E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

M. Fehmi Reyhan(mfreyhan@ilkadimdergisi.com)

KAPAK;


Yüreğim ardından düştü yollara    

Ben seni bir kere gördüm. Yüreğime kadifeden bir tohum ekildi. Ne olur bir baksan diye bekledim. Beni utandırmamak için mi tanımazlıktan geldin? Başım eğikti o gün, gönlüm mahzundu o gün. Ellerim yumruk, dudağım kilitliydi o gün. Senin kalbinden sürgün oluşumun yıldönümüydü o gün. Dokunsalar ağlayacak gibiydin. Dokunmadım yine de ağladın o gün. Bütün enstrümanları susturdum ve koro halinde çalan kornaları... Hareketsiz bir şey söylemeni bekledim, ama sen bakmadan gözlerime, susarak konuştun o gün. Rehberin söylediklerine kulak asmadı yüreğim. Ben senin ruhunu bilirim. Fatih’in olmasa taş yığınından başka nesin?

Ben seni bir kere gördüm. Minaren bana inat, şerefen herşeye meydan okyarak. Esir halinle bile korkutucuydun o gün. Yine de mezardaki ve kefendeki kadar gariptin o gün. Bir ara başını kaldırdın. O dağlar deviren bakışınla devirdin kalbimdeki tüm tahtları. Ay hüznünden sarardın. Sustu kuşlar, sustu tüm sesler. Gözlerim intihara kalkıştı. Işığım karardı. Gözlerim gözlerine “anlayış” diye yakardı. Gözlerin hesap sormamaya başladı: “Koca bir tarihim ben, nasıl seyirlik nesneye dönüştüm. Turist rehberlerinde geçiyor adım. Neyin yakan bedelini ödüyorum.” Susma sırası bendeydi. Tam o sırada polisler imdadıma yetişti. Kimliğini sordular. “67 yıl önce kaybettim.” dedi. Apar topar lambalarını söndürdüler. Olsun, seni bu halinle de tanır ve severim.

Zaman burçları da yener, bilirsin sen de,

Mevsimler sarılarını, yeşillerini bırakarak geçer

Açılır bütün kapılar, görülür bütün düşler

O iğneyle, acının dantelini örerim, biliyorsun

Bir de seni sevmem var ki, o beşinci mevsim.

Mevsimler değişti. Günler günleri emdi, toprak toprağı. Her şey kendine dönüştü, var yoğa, yok vara. Ama ben beceremedin geç kalan olmamayı. Hâlâ ufuk çizgisi mavi, gün batımı hep turuncu ve kırmızı bütün karanfiller. Ama biz seni şereflendiren Fatih’in torunları değiliz artık. Hiçbir can yeleği yüzdüremez karadan, gemileri bu saatten sonra. Ve senin yüzünü biz güldüremeyiz artık. Bakmasın gözlerin sert, keskin, üzgün, terkedilmiş. Ve dolmasın gözbebeklerin acıma duygusuyla. Zaman zift mevsimi, mekan kara, yollar neden uzadı, vuslat neden uzak diye sorma. Ve ağlama! Senin gözlerinden akan bir damla yaş yeryüzündeki bütün gölleri tuz gölü yapmaya yeter. Gül ki bir de acılaşmasın göller. Yüreğinin işgalinin yıldönümü bugün biliyorum, ama ağlaman boşuna. Çünkü bizim kızlarımız senin için şiir okumayı bilmezler. (Filistinli kız gibi) Ve oğullarımız özgürlük için taş atmayı... Ve sen dudağı olmayan insanların nefes aldığı bir şehirde yaşıyorsun. Biz bizi yormayan merdivenlerden çıkmayı, açıldığında rüzgârı bizi üşütmeyen pencerelerden bakmayı severiz. Tekin olmayan suların üzerinden atlamayız, tebdil-i mekân uğruna. Ve köprüleri göze alamayız hürriyet adına. Hem elektronik alârmlar, nöbetçiler, kilitler seni koruyor, güvendesin. Kelepir bir bina da değilsin. Müzayedelerde satılmıyor çinilerin. O halde neden hâlâ hüzün işgalinde yüreğin? Biraz akılcı düşünsen bu kadar sıkılmayacak yüreğin.

Bilirim camiler, göllerde nilüferler gibi çoğalsa... Her yer müsveddelerinle dolsa... Senin boşluğun dolmaz. Ama eğer mutsuzsan burada ve başın yerde olmayacaksa orada... Git... Konstantiniyye’de yaşa. Bir kimliğin olur hiç olmazsa. Bilirsin 549 yıllık bir aşkla, 67 yıllık bir hasretle severim seni. Herşeyin pak olmasına rağmen çok seviyorum seni. O kadar ki, benimle mutlu değilsen benden uzakta ol... Jüstinyen bir dinle onurlandırır seni. Git... Ağlamak yerine mutlu ol.

Bilirim biz sana bir din bahşedemedik, lâyık olduğun kıymeti veremedik tarihine. Hem bizim depremlerimiz, krizlerimiz var. Kadınlarımızın önünde engeller, erkeklerin bakmaları gereken aileleri var. Ve ben açayım derken kapılar örterim üstüne, seveyim derken incitirim. Git... Malazgirt’im, Mohaç’ım, onların Sevr’i, Viyana’sı ol. Yağmalanmış bir kalp nasıl mutlu olur ve tarafsız bir mâbed? Hayır güneş ufuktan daha doğmayacak, şafak diye beklediğin şey bir yangın. Git... Konstantinos’un mâbedi ol.

Bilirim sen olmayınca bu şehir boş, ruhsuz ve kokusuz. Bu yüzden kalbimi koy giderken cebine. Ben çakıl taşı ve kum toplayarak seni yaparım yokluğunda... Unutulmuş bir zamanın fotoğraflarına bakar avunurum. Seni hatırladıkça unuturum... İsyan ile ağladıkça kabullenirim... Seni yazdıkça kapatırım... Sen başını kaldır da... Mutlu ol da.... Ama yine de gitmeni istemiyorum... Ayasofya...

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.