E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

YUNUS HÜDAYİ

İLİMDEN İRFANA;


iRFAN EHLiNDEN

“Dünya hayatı bir rüyadan ibarettir. Dünyada servet sahibi olmak, rüyada define bulmaya benzer. Dünya malı, nesilden nesile aktarılarak dünyada kalır. Ölüm meleği gafilin canını almak suretiyle onu uykudan uyandırır. O kimse gerçekte sahip olmadığı bir mal için dünyada çektiği sıkıntılara hayret eder. Bin pişman olur. Lâkin iş işten geçmiş herşey bitmiştir.”

(Mevlana)

 

“Ey kardeş! Görmez misin ki, çocuk dünyaya geldiği zaman dünyaya olan hırsından dolayı elleri birşeyi tutuyormuş gibi yumuktur. Dünyadan giderken de avuçları içi boş olduğundan açıktır. Çünkü hırsla arzulanan şey elden çıkmıştır. Ölüm nasihatçı olarak yeter.”

(Ahmet er-Rifâî)

 

ARKADAŞLIĞIN BÖYLESİ

Arkadaşlığın, sohbetin hakkı ağırdır, ona gerçekçiler dayanır. Rasul-i Ekrem (s.a.v.) imanı güzel arkadaşlığın, İslam’ı da güzel komşuluğun mükafatı kılmıştır.

“Biriniz (din) kardeşine olan sevgisini ona haber versin.” (Ebu Davud, Tirmizi) buyrulması, sevgiyi celbetmenin bir usulünü gösteriyor.

Kardeşini gıyabında savunmak, onun hakkıdır. Medhedilmeyi arzu ettiği kimseler yanında onun iyiliklerini konuşmak, aile efradını, sanatını, ahlakını, kalıbını, yazısını v.s. övmek sevgiyi celbeden en kuvvetli amillerdendir. Onu övenlerin medihlerini ona anlatmak da böyledir. Arkadaş için şerefi, şahsiyeti zedeleyici sözler, köpeklerin eti parçalamasından daha kötüdür.

Ebû Derda, tarlada bir boyundurukta koşulu iki öküz gördü. Öküzlerden biri kaşınınca öbürü de olurdu. Bunu görünce ağlayarak; “İşte Allah için kardeşlik böyle olur. İkisi de Allah için çalışır. Birisi durunca öbürü de ona uyuyor.” dedi.

Ebû Süleyman Darânî anlatıyor: “Irak’da bir dostum vardı. Zaman zaman ziyaretine giderdim. Kendisine paraya ihtiyacım var, dediğimde o da kesesini uzatır, ihtiyacım kadar alırdım. Bir gün yine gittim. Bu sefer, ‘Ne kadar ihtiyacın var?’ dedi. Bu, bende dostluk sevgisini azalttı.”

Rivayete göre, Mesruk, arkadaşı Hayseme’nin ağır borcunu ödemek için, haberi olmadan, kendisi borç altına girmiş ve yekdiğerinin haberi olmadan birbirlerinin borcunu ödemişler.

Eski dostlardan bazıları, ahbabları öldükten 40 sene sonra dahi hâlâ çoluk, çocuğunu arar, ilgilenirlerdi.

Rasul-i Ekrem Efendimiz; kimsenin hoşuna gitmeyecek sözü yüzüne söylemezdi. Ancak emr-i bil maruf, nehyi anil münker hariç. Dostun hakkında sui zan etmekten kaçınmak esastır.

İbn-i Abbas der ki: “Adî kimselerle mücadele etmekten kaçın, seni üzerler. Halim adamlarla mücadeleden sakın, sana küserler.” diyor.

İmam Şafii: “Kardeşine gizli va’z edip, öğüt veren, ona gerçek nasihatçıdır. Halk arasında öğüt verirse, onu rüsvay eder.” diyor.

Ona nasihatta, kalp kırması olmaz. Zira bilerek yaptığı hususlarda, yaptığın nasihata kırılır. Onun kusurlarını affetmek onun hakkıdır.

Hikayeye göre, iki dosttan biri, kara sevdaya tutulur. Ötekine der ki:

- Beni bırak, ben hastalığa yakalandım. Senin hakkına riayet edemem. Ötekisi onu bırakmadı, dua ve ilgiye sarıldı. Sonunda arkadaşı kurtuldu.

Esas olan kardeşine değil, yaptığı fiile buğzetmektir.

İçkiye devam eden bir adamı, şiddetle kötüleyen birine Rasul-i Ekrem Efendimiz:

“Sus! Kardeşinin hakkında şeytana yardımcı olma.” (Buhari) buyurdu.

Şair şöyle der:

“”Huz min halilike ma safâ

Veda’ ellezi fihi’l-keder

Fel’umru aksaru ınin

Muatebetilhalili alel-ğayr.”

Yani dostunun sana huzur veren yönlerini al, üzüntü ve tasa veren yönlerini bırak. Zira ömür bir takım için kusurları dostunu ayıplayıp, eleştirmeye yetecek kadar uzun değil.

Arkadaşlığın, dostluğun bir hakkı da ona yük olmamaktır. “Bar olma, yar ol.” sözü bunu anlatır.

Yine şairin biri mealen şöyle diyor:

“Cahil olanın arkadaşlığından aman ha sakın! Zira cahillerle arkadaşlık kurulduğunda çok kötü kanaatlere sebep olmuştur. Kişi, diğer birinin kendisini kötülemesine kıyasla ölçülür.

Bir şey diğer bir şeye olan benzerlik ve illetlerine bakılarak  değerlendirilir. Kalp kalbe karşı geldiği zaman hükmünü verecek delile ulaşılır.”

Dost edineceğin adamı, önce kızdır. Sonra üzerine adam sal, ona senden sorsun. Şayet iyi konuşur, sırrını gizlerse, bu adam sadıktır, demişlerdir.

 

ÖRNEK BİR ŞAHSİYET

Hz. Ebû Bekir (ra)

Esas adı, Abdullah b. Ebî Kuhafe b. Osman b. Amir b. Amr b. Ka’bb Temim...

Nesebi, Murre b. Ka’b de, Peygamber (s.a.v.) ile birleşir.

Der ki: “Takva, akıllıca yapılan işlerin en güzelidir. Halka asî olmak, ahmakça yapılan işlerin en çirkinidir. Verilen emaneti yerine getirmek, en üstün doğruluk sayılır. Hiyanet olarak da önde yalan gelir.”

Bir defasında bilmeden şüpheli bir şey yedi. Anlayınca midesini boşalttı ve şu duayı yaptı:

“Allah’ım, bilmeden yaptım. Çıkarabildiğim kadarını çıkardım. Mideme karışan ve damarların emdiği kısım kaldı. Bilmeden yaptığın bu iş için beni sorguya çekme.”

Dedi ki: “Bu, bir başka haldir. Sonu nasıl olacak bilinmez. Şu var sonun iyiliği, evvelin iyiliğine bağlı olur. Bu işe, güç bakımından en üstün olanınız dayanabilir, bir de nefsinize tam hakim olan.”

Şöyle dedi: “Kulun kalbine, dünya süsünün biri girince Allah ona darılır. Bu dargınlık, o süsten ayrılıncaya kadar devam eder.”

Bir defasında şu hutbeyi irad etti:

“Ey nas! Allah (c.c.)’tan utanınız. Varlığın sahibine yemin olsun ki, ben sahrada defi hacet yapacağımda, mümkün olduğu kadar örtülü, kapalı bir yerde yapıyorum. Buna sebep Allah’tan utanmamdır.”

Der ki: “Keşke ben, koparılan, sonra da yenen bir bitki olsaydım.”

Çoğu kere dilini parmak ucuyla tutar ve şöyle derdi:

“Kapılıp gittiğim bütün felaketlerin sebebi bu.”

Binekte iken, devesinin yuları düşerse, “verin” demez; deveyi çöktürür, alırdı.

- Bize deseydin de verseydik denilince:

- Rasulullah (s.a.v.) bana: “İnsanlardan bir şey isteme.” diye emretti.” buyurdu.

Hüznü ve Allah’a karşı korkusu fazlaydı. Bu hali icabı, içi daima yanıktı. Yanında duranlar, ağzından kızaran ciğer kokusu alırlardı. 63 yaşında akşamla yatsı arasında vefat etti. Hicrî 13. yıl. (Miladi 634) Allah ondan razı olsun.

(İrşa’rani, Tabakatü’l-Kübra)

 

 

HAYRET EDİYORUM

Hatemü’l Esam şöyle buyuruyor:

“Hayret ediyorum. Bir kimse vardır, gece sabahlara kadar ibadet eder, gündüzleri oruç tutar. Günahlara girmez. Böyle olduğu halde, bu zatı daima gözyaşları içinde görürsün.

Bir başkası vardır ki, geceleri sabahlara kadar uyur, güneş her zaman üzerine doğar. Gündüzlerini oyun ve oyuncakla geçirir. Her çeşit hatalara düşmekten çekinmez. Buna rağmen daima onu güler bulursun.”

 

CENNET NEDİR?

Bir gün, Ebû Abdullah Nessac arkadaşlarını toplamıştı. Onlara şöyle dedi:

- Dünyada Allah’ın cenneti vardır. Ona giren, her beladan kurtulur, emin olur. Oraya varanlara mübarek olsun. Orası ne kadar hoştur.

Biri sordu:

- Cennet nedir?

Şu cevabı aldı:

- Allah’ın zikriyle hoş olmaktır.

 

GÖNÜL TERENNÜMLERİ

Vardıkça pîr-i kâmil’e

Taş olsa dil yumşağ olur.

Firavn ise nefsin yakîn

Karıncadan alçağ olur.

Oldunsa vakıf aczine

Edna amel bir dağ olur.

Çürüklerin hep sağ olur

Zehrin kamu balyağ olur

Dağlar yemişli bağ olur

Cümle cihan bostan sana.

(Divan-ı Esad)


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.