerine çevirir. Ortadoğu yanar, Kerem yanar.

Köprünün ayaklarına ilk harcı korlar. Meçhul bir aşk tüneline girerler. Muhabbet kıvamında güzel bir hayat düşlerken gecenin çizgileri ağız tadını bozar.

İstanbul yolculuğundan önce şüphe ve kuruntu fırtınasına tutulan Mihriban, savruk tavırlarıyla Kerem’in yolculuğunu gölgelemek ister. Dönüş umudu olan yolculuk başlar. Yol arkadaşı olan Ünal, İstanbul gerçeğinin içinde tezatlar iklimine doğru gidip gelirken, Kerem’in içinden yağmur yüklü bulutlar, kahverengi dağlar geçer gider uzaklara. Uykular, bir başka bahara ertelenen vuslat bayramı gibi geri dönüp gelmez. Denizin meçhul şarkıları ve insanın trajik yalnızlığı romanın ana konusunu oluşturur.

Vuslat diye diye güneşin batışına şahit olurlar. Memo Baba ile doğu gerçeğini sorgular. Heyecan ve özlem fırtınasıyla herşeyi sarsılan Kerem hiç ummadığı bir günde acı bir sürpriz yaşar. Geri dönülmez yolun dönemecinde yapayalnız kalır.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.