E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

FİKRET ŞANLI

KÜLTÜRÜMÜZÜN TEMELLERİ ;


BEDEN DİLİ

Bir çırpıda büyük bir zevkle okumuştum, “Beden dili” adlı eseri. Kendimi elinde merceğiyle parmak izi tespit eden bir dedektif gibi hissediyordum.

Muhatabım ağzını açmasa dahi oturuş biçiminden, parmaklarının hareketinden, bakışlarından içinde bulunduğu haleti ruhiyeyi tesbit edebiliyordum.

Bakkalımız Hasan Efendi’nin dirseklerini masanın üzerine koyup kafasını iki elinin arasına almasını ve  bir kağıda bakmasını mal alıp da parasını getirmeyen borçlular listesi olduğunu hemen tesbit ettim. Ve bir dokunup bin ah işitmiştim.

Bu iş çok hoşuma gitmişti. Biraz parkta oturup hem arkadaşımı bekler, hem de biraz tahlil yapardım. Parktaki stratejik konumumu ayarlayıp bir banka oturdum. Dirseklerimi banketin üstüne dayayıp, karşı bankta oturan iki deneği tahlile, gözetlemeye başladım.

Solda oturan biraz pejmurde giyimli, saç sakal birbirine karışmış ayak ayak üstüne atmış, kendini beğenmiş bir tiplemeydi. İnsanlar kendini bu hale niye sokarlar bir türlü anlamam. Belki de entelliğin bir gereksinimidir bu. Sağda oturan şahıs ellerini namazdaymış gibi dizlerine koymuş. Önünden geçen simitçiye bile ayağa kalkacak derecede mahçup ve saygılı bir tipi var. Giyiniş tarzı kendi halinde bir devlet memurunu andırıyor. En çok etkilendiğim yönü ise gözleri. Ayrı bir bakışı var. Sanki arkadan birisi daha bakıyor gibi.

Bence sağda oturan bir ressam veya bir şair, evet bence o bir şair.

Dış hali her ne kadar dağınık da olsa o karmaşa içinde itina ile seçilen kelimelerden ne şaheserler ortaya çıkar ve yazdığı şiirler de serbest vezinlidir. Zaman değişti. Zamane şairleri serbest takılıyor.

“Failatün failatün mefailün.” kalıplı şiir yazmak ayrı bir sanattır. Şair dediğin beyefendi, saygılı bir şahsiyet olur ama gel gör ki bizim ‘fuzulî!’ verdiğim selamı bile almamıştı. Saygısız şey. Bu tipler hep böyle olur. Çok gördük böylelerini çook!

Sağdaki adamın tahlili iyice zorlaştı sanki. Aynı kitabı okumuş ve karşıma oturmuştu. Yüzünden temiz bir insan olduğu belliydi. İçinde florasan lamba varmış gibi aydınlıktı yüzü. Hele bakışları çok derindi. Ne bakıştı öyle, sanki ruhumu görüyordu. Hiç kımıldamıyordum, özel hayatıma vakıf olmasın diye. Ne olur, ne olmaz. Belki de veli bir zattır. Üçler, Yediler, Kırklardan olabilir mi? Hayır! Hayır! Fazla abarttım. Olsa olsa 627’lerden bir devlet memuru, hatta elbisesi biraz daha uyumlu olsa ve kendine güven ifadesi veren birkaç hareketle beraber bu adam bir devlet dairesinde müdür diyeceğim ama bu sadelik içinde herhalde basit bir memur. Öğlen paydosunda simidini yemek için bu parkı seçti. Tabii kahveye gitse bir de çay parası...

Bir hareketlilik var...

Bizim şair mırıldanmaya başladı ve sustu. Herhalde kafiye tutturamadı. Şairlik bir emek ister. Öyle bekle bekle olmaz ki. Varıp yanına: “Birader beklemekle bu iş olmaz, vahiy gelecek değil ya. Hem vahiy iki türlüdür. Rahmani ve şeytani. Rahmani kesileli 1400 sene oldu. Sen herhalde şeytaniyi bekliyorsun.” demek lâzım ama “Sen de kimsin?” derse işler karışır.

Hele şükür bizim memur gözlerini yumdu da yüzüne bakma fırsatı buldum. Bir taraftan güneşi bütün vucudunda hissetmeye, diğer taraftan da 10 yıldır gidemediği deniz kenarını hayal ediyordur. İyi ki okumuşum şu kitabı. Yanlarına oturup muhabbet etsem bu kadar bilgi alamazdım. “Acaba evli midirler?” derken arkadaşım Hasan parkın ucundan gözüktü.

Gelişinden ve biraz dağınık olmasından gününün nasıl geçtiği belliydi. Yine hanımıyla kavga etmiştir.

- Hoşgeldin.

- Sağol.

- Biraz geç kaldın. Herhalde hanımınla takıştın?

- Aa... Evet nasıl bildin?

- Boş ver (ben bu işi sevmeye başladım)

- Ha! Aklımdayken, şu karşıdaki iki adamı tanıyor musun?

- Tabii tanıyorum. Soldaki Berduş Kâzım, kasabanın delisi, sağdaki de Kör Salih. İyi adamdırlar.

- Ne?.. Olamaz.

- Hayırdır?

- Hiç, öylesine sormuştum. Hadi gidelim. Sen de bir vaktinde gelmezsin ki...

...

“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü, zannın bir kısmı günahtır.”

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.